20 Eylül 2017 Çarşamba

SEVGİ NEYDİ ?




Genç doçent kendisini dikkatle dinleyen bir amfi dolusu tıp öğrencisine yumuşak bir ses tonuyla anlatıyor.

-Vakamız yatağa bağımlı. Bırakın yürüyebilmeyi ayakta durmayı, oturabilmek için bile yardıma ihtiyaç duyuyor. Destek verilmediği sürece oturamıyor. Acıktığını veya susadığını söyleyemiyor. Bu ihtiyaçları olduğu zaman anlamsızca haykırıyor bağırıyor. Ağzında dişleri olmadığı için de yiyecekleri çiğneyemiyor. Onu bir şekilde beslemek zorundasınız.

-Uykuları düzensiz. Gündüz deliksiz uyuyabildiği gibi gecenin bir yarısı feryatlarla uyanıp herkesi uyandırabiliyor. Bağırsak faaliyetleri düzensiz olduğu gibi, tuvalet ihtiyacının farkında değil ve kontrol de edemiyor. Onun için bez kullanmak zorundasınız.

-Konuşamıyor, konuşulanları anlamıyor. Ama sevgiyi fark ediyor ve sevgiyle söylediklerinize, gülümseyerek karşılık verebiliyor. Eline verdiğiniz bir objeyi almak için uzanamıyor, ancak eline tutuşturursanız sımsıkı kavrayabiliyor.

-Mesai kavramı olmadan 24 saat onun her ihtiyacını karşılamak zorundasınız hem de hiçbir ücret almadan. Alabileceğiniz tek karşılık, belki bir gülümseme olabilir.

-Ne dersiniz böyle bir göreve talip olur musunuz?

Koca amfiden çıt çıkmıyor, öğrenciler dehşet içinde hocalarını dinliyorlardı. Kocaman açılmış gözleriyle kafalarını iki tarafa sallayarak olumsuzluk belirttiler.

Tebessümle öğrencilerine bakan genç doçent, onlardan gelen olumsuz karşılık üzerine

-Ama dedi ,”benim evimde böyle bir vaka var ve ona sonsuz hem de hayatımda tatmadığım bir sevgiyle bakıyorum. Ve her ihtiyacını karşılamayı hayatımın en öncelikli vazifesi olarak görüyorum.”

-O benim henüz 3 aylık olan bebeğim…

 

***

Sevginin gücünü anlatan bu güzel hikâyeyi, bir yerlerde okumayan ya da birilerinden dinlemeyen yoktur sanırım. Çok sevdiğim bu hikâyeyi bir de ben, kendi kelimelerimle anlatmak istedim.

***

Eskiden sevgi, bir his ve duygu durumu olarak tarif edilirken, günümüzde daha farklı tekniklerle adeta görünür hale getiriliyor. Artık Nöro görüntüleme cihazlarıyla, gelişmiş laboratuvar teknikleriyle, birçok duygu durumunda beyindeki elektriksel faaliyetler görüntülenebiliyor, hormonal salgılar, ölçümlenebiliyor. Beyinde ki duygusal faaliyet merkezleri belirlenebiliyor.

Sevgi ve diğer duygu durumları, mekanik bir işlem gibi tanımlanabiliyor.

Peki, her şey bu kadar basit mi?

Vücudumuz da, beynimiz de elektriksel faaliyetler oluşuyor, hormonlar salgılanıyor ve biz âşık oluyoruz, seviyoruz, kızıyoruz, nefret ediyoruz, üzülüyoruz vs. vs.

Sevgi nedir? Nasıl bir şeydir? Salt hormonlarla, beyindeki bağlantılarla, elektrik akımlarıyla, nöron faaliyetleriyle açıklanabilir bir şey midir?

Kaç çeşit sevgi vardır mesela? Anneye duyulan sevgi evlat sevgisinin yerine geçer mi? ya da evlat sevgisi eş sevgisinin yerine?

Peki, nerededir sevgi?

Yeri yurdu neresidir? Beyinde mi yaşar kalpte mi biter? Eğer yoksa nereden alınır, nerede satılır? Bitince yedeği var mıdır mesela, yeniden doldurulabilir mi?

Peki, beyinde başlar, kalpte yaşar diyebilir miyiz?

Nasıl bir potansiyeli, nasıl bir yapısı vardır ki fiziksel olarak görevi kan pompalamaktan ibaret olan kalbin, bu yumruk kadar organın içine tüm dünya sığabiliyor. Çeşit çeşit sevgi bir arada var olabiliyor.

