13 Mart 2019 Çarşamba

BİR GÜN CADDEDE RASTLADIM SİZE...


       Bir gün caddede yürürken tanıdık bir yüze denk geldim.Hızla giderken de başımla selam verip geçtim.Karşıdakinin ifadesi gayet donuktu.Tavrını garipsedim ama bir yandan da kim olduğunu çıkarmaya çalışıyorum.Evet yüz çok tanıdık ama acaba kimdi? ismi neydi? Hiçbir çağrışım yapmıyor.Uzun bir süre kim olduğunu çıkarmaya çalıştım ve sonunda ışık yandı.
       Evet bu hanımefendi ile hiç tanışmıyorduk,hiç karşılaşmamıştık ama yüzü çok tanıdıktı.Sosyal medya hesaplarımdan birinde ki bir gurup üyelerinden biriydi.Özel fotolarını o kadar çok paylaşıyordu ki beynim tanıdık olarak kodlamış ama hafızam onu hatırlamamıştı.
       Sosyal medyanın yararlı olduğu konusuna sonuna kadar katılıyorum.Bilgi alışverişi ve deneyimlerin paylaşılması için etkili bir mecra .Özellikle sevdiğin arkadaşlarından akrabalarından haberdar olmak seneler önceki arkadaşlarınla bu mecralarda karşılaşmak son derece güzel...Ve bu paylaşımların kişiye özel kilitli hesaplarında yapmak ,sevdikleri ile takipleşmek, sevincine ve mutluluğuna ortak etmek,ana tanıklık eden fotoğraflarını bir albüm gibi düzenlemek gayet doğal.

 ***
      Yalnız hiç tanımadığım kimselerin açık hesaplarında özellikle evlerinden özel hayatlarından paylaştıkları fotoğraflar bana sanki pencerede oturmuş, karşı evlerin pencerelerinden içeriyi gözetliyormuşum gibi rahatsızlık hissettiriyor.Ya da özel hayatına dair paylaşım yapanları okuyunca durakta beklerken yan tarafta konuşulanları gizlice dinliyormuşum gibi hissediyorum.
      Evet özel sosyal medya hesaplarıma herkesi eklemiyorum ama ilgi alanımda ki gurup üyelerinden bazıları arasında böyleleri muhakkak oluyor.Eminim bunları çokta üzerinde düşünmeden yapıyorlar. Ama özel hayatlarının, evlerinin, eşlerinin, çocuklarının , sofralarının ,misafirlerinin böyle sere serpe sergilenmesi ne kadar normal ?
      Bilmiyorum bunu yadırgayan sadece ben miyim ? Ya da artık normal olan bu mu oldu ? Normal hayatımızda ayıp karşıladığımız şeyler sosyal mecralarda neden normal karşılanır ki ?

22 Şubat 2019 Cuma

HAYALLER GERÇEK OLSA


HANGİSİNİ TERCİH EDERSİN ?


Hangisini tercih edersin? Uçabilme yeteneğin olmasını mı yoksa su altında nefes alabilmeyi mi ? Neden?
Hımm…Deniz üstünde uçmak desem J Denizi yüksek bir yerden seyretmeyi severim.Denizi olan şehirler ben de penceresi olan oda hissi veriyor.Hani pencereyi açarsın da mis gibi hava ciğerlerinize dolar ya aynen öyle .Deniz altının görüntüsü de  muhteşem.Yeryüzü kadar zengin bir alem.Yalnız  bende kuşatılmış duygusu oluşturuyor.Tonlarca suyun basıncını hatırlamak nefesimi daraltıyor.Ama kuşlar gibi uçmak öylemi ya.



Uçmak özgürlük demek…
Uçmak sınırları aşmak demek…
Uçmak bütüncül bakış açısı demek…
Uçmak büyük zannettiklerimizin aslında ne kadar küçük olduğunu görmek demek…






Hangisini tercih edersin? Sonsuza kadar etrafının kitaplarla çevrili olmasını mı yoksa evcil hayvanlarla mı? Neden
Çocukluk hayalim dört bir tarafı kitaplarla dolu bir odam olmasıydı. Şimdi üç tarafı kitaplarla çevrili bir odam var. Öyle olunca evcil hayvan konusuna geçebilirim galiba J ama bu konuda tereddütlüyüm.Küçükken babaannemin bir kedisi vardı.Bebekken yataktan düşmeyeyim diye beni avuturmuş.Çok severim kedileri.Ama evcil hayvan beslemek çocuk sahibi olmak gibi sorumluluk gerektiriyor.Sonuna kadar gidemem, şartlarım değişebilir diye cesaret edemiyorum.

