31 Mart 2019 Pazar

DİNLİYORUZ AMA ANLIYOR MUYUZ ?

Etkili İletişim: DİNLEME YANLIŞLARI...



Köylü bir adamcağız haylaz oğlunu yola getirmek için bir gün karşısına oturtmuş öğüt vermeye başlamış.Delikanlı babasını sonuna kadar sessizce dinlemiş.Oğlundaki bu sessizliği hayra alamet sayan baba gönül huzuruyla konuşmasını bitirmiş.Babasının konuşması biter bitmez çocuk atılmış.”baba baba demiş, sen bana öğüt verirken ben eşeğin kuyruğunda tam 40 sinek saydım”
Kulakları çınlasın babacım, konuşurken sabırsızlık belirtileri gösterip konuşmasını bölünce bize bu hikayeyi anlatırdı.
Etkili iletişim için dinleme becerisi de anlatma becerisi kadar önemli bir unsurdur.Zira yapılan araştırmalar göstermiştir ki dinleme yanlışları neticesi aktarılan cümleler   % 20 ila 50 oranında anlam kaybıyla karşı tarafa geçmektedir.
Etkili bir dinleme konuşma kadar önemlidir.Dinleyenin kendi gündemlerini erteleyip konuşana odaklanması konsantrasyon gerektirmekle beraber bağ kurmanın da  ilk adımıdır.Bu bağ ne kadar güçlü olursa kurulan ilişki de daha sağlıklı bir zemine oturur ve  paylaşımlarda o oranda sahici olur.
Etkin dinleme becerisi geliştirenler sorunları daha iyi anlayıp çözme eğiliminde olmakta empatik davranışlar sergilemekte ve iş ve sosyal yaşamında daha başarılı olmaktadır.
Dinlemeye hazırlanırken kafadaki sesler susturulmalı, ön yargı ve kabullerden uzak dinlemeye başlamalıdır. Göz teması sağlanmalı açık ve rahat bir beden duruşuyla hafifçe öne eğilerek karşıya değer verdiği ve dinlemeye hazır olduğu mesajı beden diliyle de iletilmelidir.
Dinleme sürecinde yapılan yanlışlar etkili bir iletişime zarar verir ve iletilecek mesajı olumsuz yönde etkiler .
   ***
                                                                                  Dinleme sırasında en çok yapılan yanlışlar;