Nasıl kocaman bir kaptır ki bu kalp, birbirine benzer benzemez kaç türlü sevgiyi birbirine karıştırmadan, içine alabiliyor. Anne babaya duyulan sevgiyi de, evlada duyulan karşılıksız sevgiyi de karşı cinse duyulan aşkı da, bir çiçeğe bir ağaca, bir kediye, bir kuzuya duyulan sevgiyi de.

 

**** 

Nasıl bir şeydir ki sevgi, küçücük bir varlık için tüm hayatını değiştirmeyi, ömür boyu sürecek bir sorumluluk altına girmeyi kabul ettirir? Onun ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarından önce gördürür, onun önceliklerini kendi önceliklerin haline getirir. Onun için belki kariyerini öteleyip,  hayata gelmene sebep olan anne babandan önce gelmesini sağlayabilir ki. Nerden alınır nereye konur bu kocaman duygu?

Neden sever insanoğlu evladını, onun için kalbi kelebek kanadı gibi titrer? Diğer çocuklardan daha zeki, daha güzel, daha becerikli oldukları içi mi acaba? Ya da sadece neslini devam ettirdiği için mi?

 

Hadi diyelim bebekken sevimliydi, ama ya ergenliğinde? Hem çirkin, hem huysuz, hem tembel oldukları dönemlerinde, nasıl devam eder bu sevgi denen şey?

Nasıl bir çeşit sevgidir ki aşk, o zamana kadar belki varlığından haberdar olmadığınız, nerelerde yaşayıp neler yaptığını bilmediğiniz bir insan için, ailenizi akrabalarınızı bıraktırır. Belki kıtalar arası seyahat ettirir. Milyonlarca seçeneği teke indirip, ömrünüzü ona adamanıza sebep olur. Hayatınızın bundan sonrasını onunla geçirmeyi göze aldırır.

Nasıl bir elektrik akımıdır ki “o” etraftaki tüm insanların görüntülerini silip, elinin ayağının titremesine sebep olur…

Sadece var olma, neslini devam ettirme güdüsü mü?

Nasıl bir ihtiyaçtır ki karşılanmadığında birçok ruhsal problemlere, hatta fiziksel rahatsızlıklara yol açar. Karşılanmayan anne sevgisi güven kaybına, baba sevgisizliği de akademik kariyerde başarısızlıklara sebep olur.

***

Ya olmasaydı sevgi, ne olurdu? Dünya neye benzerdi? İnsan türü nasıl devam ederdi?

Zaten yeterince zor olan hayat nasıl geçerdi?

Düşünün, sevgi denen o şey hiç yok ve hiç bir şey hissetmiyorsunuz, ama tüm yükümlülükler devam ediyor.

Öğretmeninizi sevmeden okula gidiyorsunuz…

Hiç sevmediğiniz çocuklarla anlamsızca hareketler yapıyorsunuz, yani oyun oynuyorsunuz.

Garip ergen tiplerle sosyalleşme adına, saçma davranışlar geliştiriyorsunuz.

Koltuğun altına tıkıştırdığı kirli çoraplarını toplarken söylendiğiniz adam için, ailenizi bırakıyorsunuz.

Saçını parmağına dolayıp omuz silkerken trip adan bir kız için, tek taş denen anlamlı (!) nesneye dünyanın parasını bayılıyorsunuz

Başkasının ağzını sildiği peçeteye dokunamazken, 5 kg lık minyatür bir insanın altını temizliyorsunuz.

Sivilceli, çirkin, huysuz üstelik tembel olmasına rağmen, küstahlıktan ödün vermeyen bir ergen için, gelirinizin yarısını okul taksiti, servis parası ve cep telefonu için harcıyorsunuz.

 

 

Herhangi iki yaşlı insandan farkı olmayan kadın ve adam için, zaten 20 gün olan yıllık izninizde tatil yerine, bayramda onları ziyarete gidiyorsunuz.

Ve hiçbir şey hissetmiyorsunuz. Kalbinizde ılık ılık bir şeyler akmıyor. Midenizde kelebekler uçmuyor. Göz bebekleriniz büyüyerek yüzünüzde kocaman bir gülücük olmuyor…

Mekanik bir şekilde, salt görev bilinciyle bir meslek icra eder gibi, sadece yükümlülüklerinizi yerine getirmek için tüm bunları yapıyorsunuz…

Off, distopya romanlarındaki hayat bile, daha az mekanik ve ürkütücü olurdu herhalde…






13 Eylül 2017 Çarşamba

BÖYLE GEÇTİ BU YAZ

                   BAHAR VE YAZ GANİMETLERİM

Bu yaz sonu, daha önce hiç yapmadığım bir şeyi yaptım. Okuduğum kitapların listesini tuttum. Baştan böyle bir niyetim olmadığı içinde, listedeki kitapları tam olarak ne zaman okumaya başladım net tarih veremiyorum, ama Mart ayı sonları gibi kitap maratonum başlamıştı. Hangi sırayla okuduğumu da tam olarak hatırlayamadığım için bahar ve yaz olarak ayıramadım. Eylül de okuduklarımı  listeye dâhil etmedim.