Hangisini tercih edersin? Büyük ellere sahip olmayı mı yoksa büyük ayaklar mı? Neden?
Bu soruyu mecazi anlamıyla kabul ediyorum. Büyük ayaklarım olsa da çok gezsem derim.




Hangisini tercih edersin? Geriye kalan hayatının tamamında çay içmeyi mi yoksa kahve içmeyi mi? Neden?
Kitaplarımın arasında koltukta sütlü kahve içmeyi tercih ederim. Nescafe veya filtre kahve. Türk kahvesini yapmak çetrefilli iş  hem de çabuk bitiyor. Kitap okurken olmuyor.Kahve zihnimi açıyor ve odaklanmamı kolaylaştırıyor hem de lezzetini ve kokusunu seviyorum.




Hangisini tercih edersin? Sınırsız döner mi yoksa sınırsız  kokoreç mi? Neden?
Kokoreç ısrar üzerine birkaç sefer denedim ama sevemedim.(ha ha… hani titizlikten falan değil, tamamen damak tadıma uymamasından.Yoksa işkembe çorbasını çok severim mesela)
Döner…Ama yaprak döner olacak.Lavaş değil şu çıtır mini ekmek arasında,bol soğanlı,domatesli ve marullu.Ama sos ,ketçap vs kesinlikle olmayacak.Ve soğutmadan yanında bol köpüklü ayranla beraber olacak…off gecenin bu saatinde dışarı çıkasım geldi ama bu saatte arasam da bulamam ki…

Hangisini tercih edersin? Ölüm saatini bilmeyi mi yoksa nasıl öleceğini bilmeyi mi?(Ölüm tarihini ve ölüm şeklini değiştiremiyorsun) Neden?
İkisini de bilmek istemem.Ne gerek var.Önemli olan ölümün ne zaman veya nasıl olacağı değil her an hazır olacağın bir hayat yaşayabilmek.

Hangisini tercih edersin? 500 yıl gelecekte yaşamayı mı yoksa 500 yıl geçmişte yaşamayı mı? Neden?
500 sene sonrasını görmeyi isterim.İnsanlık tarihi ve medeniyetinin dikey değil inişli çıkışlı bir süreç izlediğini düşünüyorum.Yani binlerce sene önce belki de şimdiki medeniyetten daha ileri seviyede medeniyetler vardı.Onlardan iz kalmadı.Hala insanlık tarihini yeniden yazacak bulgulara ulaşılıyor.(Mesela Göbekli Tepe ) Yine de onlardan bir şekilde haberdar oluyoruz.Ama gelecek tamamen sürprizlere gebe.Öyle bol keseden atan  Futuristlerin çizdiği gelecek tahminlerinin tutma olasılığının da düşük olduğunu düşünüyorum.O tahminleri ne kadar ve ne şekilde gerçekleştiğini görmek eğlenceli olurdu.1900 lü yılların başında ki 2000 li yıllar tahminleri efsane(!)  O yüzden yaşayıp görmek isterdim.

Hangisini tercih edersin? Her yıl yenilenen tek seferlik uluslar arası bir uçuş bileti mi yoksa yurt içinde geçerli sınırsız uçak bileti mi? Neden?
Tek seferlik uluslar arası uçak bileti tercih ederdim.Muhakkak herkesin yurtdışı tecrübesi olması gerekir diyorum.İnsanın ufkunu müthiş açıyor.Her sene yeni bir ülkeye uçakla gider orda araç kiralayıp bir çok şehri keşfederdim.Zaten yurt içinde bir çok bölgeyi gezdim.Bir Doğu Anadolu kaldı.Onu da kendi imkanlarımla gezebilirim.Hem ben geze geze,mola vererek gitmeyi seviyorum.Böylece bir çok sürprizle karşılaşıyorsunuz.