Karşılaştırma: Karşılaştırma konuşma esnasında sürekli kimin daha gösterişli, daha
yetenekli, duygusal olarak daha sağlıklı olduğu gibi birtakım kişisel özellikleri
değerlendirmedir- siz mi yoksa diğer kişi mi? Konuşulanlardan fazla bir şey anlamazsınız
çünkü daha iyi olup olmadığınızı anlamaya çalışmakla meşgulsünüzdür.
Akıl okuma: Akıl okuyan kişi insanların ne dediğine dikkat etmekten ziyade diğer
kişinin gerçekten ne hissettiğini ve düşündüğünü görmeye çalışır. Genellikle söylenenlere
güvenmez. Sözcüklerden çok ses tonuna ve gizli işaretlere dikkat eder. “Bahse girerim ki
benim salak olduğumu düşündü.”, “Utangaçlığım yüzünden pes etti.” gibi.
Tekrarlama: Ne söyleyeceğimizi içimizden tekrar etmektir. Böylece kişinin
dinlemeye vakti olmaz. Kişi bütün dikkatini bir sonraki yorumunu hazırlamaya yönelir.
Süzgeçten Geçirme: Bazı şeyleri dinlemek bazılarını ise dinlememektir. Sadece
öğrenmek istediğiniz konu ile ilgili şeyi anlamaya yetecek kadar dinlersiniz. Bir kadın
oğlunun okulda kavga edip etmediğini öğrenecek kadar oğlunu dinler, etmediğini duyduğunda
rahatlar ve dinlemeye devam etmez.
Yargılama: Bir kişiye ilişkin aptal ya da yetersiz olduğuna ilişkin önyargınız var ise
onun ne söylediğine dikkat etmezsiniz. Dinlemenin temel kurallarından biri yargılamaların,
dinlendikten ve iletinin içeriğini değerlendirdikten sonra yapılması gerektiğidir.
Düşüncelere Dalma: Yarı dinleme anında iken karşıdakinin söylediği bir şeyin
aniden bir özel çağrışımlar zincirine yol açmasıdır. Söylenen tek bir kelime sizi geçmişe
götürebilir bu da karşıdakini duymanızı engeller. Sıkıldığınızda ya da kaygılı olduğunuzda bu
eğilim artar.
Özdeşleştirme: Bir kişinin size söylediği her şeyi alır ve kendi deneyimlerinizle
bağlantısını kurarsınız. Onlar size diş ağrısından söz eder ama siz kendi diş ameliyatınızı
hatırlar ve onunla meşgul olursunuz.
Öğüt Verme: Dinleyenin her zaman yardıma ve önerilere hazır olmasıdır. Kişi
“büyük sorun çözücüdür”. Doğru öğüdü bulmadan önce birkaç cümle duymak yeterlidir. Bu
noktada dinleyen duyguları gözden kaçırır, bu da kişiyi yeterince anlamasını engeller.
Ağız Kavgası Yapma: Bu engelde insanlarla atışır ya da tartışırsınız. Söylenilenlere
çok çabuk karşı çıkarsınız. Aslında dikkatinizin büyük kısmı karşı koyacak şeyler bulmaya
yönelmiştir.
Haklı Çıkma: Haklı çıkma hatalı duruma düşmemek için her şeyi yapacağınız
anlamına gelir (bağırmak, bahaneler bulmak, çarpıtmak gibi).
Konu Değiştirme: Aniden konunun değiştirilmesidir. Konudan sıkıldığınızda ya da
rahatsız olduğunuzda konunun yönünü değiştirirsiniz.
Rahatlatma: “haklısın”, “doğru”, “kesinlikle”, “inanılmaz” gibi ifadeler kullanılarak
destekleyici, nazik ve cana yakın davranılmasıdır. İnsanların sizi sevmesini istersiniz, o
yüzden herkesi onaylarsınız. Genel anlamı görecek kadar dinliyor olabilirsiniz ama gerçekten
ilgilenmiyorsunuzdur.
Konuşanı suçlamaya yönelme davranışı: Savunucu hatta tuzak kurucu dinleme
türünü hayata geçirmeyle ilgilidir. Dinleyen konuşanı suçlamak ya da zora düşürmek için
fırsat kollarken olması gereken dinleme davranışından uzaklaşacaktır.





                                                Hamiş: En etkili dinleme davranışı J J J

22 Mart 2019 Cuma

BACILARA BAHAR GELDİ ...




Bahar geldi,her yer şenlendi.Ağaçları süsleyen çiçeklere parkları süsleyen çocuklar eşlik ediyor.Bir canlılık ve güler yüzlülük geldi her şeye ve herkese,ne güzel J J J
Ama bu güzel havalar bizde bacılar arası yeni bir krize yol açtı. Ne krizi mi?
Alışveriş krizi…Malum kış bitiyor ,kışlıklar kalkmasa da baharlıklar ortaya çıkıyor.Hadi yeni bir şeyler bakalım dedik.Dediysek de mağazalara alışverişe gitmek değil,vitrin camlarını seyredip internetten alışveriş sitelerinde gezinmek.Yeni sezon dedin mi fiyatlar uçuyor tabi.
Daha yeni modellere bakarken bizim bacılar arasında burun kıvırmalar,iğneli imalar baş gösterdi.Ne güzel aralarında anlaşmanın yolunu buldular mutabakat sağladılar diye sevinirken yeni bir konu ile beraber nur topu gibi yeni bir sorunumuz oldu.
Yine her kafadan bir ses çıkmaya başladı.İlk önce yine Entel Bacı atladı ortaya.Efendim;kadınlar  milyar dolarlık moda endüstrisinin dayattığı kalıplara uymaya mecbur hissediyorlarmış kendilerini.Uluslararası moda endüstrisi  Hollywood filmlerinin de yardımıyla markaların ürettiği kıyafetleri  bir haz nesnesine ve statü göstergesine dönüştürerek ederinin onlarca katı fiyata satıyormuş.”moda kendime yakışanı giymektir” diyen kadınlar bile bu baskıyı yaşıyorlarmış vs vs.
Tabi yine Kezban Bacı atıldı.Aa bu ne be…Altı üstü baharlık kıyafet bakıyoruz burada yine başladın bıd bıd.Uzun zamandır kafamız rahattı sen konuşmazken.İşine bak sen ,biz kıyafet bakıyoruz diye lafı Entel’in ağzına tıkadı.
Sonra da tarz konusu mesele oldu.
Dantel ayy bacım ben şöyle kaliteli uzun zaman giyecek bir şeyler bakalım derim.Hani şöyle kaliteli  bir kumaştan iyi dikişli sofistike  bişeyler olsun.Daha derken Entel kesti sözünü”tabi tabi şirkete CEO olunca giyersin onları.Yıllık ikramiyenle alacağın residansta akşam iki ,gündüz işyerinde üç kez üst baş değiştirmen gerekecek ya “diye dalga geçince küskün gözlerle bakıp iç çekti.