İyi bir okuyucu olduğumu zannederdim, lakin bazı blogger arkadaşları görünce, bu zannım oldukça azaldı. Çok sıkı kitap okuyucusu blogger arkadaşlar var ve güzel de kitap yorumları oluyor.

Kitap bloglarını dolaşmak benim için bir paradigmaya dönüştü. Okuduğum ve sevdiğim kitapları görünce mutlu oluyorum ama bir yandan da okuyamadıklarım karşıma dikiliyor. Okunacaklar listemi azaltıyorum diye sevinirken, listeye yeni kitaplar ekleniyor veeee döngü devam ediyor. Listedeki şıklara tik at ve yeni şıklar  ekle J 

Bazı arkadaşlar gibi belli sürelerde belli sayıda kitap okuma hedefi koyayım diyorum, o da bende gerginlik yapıyor strese giriyorum.

Hâlbuki ben strese girmeden bir ödevmişçesine değil de, tadını çıkararak okumayı seviyorum.

 

Ne yapsam bilemedim 

Acaba diyorum, hani bir süre, kitap bloglarına uğramasam mı?

En azından listemdeki kitapların çoğunu okuyana kadar. Zira yeni listede 30 küsur madde var ve gittikçe de artıyor.

1-Anna Karenina :Leo Tolstoy




Tolstoy'un dev eseri .Sadece metafor olarak değil ,aynı zamanda boyut olarak ta dev.
Sadeleştirilmiş klasikleri sevmediğim için onları tercih etmiyorum, ama kardeşim orijinali de 1004 sayfaydı yani.
Helali hoş olsun ama.
Vronsky'in kaza geçirdiği at yarışı sahnesi muhakkak okunmalı Nasıl bir betimlemedir o !
En sevdiğim klasiklerden..










2- İntibah :Namık Kemal 





Orta okul yıllarında okuduğum bir roman .
Bazı kitapları farklı zamanlar da okumayı seviyorum.Yeniden okudum.
Tecrübesiz Ali Bey'in ,talihsiz aşk macerası anlatılıyor.
Günümüz için oldukça  ağır diyebileceğimiz bir dili var.Bu ağırlık anlatımdan kaynaklanmıyor.Osmanlıca kelimelerin çokluğundan kaynaklanıyor aslında.Romanda divan edebiyatında kullanılan sevgili tasvirleri düz yazı olarak kullanılmış ,çok şirin ve naif buldum bunu.
Osmanlı'daki ilk edebi roman olarak okumakta fayda var








9 Eylül 2017 Cumartesi

EQ- DUYGUSAL ZEKA TESTİ




DUYGUSAL ZEKANIZ YÜKSEK Mİ?

"Önceki Duygusal zeka yazımı okumak isterseniz" burada
Mümkün olduğunca dürüst davranarak cevap verdiğinizde ,aynı kademede ki arkadaşlarınızın ,Yöneticilerinizin ve size bağlı çalışanların ,size karşı bakış açılarını ölçebilirsiniz..