Hangisini tercih edersin? Daha çok dinlemeyi mi daha çok konuşmayı mı? Neden?
(Rehitu beyin sorusundansa değiştirilmiş bu soruyu tercih ettim) Dinlemeyi tercih ederim.Konuşurken kendi bildiğinizi tekrar ediyorsunuz ama dinleyince yeni şeyler öğreniyorsunuz.Dinlemekte konuşmak kadar efor gerektiriyor aslında J




İlk önce Deep tone beni mimlemişti, rehitu bey’inde mimlediğini sonradan gördüm.Biraz geç kaldım ama sonundan yetiştim yine de .Rehitu Bey’in mimi ,bu mimi yapanların yeni soru hazırlayarak paslaması şeklinde.Ama bu soruları sevdim.Bu mimi çok yapan oldu.Mimlemek istediğim bir çok arkadaşın mimi yaptığını gördüm.O yüzden 10 kişiyi  değil ama 5 kişiyi mimliyorum.
  Uzun zamandır fazla ortalıkta olmayan iki öğrenci arkadaşımız;  
-yalnizamaozgur  ile    
-Enginering Vibes (yoğunluklarının arasında yapabilirlerse )
-Dönüşü olmayan orman(mim cevaplamayı sevmediğini belirtmiş bir yorumda ama şansımı deneyeyim )
-Dövüşürken hanımefendi değilim
-Madame Savon       
                 

Hayaller Gerçek Olsa diye aklımda kalmış şarkı ama Rüyalar Gerçek Olsa imiş.Olsun yine de ekliyeyim dedim .Güzel şarkı..  :)

16 Şubat 2019 Cumartesi

KURU DALLARIN UCUNDAKİ UMUT


SÜRPRİZ YAPAN MİNİK ERİK AĞACINA J J J

Fotoğrafları karanlıkta çektim.Sabahı bekleyemedim 

Yüreğimin sarkacı umut ile korku arasında salınıp durdu bu akşam.Umut mu ağır bastı ,korku mu bilemedim. Hala tıp tıp atıyor yüreğim ,kollarını uzatıp avucundaki umut çiçeklerini uzatan müjdecinin sürpriziyle.
Ellerimde alışveriş torbaları hızla yürürken daha önce hiç geçmediğim, nereye çıkacağını bilmediğim bir sokak çağırdı beni.
Kim bilir belki de sokak değil de, sunduğu sürprizi göstermek için akşam ayazında heyecanla  titreyen erik ağacıydı çağıran.
Sürpriiz…
Apartmanların arasına sıkışmış ufacık bir bahçede ki minik erik ağacı, kara kışa inat “korkma” diye fısıldıyor.”Kara kışın sonu geldi.”
-Bitti artık kar fırtına.Artık bahar yağmurları var önünde.Biraz daha dişini sık sabret, bak bahar habercilerini yolladı ,bencileyin küçük bir ağaçla.
Umutla doldu yüreğim,sonra korkuyla ürperdi.
-Ah sevgili erik ağacı !...
-Sen umut vermek için geldin ama ben gitmeyeceğim diye ayak direyen kara kış, pusuda bekliyor nicedir.
-Seni avlamak için olmasın geri çekilmesi, gitmiş gibi yapması.Ne olur kanma her gülen yüze,her tatlı söze.
-Yok diye fısıldadı erik dallarında ki çiçekler “umut ki gösterdi yüzünü arkası gelir elbet.Korkma kışın bundan sonra yapacağı kof bir kabadayı gibi gürlemek.Habercilerin ardından sökün edecek elbet bahar .Gelin gibi donatacak yeryüzünü. Sen ki sadece bahçende ufakta olsa bir yer ayır ve  yüreğini açmayı bil…
Hamiş:Aslında bu akşam ki niyetim Sevgili Deep Tone ve Fatih Pınar Beyin bekleyen mimlerini yapmaktı.Onlardan özür dileyerek ,sevgili erik ağacıma hitap etmek istedim ...

14 Şubat 2019 Perşembe

TEKTİPLEŞTİREMEDİKLERİMİZDENMİSİNİZ ?