Domestik; spor veya salaş bir şeylere baksak, fazla ütü istemese rahat kullanılsa.İş yaparken falan rahat olsa.Kullanışlı ve hesaplı olan kıyafetlere bakalım derim ben dedi.
Bu sefer de Kezban burun kıvırdı."Sen şimdi gider nerede basit ucuz şeyler var onları alırsın.Şöyle biraz şıkırtılı renkli iç açıcı şeyler bakalım,hem bahar da geldi " diye tutturdu.
Eh uzun uzun fikir alışverişleri (!) neticesinde bir şeyler beğendiler de ,fiyatlara bakınca sus pus kaldılar.
O zaman Dantel bir teklifle ortaya çıktı."Malzemeleri alalım ben kendim yapayım".”Reklamlarda ki ”Aynısını ben evde yaparım diyen” teyze gibi olmasında “diye iğnelemelerine Dantel “beğenmezseniz giymezsiniz” diye kontratak yaptı.
Kışın yaptığı örgülerden gelen kredisiyle Dantel’in teklifi kabul edildi.
Tabi malzeme alışverişi de bir başka alemdi. Kezban nerde pullu payetli ,tüylü püsküllü malzemeler, ben buradayım diye bağıran renkli kumaşlar varsa onlara gitti.Elindekileri bir Dantel Bir Domestik alıp yerine geri koydu.
En sonunda güç bela modellere karar verildi.Uygun fiyatlı  basıc kıyafetler alındı.Dantel Bacı tığları,şişleri,rengarek yünleri ortaya döktü.Uzun uğraşlar neticesinde basıc modeller farklı teknikte el işleri ile bambaşka görünümlere büründü.
Ve final… Yapılanların bir kısmını sizlerle de paylaşıyoruz efendim.Umarım beğenirsiniz J J J
 











Not:Kimdir bu bacılar?  derseniz ,buraya bakabilirsiniz J J J

J J J


13 Mart 2019 Çarşamba

BİR GÜN CADDEDE RASTLADIM SİZE...


       Bir gün caddede yürürken tanıdık bir yüze denk geldim.Hızla giderken de başımla selam verip geçtim.Karşıdakinin ifadesi gayet donuktu.Tavrını garipsedim ama bir yandan da kim olduğunu çıkarmaya çalışıyorum.Evet yüz çok tanıdık ama acaba kimdi? ismi neydi? Hiçbir çağrışım yapmıyor.Uzun bir süre kim olduğunu çıkarmaya çalıştım ve sonunda ışık yandı.
       Evet bu hanımefendi ile hiç tanışmıyorduk,hiç karşılaşmamıştık ama yüzü çok tanıdıktı.Sosyal medya hesaplarımdan birinde ki bir gurup üyelerinden biriydi.Özel fotolarını o kadar çok paylaşıyordu ki beynim tanıdık olarak kodlamış ama hafızam onu hatırlamamıştı.
       Sosyal medyanın yararlı olduğu konusuna sonuna kadar katılıyorum.Bilgi alışverişi ve deneyimlerin paylaşılması için etkili bir mecra .Özellikle sevdiğin arkadaşlarından akrabalarından haberdar olmak seneler önceki arkadaşlarınla bu mecralarda karşılaşmak son derece güzel...Ve bu paylaşımların kişiye özel kilitli hesaplarında yapmak ,sevdikleri ile takipleşmek, sevincine ve mutluluğuna ortak etmek,ana tanıklık eden fotoğraflarını bir albüm gibi düzenlemek gayet doğal.