PUANLAMA
4-Tamamen bana uygun
3-Uygun
2-Uygun değil
1-Hiç uygun değil



SORULAR
1-Zor anlarda ,genellikle sakin ve olumlu kalabilirim.
2- Stres altındayken bile.elimdeki iş üzerinde sağlıklı düşünebilir ve işimiz üzerine odaklanabilirim
3-Hatlarımı kabul edebilirim
4-Verdiğim taahhütleri yerine getirir.verdiğim sözleri tutarım
5-Hedeflerime ulaşmada kendi sorumluluğumu bilirim
6-İşimde dikkatli ve düzenliyimdir.
7- Düzenli olarak ,farklı kaynaklardan orijinal fikirler ortay çıkarmak isterim
8- Yeni fikirler üretmede iyiyimdir
9-Karmaşık talepleri ve değişen öncelikleri kolaylıkla idare edebilirim
10-Amaçlarıma ulaşmak için,güçlü bir eğilimle sonuç odaklıyımdır
11-Teşvik edici hedefler belirlemeyi severim ve onlara ulaşmak için hesaplanmış riskler alabilirim
12-Bneden genç insanlardan da tavsiye alarak .performansımı nasıl geliştireceğimi öğrenmeye çalışırım
13-Kurumsal ve önemli bir hedefe ulaşmak için fedakarlıkta bulunmaya hazırım
14-Şirketin misyonunu kabul edip onunla özdeşleşebilirim
15-Ekibim bölümüm veya şirketimin değerleri kararlarımı etkiler ve yaptığımı tercihleri ortaya koyarım
16-Şirketimin genel hedeflerini ileriye götürmek için aktif olarak uygun fırsatlar peşinde koşarım ve diğerlerinin bana yardım etmesine izin veririm
17- Şu andaki işimde ihtiyaç duyulan benden beklenen hedeflere ulaşmak için uğraşırım
18-Engeller ve aksilikler beni kısa bir süre için yolumdan alıkoyabilir ancak durduramaz
19-Kırmızı çizginin ötesine geçerek ,eskimiş kuralları çiğnemek bazen gereklidir
20-Yepyeni bir işe kalkışmak bile olsa ,orijinal bakış açılarını yakalamak isterim
21-Koşullar değiştiği takdirde .bende taktiklerimi çabucak değiştirebilirim
22-Bazı işlerin daha iyi yapılmasının yollarını bulmak ve belirsizlikten kurtulmak için,yeni bilgiler peşinde koşmak en iddialı olduğum şeydir
23-Başarısızlık korkusu yaşayacağıma ,başarı ümidiyle hareket ederim
24-Üzüntü verici duygular ve dürtülerim işimde elimden gelenin en iyisini yapmama engel olur
25-Genellikle kendi kusurlarım ya da başkalarının kişisel kusurları için sorunlar ortaya çıkarmam

 Sonuç : Puan aralığı şeklinde sonuç belirlemedim.Aldığınız puanlar ne kadar yüksekse EQ-Duygusal zekanız o kadar yüksek demektir.


70 puan altı : Duygusal zekaları olduğu halde kendisine haksızlık edenlerdir..

6 Eylül 2017 Çarşamba

DUYGUSAL ZEKA - EQ



EQ –DUYGUSAL ZEKÂ NEDİR

Bir dönemler çok fazla önem atfedilen IQ nun tek başına yeterli hayat başarısını sağlayamadığı anlaşılalı beri çoklu zekâ türlerine olan merak arttı.

Peki, nedir EQ, IQ dan dan farkı nedir. Duygusal zekâmızı nasıl belirleriz, peki artırabilir miyiz?

IQ. Beynimizin sol lobuyla ilgili akademik başarıdan sorumlu zekâ türüdür. Doğuştan gelir, 3 yaşına kadar hızla artar ve konuyu anlamamızı sağlar. Hayat başarısının kapısıdır. Lakin bundan sonra duygusal zekâ ve sosyal zekâmız başarıda daha belirleyici rol oynar.

En anlaşılır haliyle şöyle.

IQ İşe aldırıyor

EQ Terfi ettiriyor

èAraştırmalar IQ nün hayat başarısına katkısının yaklaşık  % 20 lik bir payı olduğunu söylüyor.

Peki, EQ yani duygusal zekâ nedir?

Duygusal zekâ, duygularını sosyal yaşamda kullanabilme becerisidir .”

Üçüncü bir zekâ türü de” SQ” yani sosyal zekâdır ki bu zekâ türü IQ ve EQ nun toplamından oluşur. Kişilerin ruhsal zekâsıdır.

Ruhsal zekâyı duygusal zekâya göre daha çok yükseltebiliriz. Bunun için sözel zekâ soruları çözmek yarar sağlar. Bu hem hayal gücümüzü, hem de duygusal zekâmızı kullanarak artmasını sağlar. Ruhsal dengemizi sağlamak için IQ ile EQ muzun düzenli olması gerekir

DUYGUSAL ZEKÂ

-Kendi kendini motive edebilme

-Kendi kendini ve dürtülerini kontrol edebilme

-Şevk ve ısrarcılığını koruyabilme

-Kendi ruh halini düzenleyebilme

-Empati sahibi olma gibi birçok yeteneği kapsar

Duygusal zekâsı yüksek insanlar, duygularını anlama, anlatma ve aktarmada daha başarılıdır ki bu da hayat kalitesini % 80 e varan oranlarda arttırabilir. Böylece etrafıyla kaliteli ve sürdürülebilir ilişkiler kuran insanın, iş hayatı ve sosyal hayatta başarısının artması muhakkaktır. Okul hayatında yüksek notlar alan, ama iş hayatında orta seviyede başarı yakalamış, okul hayatında orta seviyede notlar almasına karşın iş hayatında daha fazla yükselebilmiş, çevresi tarafından sevilen, iyi bir aile kurabilmiş insanlarla karşılaşmış olabilirsiniz. Bu duygusal ve sosyal zekâlarının yüksekliğinden kaynaklanır.