            SEVGİLİLER GÜNÜ KUTLAMALARI ÜZERİNE ...
Hiç çocukluğunuzda yediğiniz kurabiye karpuzları özlediniz mi?
Ya da içinde çekirdeklerini de gördüğünüz mis kokulu salatalıkları soyup dikine dörde bölerek tuzlayıp yemeyi?
Ben çok özlüyorum ama artık hiçbir para bu güzelliklere sahip olmaya yetmiyor. Neden mi ?
Çünkü artık onlar yoklar, üretilmiyorlar. Farkında mısınız bilmem ama meyve ve sebzeler bile tek tipleşti.Her yerde,pazarda ,markette,Trabzon’da ,Mardin’de İzmir’de Yozgat’ta aynı domates aynı elma aynı portakal çeşitleri var.Evet hala kıyıda köşede sadece belli yerlerde yetişen güzellikler var ama kaideleri bozmaya yetmeyen istisna nev-inden.
Çocukluğumda yaz mevsiminde gittiğimiz köyümde yaz ve kış elmaları vardı,en az 5-6 çeşit.Kayısı vardı 4-5 çeşit.Maalesef artık neredeyse kalmamış.Ağaçlar bakımsızlıktan kurumuş.Ve o güzelim elmalar artık yok.Artık hazır alınan fidanlar ve fidelerle yurdun her tarafında belli çeşitlerde sebze ve meyve üretiliyor.
Sadece meyve ve sebze mi.Her şey tek tipleşti.Trabzon Uzun Gölde gördüğünüz hediyelik eşyaların aynılarını Mostar’da görmek,Kapalıçarşı’dan aldığınız mumların aynılarını Marakeş’ten alabilmek mümkün artık.Çin malı hediyelik eşyaların istilasına uğramış durumdalar.Yöreye özel üretilen ürünler o kadar az ki.Kültürler de öyle aynılaştı.
             Ama... ama... en fenası duygularımızı ifade şekillerimiz de tek tipleşti..
Farklı kültürlerden korkmamak gerektiğini ,bir arada yaşama ve ortak değer üretme becerisinin insanlığa en büyük kazanımları sağlayacağını sonuna kadar savunuyorum.Kültürel anlamda en zengin coğrafyalara baktığımızda farklı dinlerin,etnik kimliklerin,dillerin yaşadığı veya geçiş yeri olduğu coğrafyalar olduğunu görüyoruz.
Farklı kültürler zenginliktir ve insanları zenginleştirir.
***
Küreselleşmenin en büyük artılarından biri farklı coğrafyalar ve kültürler arasında iletişim sağlaması  oldu.Artık tanımak ve tanışmak daha kolay.Ama bu hızlı süreçte her kültür içselleştirerek zenginleşme yerine eskici dükkanı gibi önüne ne gelirse toplayıp bir araya getirerek bir ucubeye dönüştürdü.Kültürler ve değerler tüketim malzemesine dönüştü.
Amerika’nı en başarılı olduğu alanlardan biri de ,dünyadaki kültürel öğeleri toplayıp sinema endüstrisinin de yardımıyla aynılaştırıp pazara sunması.
Örnek mi istersiniz ? Suşi, pizza, tako, falafel ve daha onlarca farklı milletlerin yemekleri.Ama hep Amerikan tarzı hazır tüketim olarak sunulanından.Cadılar bayramı, Noel, Sevgililer Günü , Anneler Günü , Baby shower partileri hatta düğünler aynı şekilde kutlanıyor ,sevgiler aynı şekilde ifade ediliyor,üzüntüler aynı şekilde yaşanıyor. Boliwya dağlarında ölümüne savaşan Che ,bugün milyar dolarlık tüketim endüstrisinin en çok kullanılan malzemelerinden biri olduğunu görse neler hissederdi acaba ?


Sevginin , sevgilinin, evlilik tekliflerinin, düğünlerin, bebek sahibi olmanın  kişiye özel olması ısrarla vurgulanıyor. Lakin o özel denilen şeyler tüm dünyada tüketilen benzer malzemelerle benzer ritüellerle icra ediliyor.Ama biz en özel şekilde kutladığımız yanılsamasıyla mutluyuz.Sıradan ritüellerle özel hissediyoruz kendimizi.
Sevgililer günü kutlamaları tüm yurtta ve dünyada olanca hızıyla devam ediyor.Bu furyaya kaç yıldır evli olduğunu hatırlamayacak  kadar çok senedir evli olanlarla ,bu günü yalnız geçirmemek için alelacele sevgili(!) bulan gençlerin katkıları da  yadsınamaz.Sonuçta tüketim mabedleri kurban istiyor.
İnsanlar bu özel(!) günleri kutlamaya mecbur hissediyorlar kendilerini. Her taraf kalpli ürünlerden geçilmiyor. Adeta kalp bombardımanına maruz kalmış gibiyiz. Etraf kırmızı rengin istilasına uğradı.
Diz çökerek tek taşla yapılan yapılandan başka evlilik teklifi yapılamaz mı ? Herkesle beraber aşkımızı kutlamanın neresi özel ? Aşk ilanı neden kırmızı gülle yapılmak zorunda ki ? Kalpli pasta olmazsa sevdiğiniz anlaşılamaz mı ? Kalpli ayıcık dışında sevimli başka hayvan yok mu ? Ve neden insanlar bu mutlu anlarını sosyal medya da paylaşarak onaylatma ihtiyacı hissederler ki ? ….
Klişeler duygularımızı ifade etmede ne kadar işlevsel olabilir ki ?
Yo, hayır…Özel gün kutlamalarını yargılamıyorum… Ay !  ne banal !  diyen seçkinci tayfadan değilim… Bunlar hep Ameriga’nı oyunu demiyorum… Küresel güçler Emperyal planlar olduğunu zannetmiyorum…
Merak ediyorum sadece...