 ***
      Yalnız hiç tanımadığım kimselerin açık hesaplarında özellikle evlerinden özel hayatlarından paylaştıkları fotoğraflar bana sanki pencerede oturmuş, karşı evlerin pencerelerinden içeriyi gözetliyormuşum gibi rahatsızlık hissettiriyor.Ya da özel hayatına dair paylaşım yapanları okuyunca durakta beklerken yan tarafta konuşulanları gizlice dinliyormuşum gibi hissediyorum.
      Evet özel sosyal medya hesaplarıma herkesi eklemiyorum ama ilgi alanımda ki gurup üyelerinden bazıları arasında böyleleri muhakkak oluyor.Eminim bunları çokta üzerinde düşünmeden yapıyorlar. Ama özel hayatlarının, evlerinin, eşlerinin, çocuklarının , sofralarının ,misafirlerinin böyle sere serpe sergilenmesi ne kadar normal ?
      Bilmiyorum bunu yadırgayan sadece ben miyim ? Ya da artık normal olan bu mu oldu ? Normal hayatımızda ayıp karşıladığımız şeyler sosyal mecralarda neden normal karşılanır ki ?

22 Şubat 2019 Cuma

HAYALLER GERÇEK OLSA


HANGİSİNİ TERCİH EDERSİN ?


Hangisini tercih edersin? Uçabilme yeteneğin olmasını mı yoksa su altında nefes alabilmeyi mi ? Neden?
Hımm…Deniz üstünde uçmak desem J Denizi yüksek bir yerden seyretmeyi severim.Denizi olan şehirler ben de penceresi olan oda hissi veriyor.Hani pencereyi açarsın da mis gibi hava ciğerlerinize dolar ya aynen öyle .Deniz altının görüntüsü de  muhteşem.Yeryüzü kadar zengin bir alem.Yalnız  bende kuşatılmış duygusu oluşturuyor.Tonlarca suyun basıncını hatırlamak nefesimi daraltıyor.Ama kuşlar gibi uçmak öylemi ya.



Uçmak özgürlük demek…
Uçmak sınırları aşmak demek…
Uçmak bütüncül bakış açısı demek…
Uçmak büyük zannettiklerimizin aslında ne kadar küçük olduğunu görmek demek…






Hangisini tercih edersin? Sonsuza kadar etrafının kitaplarla çevrili olmasını mı yoksa evcil hayvanlarla mı? Neden
Çocukluk hayalim dört bir tarafı kitaplarla dolu bir odam olmasıydı. Şimdi üç tarafı kitaplarla çevrili bir odam var. Öyle olunca evcil hayvan konusuna geçebilirim galiba J ama bu konuda tereddütlüyüm.Küçükken babaannemin bir kedisi vardı.Bebekken yataktan düşmeyeyim diye beni avuturmuş.Çok severim kedileri.Ama evcil hayvan beslemek çocuk sahibi olmak gibi sorumluluk gerektiriyor.Sonuna kadar gidemem, şartlarım değişebilir diye cesaret edemiyorum.

Hangisini tercih edersin? Büyük ellere sahip olmayı mı yoksa büyük ayaklar mı? Neden?
Bu soruyu mecazi anlamıyla kabul ediyorum. Büyük ayaklarım olsa da çok gezsem derim.




Hangisini tercih edersin? Geriye kalan hayatının tamamında çay içmeyi mi yoksa kahve içmeyi mi? Neden?
Kitaplarımın arasında koltukta sütlü kahve içmeyi tercih ederim. Nescafe veya filtre kahve. Türk kahvesini yapmak çetrefilli iş  hem de çabuk bitiyor. Kitap okurken olmuyor.Kahve zihnimi açıyor ve odaklanmamı kolaylaştırıyor hem de lezzetini ve kokusunu seviyorum.