EQ-Duygusal zekâ ,”Kendini tanıma”, “Kendi kendini ayarlama”,”Motivasyon”,”Empati”,”Sosyal Beceriler” ve “İletişim Becerisi “ gibi bileşenlerden oluşur.

KENDİNİ TANIMA ( self –awerness):

Kendi duygularını, ihtiyaçlarını, hedeflerini tanıması, tercihlerini yapabilmesi ve sahip olduğu özellikleri en verimli şekilde kullanabilmesidir

Kendini iyi tanıyan insan güçlü ve zayıf yanlarını, ihtiyaçlarını ve kendisini motive edecek unsurları iyi anlar ve iyi tanır. Sahip olduğu özelliklerin, duyguların diğer insanları nasıl etkileyeceği konusunda öngörüleri kuvvetlidir. Hem kendine hem çevrelerine karşı dürüsttür, kendi değer ve amaçlarının farkındadır, nerede ve niçin bulunduğunun bilincindedir ve önceliklerini bilir. İnsanın kendine öncelik vermesi egoistlik değildir. Egoistlik diğer insanların zararına kendine öncelik vermektir.

Kendi güçlü ve zayıf yanlarını bile insan bunları konuşmaktan çekinmez ve yapıcı eleştirilere açıktır, hatalarını kabul eder. Çevreden gelen mesajları bir tehdit olarak karşılamaz.

KENDİ KENDİNİ AYARLAMA(self regülatör)

Bu yeteneğe sahip bireyler “kötü ruh halinde “olduklarında, bunu “kontrol altına almayı ”ve elverişli bir şekle dönüştürmeyi başarabilirler.

Bu özellik insanın kendi kendine bir iç sohbeti gibidir. Her insan hayatında kötü durumlarla karşılaşabilir, ruhsal ve duygusal çöküntüler yaşayabilir. Ancak duygusal zekâsı yüksek insanlar bu durumlarla başa çıkmayı kontrol altına almayı bilir. Duygu ve düşüncelerini kontrol edip yönlendirebilir.

Burada amaç duyguları bastırmak değil kontrol edebilmek dengede tutmaktır. Birçok erdemin kaynağı da aslında duygularımızdır. Mesela Adalet, vicdandan kaynaklanır, Acıma, merhamet duygusundan.

Bastırılan duygular farklı şekillerde patlak verir. Mesela -  kaygılı olanlarda =boyun ağrıları, Yalnız hissedenlerde =sırt ağrıları, geçim kaygısı çekenlerde =bel ağrıları görülebilir.

Yüksek duygusal zekâya sahip insanlar pozitif duygular yaratmak, duygusal ve entelektüel gelişimlerini gerçekleştirmek için duygularını kontrol etme mekanizmalarını etkili bir şekilde kullanmayı becerirler.

MOTİVASYON

                Kişilerin belli bir amacı gerçekleştirmek üzere, kendi arzu ve istekleri ile davranmaları sürecidir.

İnsanın kendini motive edebilmesi, daima başarma isteğine ve heyecanına sahip olması demektir. Her insanın isteklendirme unsurları farklı farklı olabilir. Bu bazısı için başarı, bazısı için güç, zenginlik, saygınlı olabilirken, bazısı içinse insanlara faydalı olmak olabilir,

İnsanın kendi kendini motive edebilmesi aslında repertuarının genişliğine bağlıdır. Farklı durumlarda farklı motivasyonlar daha fazla işe yarayabilir yüzden kişinin motivatör listesinin olması birçok farklı durumları yönetebilmesine olanak sağlar.

EMPATİ

Kişinin başka insanların duygularını, ihtiyaçlarını, kaygılarını anlayabilmesi, kendini o kişilerin yerine koyabilmesi demektir. İngilizlerin deyimiyle başkalarının ayakkabıları ile yürümektir.(Herhalde en yalın hali, bizdeki kızların laf atan erkeklere söylediği “senin anan bacın olsa hoşuna gider mi ?” repliği dire J)

Empati duygusal zekâ özellikleri arasında en çok ele alınmış özelliktir. Aslında, Empatinin kökeni öz bilinçtir. Kişi kendi duygularına ne kadar açıksa, başkalarının hislerini okumayı da o kadar iyi becerebilir

Kendisinin ne hissettiğini bilmeyen insanın, başkalarının duygularını anlayabilmesi beklenemez.

èEmpati başkalarının duygularını anlamaktır, haklı görmek onaylamak değildir.

SOSYAL BECERİLER

Diğer duygusal elemenler kendi kendini yönetme ile ilgili iken bu boyut insan ilişkileri yönetme becerisi ile ilgilidir

Bu yetkinlik insanların başkalarıyla ilişki kurabilmesi ve bu ilişkilerinin uzun süre geçerliliğini koruyabilmesi becerilerini kapsar. Etkili iletişim ve kişiler arası iletişim alanlarındaki bilgi, bu yeteneği geliştirebilmek için önemlidir. Birçok insan duygularını sözlerle anlatmaktan çok, başka yollarla ifade etmeyi tercih eder. İnsanların reflekssiz beden dili çok önemli ve sahicidir. Bu dili okuyabilmek iletişimde avantaj sağlayacaktır.

İnsanlar arası iyi ilişkilerin yanı sıra bir takım oluşturabilme. Takım ruhunu sağlayabilme ve bu takımı yönetme becerisini gösterme de bu yetkinlikle mümkün olur. Sosyal becerileri yüksek kişiler, insanlar arası genel bir zeminin bulunması ve uyumun sağlanması noktasında katalizör görevi görür. Optimistik davranışlar bu ilişkilerin kurulması ve sürekliliğinin sağlanmasında büyük katkı sağlar.

SORUNLARDA

IQ Tepkisiz kalır

EQ Şaşırır, ne yapacağına karar veremez

SQ Bu iki zekânın kavramı olduğundan dolayı sorunları çözer

 

Kimse olayları mantığı ile aşamaz, herkes olayları duygularıyla aşar, mantığı ile onaylar ve sürekli kılar.

O yüzden bu üç zekânın bileşenleri insanı hayatta başarılı kılar. Evet, zekâ çeşitleri bunlarla sınırlı değildir lakin en çok karşımıza çıkan bu 3 zekâ çeşididir

Duygusal zekânın var olan potansiyel bir zekâ olmasına karşın aile ve çevresel etkenlerle artabileceği veya körelebileceği ne dair uzmanlar farklı görüşler ileri sürmelerine rağmen genel kanı çabalarla arta bileceği yönündedir.

EQ, duygusal zekâmızı belirlemek için kullanılan testlerden birini, beraberce çözmek için haftaya bekliyorum efendim.


30 Temmuz 2017 Pazar

MUTLULUK MU ? HANİ NEREDE O ?

MUTLU ET KENDİNİ 

Geçirdi çaşnigir-i felek ol denlü  vakti kim

Neval-i arzu meydana geldi işteha gitti

                                                      Nabi

Yani, büyük divan şairi Nabi diyor ki ‘’ çeşnici başı olan felek benim arzu ettiğim, istediğim yemeği sofraya getirmeyi o kadar geciktirdi ki, sonunda istediğim yemek sofraya geldi ama bende yiyecek iştah kalmadı.’’

Peki, bunu ne zaman diyor? : çok kudretli, çok itibarlı, çok zengin ama çok yaşlı bir paşanın; çok genç ve güzel eşini görünce…

***

Hayat böyle bir şey galiba. Bir şeyi çok istiyoruz, çok arzuluyoruz, mutluluğumuzu (O) na bağlıyoruz ama istediğimizi elde edince, arzumuz sönüyor, iştahımız kalmıyor.

Hayatta mutlu olmak neredeyse dünyada en önemli hedef haline geldi. Artık mutluluk çeşitli bilimsel yöntemlerle ölçülüyor, binlerce kişilik denekler üzerinde araştırmalar yapılıyor, ülkelerin mutluluk endeksleri belirleniyor, mutluluk çeşitli şekillerde tanımlanıyor da! Ama acaba mutluluğun ne olduğunu tam olarak biliyor muyuz yoksa haz alma ile mi özdeşleştiriyoruz.

En basit tanımıyla mutluluk olumlu pozitif duygular hissetmektir.

Bizlerde mutlu olmayı hedefliyoruz ve sahip olmayı istediğimiz ve isteyeceğimiz birçok şey bize ödül olarak mutluluğu vaat ediyor. Bana sahip olursan mutlu olacaksın!