Hangisini tercih edersin? Sınırsız döner mi yoksa sınırsız  kokoreç mi? Neden?
Kokoreç ısrar üzerine birkaç sefer denedim ama sevemedim.(ha ha… hani titizlikten falan değil, tamamen damak tadıma uymamasından.Yoksa işkembe çorbasını çok severim mesela)
Döner…Ama yaprak döner olacak.Lavaş değil şu çıtır mini ekmek arasında,bol soğanlı,domatesli ve marullu.Ama sos ,ketçap vs kesinlikle olmayacak.Ve soğutmadan yanında bol köpüklü ayranla beraber olacak…off gecenin bu saatinde dışarı çıkasım geldi ama bu saatte arasam da bulamam ki…

Hangisini tercih edersin? Ölüm saatini bilmeyi mi yoksa nasıl öleceğini bilmeyi mi?(Ölüm tarihini ve ölüm şeklini değiştiremiyorsun) Neden?
İkisini de bilmek istemem.Ne gerek var.Önemli olan ölümün ne zaman veya nasıl olacağı değil her an hazır olacağın bir hayat yaşayabilmek.

Hangisini tercih edersin? 500 yıl gelecekte yaşamayı mı yoksa 500 yıl geçmişte yaşamayı mı? Neden?
500 sene sonrasını görmeyi isterim.İnsanlık tarihi ve medeniyetinin dikey değil inişli çıkışlı bir süreç izlediğini düşünüyorum.Yani binlerce sene önce belki de şimdiki medeniyetten daha ileri seviyede medeniyetler vardı.Onlardan iz kalmadı.Hala insanlık tarihini yeniden yazacak bulgulara ulaşılıyor.(Mesela Göbekli Tepe ) Yine de onlardan bir şekilde haberdar oluyoruz.Ama gelecek tamamen sürprizlere gebe.Öyle bol keseden atan  Futuristlerin çizdiği gelecek tahminlerinin tutma olasılığının da düşük olduğunu düşünüyorum.O tahminleri ne kadar ve ne şekilde gerçekleştiğini görmek eğlenceli olurdu.1900 lü yılların başında ki 2000 li yıllar tahminleri efsane(!)  O yüzden yaşayıp görmek isterdim.

Hangisini tercih edersin? Her yıl yenilenen tek seferlik uluslar arası bir uçuş bileti mi yoksa yurt içinde geçerli sınırsız uçak bileti mi? Neden?
Tek seferlik uluslar arası uçak bileti tercih ederdim.Muhakkak herkesin yurtdışı tecrübesi olması gerekir diyorum.İnsanın ufkunu müthiş açıyor.Her sene yeni bir ülkeye uçakla gider orda araç kiralayıp bir çok şehri keşfederdim.Zaten yurt içinde bir çok bölgeyi gezdim.Bir Doğu Anadolu kaldı.Onu da kendi imkanlarımla gezebilirim.Hem ben geze geze,mola vererek gitmeyi seviyorum.Böylece bir çok sürprizle karşılaşıyorsunuz.




Hangisini tercih edersin? Daha çok dinlemeyi mi daha çok konuşmayı mı? Neden?
(Rehitu beyin sorusundansa değiştirilmiş bu soruyu tercih ettim) Dinlemeyi tercih ederim.Konuşurken kendi bildiğinizi tekrar ediyorsunuz ama dinleyince yeni şeyler öğreniyorsunuz.Dinlemekte konuşmak kadar efor gerektiriyor aslında J




İlk önce Deep tone beni mimlemişti, rehitu bey’inde mimlediğini sonradan gördüm.Biraz geç kaldım ama sonundan yetiştim yine de .Rehitu Bey’in mimi ,bu mimi yapanların yeni soru hazırlayarak paslaması şeklinde.Ama bu soruları sevdim.Bu mimi çok yapan oldu.Mimlemek istediğim bir çok arkadaşın mimi yaptığını gördüm.O yüzden 10 kişiyi  değil ama 5 kişiyi mimliyorum.
  Uzun zamandır fazla ortalıkta olmayan iki öğrenci arkadaşımız;  
-yalnizamaozgur  ile    
-Enginering Vibes (yoğunluklarının arasında yapabilirlerse )
-Dönüşü olmayan orman(mim cevaplamayı sevmediğini belirtmiş bir yorumda ama şansımı deneyeyim )
-Dövüşürken hanımefendi değilim
-Madame Savon       
                 

Hayaller Gerçek Olsa diye aklımda kalmış şarkı ama Rüyalar Gerçek Olsa imiş.Olsun yine de ekliyeyim dedim .Güzel şarkı..  :)