Reklamlar gün boyu televizyonda, internette, otobüs beklediğimiz durakta, çevirdiğimiz dergi yapraklarında, elimize aldığımız gazete sayfalarında hiç durmadan karşımıza çıkıyor avaz bağırıyor “ bana bak, beni al, bana sahip, ol sen buna layıksın, sen buna değersin, sen böyle olmalısın”

Arka fonda hazla gülen yüzler, kahkaha atan gençler, koşturan çocuklar, mutlu sofralarda mutlu! Mutlu!  Yemek yiyen mutlu aileler! Ve altta reklamı yapılan ürün, marka veya herhangi bir haz nesnesi.

O reklamı yapılan ürün bilinçaltımıza bir mesaj gönderiyor. ‘’beni alırsan, beni tüketirsen, beni kullanırsan sende arka fonda görülen kimseler gibi mutlu olacaksın”.

Ve bizler de mutluluğu, sahip olduğumuz değil de, sahip olmayı arzuladığımız ya da arzuladığımızı zannettiğimiz, zannettirildiğimiz! Şeylere bağlıyoruz.  

Ya da Kendimize hedefler belirliyoruz, rotalar çiziyoruz o hedefe ulaştığımız zaman mutlu olacağımızı düşünüyoruz. Belirlediğimiz hedefler, nesneler renkli bir balon gibi tepede göz kırpıyor, tüm albenisiyle el ediyor “tepeleri aş da gel, bek ben buradayım” diye sesleniyor.

Var gücümüzle koşturuyoruz, çabalıyoruz, uğraşıyoruz ve elimizi değdiğimizden kısa bir süre sonra, uzaklardan bir başka balon el ediyor veee…

 Elimizde ki parlak nesne, patlak bir balona dönüşüyor, tüm hevesimiz kaçıyor. Oyuncak mağazasında, annesine zorla aldırdığı araba elindeyken, bir başka oyuncağı göstererek, var gücüyle feryat eden yaramaz bir çocuk gibi, yönümüzü yeni hedefimize dönüp, “neden benim de yok?”  diye hayıflanmaya başlıyoruz.

Zira araştırmalar gösteriyor ki insan, en çok arzu ettiği şeyi elde ettikten en fazla bir sene sonra, aynı mutluluk seviyesine geri dönüyor. Ve yine araştırmalar gösteriyor ki içinde bulunulan şartlar, mutluluk seviyesini, en fazla  % 10 seviyesinde etkiliyor.

Yani mutluluğu sahip olduğunuz değil de olmayı hedeflediğiniz şeylere bağlarsanız, ömür boyu serap peşinde koşarsınız

Yani aslında mutluluk nesnelerde, hedeflerde değil kafanızda bitiyor.

Yani aslında mutluluk, elinizin hemen altında, avuçlarınızın içinde. Yeter ki görmeyi bilin, yeter ki farkına varın. Ve görün ki sizin şu anda sahip olduğunuz şeylere ulaşmak için, neleri feda etmeye hazır, nice insanlar var.

Bunun yolu da durup dinlenmekten, elindekileri gözden geçirmekten, sahip olduklarının değerini fark etmekten geçiyor

Farkına varmaktan! Farkında olmaktan! farkındalıktan! Geçiyor





26 Temmuz 2017 Çarşamba

NEDEN ETKİLİ İLETİŞİM,



NEDEN ETKİLİ İLETİŞİM,

Vakti zamanında hükümdarın biri korkunç bir rüya görmüş. Dehşet içinde uyanır uyanmaz müneccim başının huzuruna gelmesini emir buyurmuş. Biraz sonra müneccim başı huzurda hükümdarın rüyasını dinlemekteymiş. Hükümdar anlattıkça retken renge girmiş müneccim başı. Hükümdar rüyasını anlatmayı bitirince de titreyerek dizlerinin üzerine çökmüş ve “sultanım çok kötü, maalesef çok kötü” diye inlemiş. Hükümdar gürlemiş

-Tez bu rüyayı tabir edesin.

Çaresiz müneccim başı “Sultanım demiş, maalesef çok yakında ailenizden herkes ölecek bir tek siz sağ kalacaksınız”.

Hükümdarın gözlerinden ateş fışkırmış

-Tez bunun kellesini vurun.

Müneccim başının kanlı cesedi salondan çıkarılırken, hükümdar başka bir müneccim getirilmesini emir buyurmuş.

Biraz sonra hükümdarın karşısında müneccim başının yardımcısı rüyayı dinlemekteymiş

Dinledikçe yüzüne kocaman bir gülümseme yayılmış.