16 Şubat 2019 Cumartesi

KURU DALLARIN UCUNDAKİ UMUT


SÜRPRİZ YAPAN MİNİK ERİK AĞACINA J J J

Fotoğrafları karanlıkta çektim.Sabahı bekleyemedim 

Yüreğimin sarkacı umut ile korku arasında salınıp durdu bu akşam.Umut mu ağır bastı ,korku mu bilemedim. Hala tıp tıp atıyor yüreğim ,kollarını uzatıp avucundaki umut çiçeklerini uzatan müjdecinin sürpriziyle.
Ellerimde alışveriş torbaları hızla yürürken daha önce hiç geçmediğim, nereye çıkacağını bilmediğim bir sokak çağırdı beni.
Kim bilir belki de sokak değil de, sunduğu sürprizi göstermek için akşam ayazında heyecanla  titreyen erik ağacıydı çağıran.
Sürpriiz…
Apartmanların arasına sıkışmış ufacık bir bahçede ki minik erik ağacı, kara kışa inat “korkma” diye fısıldıyor.”Kara kışın sonu geldi.”
-Bitti artık kar fırtına.Artık bahar yağmurları var önünde.Biraz daha dişini sık sabret, bak bahar habercilerini yolladı ,bencileyin küçük bir ağaçla.
Umutla doldu yüreğim,sonra korkuyla ürperdi.
-Ah sevgili erik ağacı !...
-Sen umut vermek için geldin ama ben gitmeyeceğim diye ayak direyen kara kış, pusuda bekliyor nicedir.
-Seni avlamak için olmasın geri çekilmesi, gitmiş gibi yapması.Ne olur kanma her gülen yüze,her tatlı söze.
-Yok diye fısıldadı erik dallarında ki çiçekler “umut ki gösterdi yüzünü arkası gelir elbet.Korkma kışın bundan sonra yapacağı kof bir kabadayı gibi gürlemek.Habercilerin ardından sökün edecek elbet bahar .Gelin gibi donatacak yeryüzünü. Sen ki sadece bahçende ufakta olsa bir yer ayır ve  yüreğini açmayı bil…
Hamiş:Aslında bu akşam ki niyetim Sevgili Deep Tone ve Fatih Pınar Beyin bekleyen mimlerini yapmaktı.Onlardan özür dileyerek ,sevgili erik ağacıma hitap etmek istedim ...

14 Şubat 2019 Perşembe

TEKTİPLEŞTİREMEDİKLERİMİZDENMİSİNİZ ?


            SEVGİLİLER GÜNÜ KUTLAMALARI ÜZERİNE ...
Hiç çocukluğunuzda yediğiniz kurabiye karpuzları özlediniz mi?
Ya da içinde çekirdeklerini de gördüğünüz mis kokulu salatalıkları soyup dikine dörde bölerek tuzlayıp yemeyi?
Ben çok özlüyorum ama artık hiçbir para bu güzelliklere sahip olmaya yetmiyor. Neden mi ?
Çünkü artık onlar yoklar, üretilmiyorlar. Farkında mısınız bilmem ama meyve ve sebzeler bile tek tipleşti.Her yerde,pazarda ,markette,Trabzon’da ,Mardin’de İzmir’de Yozgat’ta aynı domates aynı elma aynı portakal çeşitleri var.Evet hala kıyıda köşede sadece belli yerlerde yetişen güzellikler var ama kaideleri bozmaya yetmeyen istisna nev-inden.
Çocukluğumda yaz mevsiminde gittiğimiz köyümde yaz ve kış elmaları vardı,en az 5-6 çeşit.Kayısı vardı 4-5 çeşit.Maalesef artık neredeyse kalmamış.Ağaçlar bakımsızlıktan kurumuş.Ve o güzelim elmalar artık yok.Artık hazır alınan fidanlar ve fidelerle yurdun her tarafında belli çeşitlerde sebze ve meyve üretiliyor.
Sadece meyve ve sebze mi.Her şey tek tipleşti.Trabzon Uzun Gölde gördüğünüz hediyelik eşyaların aynılarını Mostar’da görmek,Kapalıçarşı’dan aldığınız mumların aynılarını Marakeş’ten alabilmek mümkün artık.Çin malı hediyelik eşyaların istilasına uğramış durumdalar.Yöreye özel üretilen ürünler o kadar az ki.Kültürler de öyle aynılaştı.
             Ama... ama... en fenası duygularımızı ifade şekillerimiz de tek tipleşti..
Farklı kültürlerden korkmamak gerektiğini ,bir arada yaşama ve ortak değer üretme becerisinin insanlığa en büyük kazanımları sağlayacağını sonuna kadar savunuyorum.Kültürel anlamda en zengin coğrafyalara baktığımızda farklı dinlerin,etnik kimliklerin,dillerin yaşadığı veya geçiş yeri olduğu coğrafyalar olduğunu görüyoruz.
Farklı kültürler zenginliktir ve insanları zenginleştirir.
***
Küreselleşmenin en büyük artılarından biri farklı coğrafyalar ve kültürler arasında iletişim sağlaması  oldu.Artık tanımak ve tanışmak daha kolay.Ama bu hızlı süreçte her kültür içselleştirerek zenginleşme yerine eskici dükkanı gibi önüne ne gelirse toplayıp bir araya getirerek bir ucubeye dönüştürdü.Kültürler ve değerler tüketim malzemesine dönüştü.
Amerika’nı en başarılı olduğu alanlardan biri de ,dünyadaki kültürel öğeleri toplayıp sinema endüstrisinin de yardımıyla aynılaştırıp pazara sunması.
Örnek mi istersiniz ? Suşi, pizza, tako, falafel ve daha onlarca farklı milletlerin yemekleri.Ama hep Amerikan tarzı hazır tüketim olarak sunulanından.Cadılar bayramı, Noel, Sevgililer Günü , Anneler Günü , Baby shower partileri hatta düğünler aynı şekilde kutlanıyor ,sevgiler aynı şekilde ifade ediliyor,üzüntüler aynı şekilde yaşanıyor. Boliwya dağlarında ölümüne savaşan Che ,bugün milyar dolarlık tüketim endüstrisinin en çok kullanılan malzemelerinden biri olduğunu görse neler hissederdi acaba ?


Sevginin , sevgilinin, evlilik tekliflerinin, düğünlerin, bebek sahibi olmanın  kişiye özel olması ısrarla vurgulanıyor. Lakin o özel denilen şeyler tüm dünyada tüketilen benzer malzemelerle benzer ritüellerle icra ediliyor.Ama biz en özel şekilde kutladığımız yanılsamasıyla mutluyuz.Sıradan ritüellerle özel hissediyoruz kendimizi.
Sevgililer günü kutlamaları tüm yurtta ve dünyada olanca hızıyla devam ediyor.Bu furyaya kaç yıldır evli olduğunu hatırlamayacak  kadar çok senedir evli olanlarla ,bu günü yalnız geçirmemek için alelacele sevgili(!) bulan gençlerin katkıları da  yadsınamaz.Sonuçta tüketim mabedleri kurban istiyor.
İnsanlar bu özel(!) günleri kutlamaya mecbur hissediyorlar kendilerini. Her taraf kalpli ürünlerden geçilmiyor. Adeta kalp bombardımanına maruz kalmış gibiyiz. Etraf kırmızı rengin istilasına uğradı.
Diz çökerek tek taşla yapılan yapılandan başka evlilik teklifi yapılamaz mı ? Herkesle beraber aşkımızı kutlamanın neresi özel ? Aşk ilanı neden kırmızı gülle yapılmak zorunda ki ? Kalpli pasta olmazsa sevdiğiniz anlaşılamaz mı ? Kalpli ayıcık dışında sevimli başka hayvan yok mu ? Ve neden insanlar bu mutlu anlarını sosyal medya da paylaşarak onaylatma ihtiyacı hissederler ki ? ….
Klişeler duygularımızı ifade etmede ne kadar işlevsel olabilir ki ?
Yo, hayır…Özel gün kutlamalarını yargılamıyorum… Ay !  ne banal !  diyen seçkinci tayfadan değilim… Bunlar hep Ameriga’nı oyunu demiyorum… Küresel güçler Emperyal planlar olduğunu zannetmiyorum…
Merak ediyorum sadece...