Rüya bitince hükümdarın eteğini öpüp “sultanım müjde, müjde “diye neşeyle başlamış söze

-Sultanım müjdeler olsun, ailenizde en uzun yaşayacak olan sizsiniz demiş

Biraz sonra ellerinde keseler dolusu altınla salondan ayrılan müneccim yardımcısı, müneccim başı lığa terfi etmiş olmanın gururuyla gülümsüyormuş.

Evet, ne söylediğin kadar önemli olan değer bir husus da, neyi nasıl söylediğindir. 

****

Öncelikle iletişimi tanımlayacak olursak, en yalın ifadesiyle “İletişim”, insanlar arasındaki bilgi, duygu ve düşünce alışverişidir.

Peki, neden etkili iletişim?

Var olabilmemiz, ihtiyaçlarımızı karşılayarak hayatımızı devam ettirebilmemiz için insanlarla bir arada yaşamak zorundayız. Bir arada yaşamak zorunda olduğumuz insanlar birbirinden farklı özelliklere, iletişim biçimlerine, algılama kapasitelerine sahip olduğu için de etkili iletişim yöntemlerini bilmek hayati denebilecek fonksiyona sahiptir.

Doğru iletişim kurabilmek ve sürdürebilmek için de önce kendi duygularımızı, ihtiyaçlarımızı, güçlü ve zayıf yanlarımızı, ihtiyaç ve motivelerimizi, hedeflerimizi tanımak, tercihlerimizi yapabilmek ve sahip olduğumuz özelliklerimizi en verimli şekilde kullanabilmek, etkili bir iletişim kurabilmek için gereklidir

İşte bu noktada Duygularını anlamak, Anlatmak, Aktarmak yaşam kalitesini % 80 oranında arttırır. Bu anlaşamadığınız her 10 kişiden 8 i ile anlaşır hale gelmektir. Etkili iletişim salt, insanlarla çabucak diyaloğa geçebilmek değil, aynı zamanda iletişimi sürdürebilir kılmaktır. İnsanlarla kurduğumuz iletişimin kalitesi arttıkça stresimiz azalır, iletişim kazaları ve kopuklukları önlenir ve yaşam kalitemiz artar

İki insan birbirinin farkına vardığı andan itibaren

-Söylediği

-Söylemediği

-Yaptığı

-Yapmadığı

Her şeyin anlamı vardır

Bu iletişim sürecinde en önemli olduğunu zannettiğimiz sözler ancak % 7 oranında yer alırken, beden dili % 55, ses tonu-söyleyiş tarzı % 38 oranında etkiler

“Ben elimden geleni yaptım, gereken tüm yöntemleri denedim, artık bende hiçbir kabahat yok” ,diyoruz ama acaba, gerçekten kendimizi doğru bir şekilde ifade edebildik mi?

Ve belki de sorunun kaynağı, bizizdir de farkında değilizdir.

Sorunun kaynağını bilmeyen kişi, sorunu çözemediği gibi, çözümü başkalarının huzurunu kaçırmakta bulur. Ve burada, problem yaratan düşünce şeklimizi değiştirmedikçe, çözüm üretebilmemiz mümkün değildir.

Herkesin algılama kapasitesi farklıdır ve ancak algılayabildiği ölçüde bilgi toplayabilir. Biz istediğimiz kadar konuşalım, eğer karşımızdakinin frekansı farklı ise söyleyeceklerimizin karşıdaki etkisi, ancak onun algılayabildiği kadardır.

Yaptığımız en büyük hata, işte sadece kendi frekansımızdan yayın yapıp, karşımızdakinin anlamasını beklemektir.

Hiçbir yetişkin birey, diğer bir yetişkin üzerinde zorla davranış değişikliği yapamaz. O halde, karşıdakini değiştirebilmemiz mümkün değilse, mümkün olandan başlayıp, farklı frekanslarda yayın yapmayı öğrenmek, önemli bir adım atmamızı sağlayacaktır.

Usta bir aşçıyı düşünün. Salt kaliteli malzeme kullanmak, onu iyi bir aşçı yapmaya yetmeyecektir. Aşçının ustalığı, hangi malzemeyi, ne kadar ve nasıl kullanacağını bilmesi ile belli olur.

İşte kendi kişilik özelliklerimizi tanımaya çalışarak başladığımız iletişim yolculuğumuza, bundan böyle farklı konularla devam edeceğiz.

Buyurun hepinizi bekliyorum efendim…