31 Ocak 2019 Perşembe

BBC'DEN SÜRPRİZ DİZİ :LES MİSERABLES

SEFİLLER :LES MİSERABLES

Bugünlerde güzel bir sürprizle karşılaştım.Sanırım evrene saldığım mesajıma cevap (!) geldi J
Yakın bir zamanda sinema kanalında başrolünde Liam Nelson’un oynadığı Sefiller filmine denk geldim.Yine, olmamış bu diye düşünerek izledim .Tabi bir filmin süresini göz önüne alırsak romanı hakkıyla işlemeleri mümkün değil, keşke iyi bir dizisi olsaydı diye düşünürken Dizimag’da Les Miserable dizisine rast gelmeyeyim mi? Daha önce Sefillerin her türlü dizisini ve filmini izleyip de yetersiz bulduğum için bu diziye başlarken de beklentilerimi düşük tuttum ama yanılmış olmama seviniyorum şu an.

Sefiller’in yeri başkadır bende.İlk okuduğum yabancı klasik diyebilirim.Bir yayınevinin sadeleştirerek yayınladığı bir versiyonuydu.Daha sonra Türkçe yayınlanmış başka versiyonlarını  da okudum.Yani defalarca okuduğum bir eser.
En sevdiğim şeylerden biri meyve eşliğinde kitap okumak,özellikle de elma.Durum  öyle bir hal  aldı ki meyveyi elime aldığım an otomatik olarak elim bir kitaba gidiyor.Hatta çocukluk hayalim duvarları boydan boya kitaplarla kaplı bir odada bir sepet dolusu elma ile baş başa kalmaktı J
Zaman zaman bazı eserlere takarım mesela. Kitabı elime alıp rastgele bir yerini açarak 10-15 dakika okurum.İşte Sefiller de böyle okuduğum kitaplardan biri.
Gelelim diziye.En çok sevdiğim şey yan karakterlerin de işlenmiş olması.Zira izlediğim diğer dizi ve film versiyonlarında gördüğüm en büyük eksiklik  yan karakterlere neredeyse hiç değinilmemesiydi .Ve beğenmeme sebeplerimden en önemlisi de bu husus olmuştu.Bence bir eseri güçlü kılan en önemli şeylerden biri de  sağlam işlenmiş yan karakterler.

Cosette’in annesi Fantine,Marius’ün babası Albay  Pontmercie , dedesi Mösyö Jilnorman ,Thenardier’lerin kızı Eponine ,oğlu Gavroche, Marius’un arkadaşları Enjolras,Courfeyrac  gibi karakterler eserde oldukça önemli aslında.İlmek ilmek işlenen örgü ustaca birleştirilerek en sonunda bir şaheser meydana getiriliyor Victor Hugo tarafından.
Cast’ta olmayan iki oyuncu en önemli iki karakter olan Marius ve Javert olmuş.Javert daha poker face ve uzun boylu bir oyuncu olmalıydı.Duygularını bu kadar yansıtan üstelik de zenci bir oyuncu hiç olmamış.
Marius ölü bakışlı bir oyuncu.Keşke daha cevval,canlı bakışlı karakteristik bir oyuncu olsaydı.
Ama diğer karakter oyuncuları oldukça başarılı seçilmiş.Özellikle Jean Valjean ve Cosette

Dizinin en son 5. Bölümü yayınlandı.Son bölümde General Lamark’ın cenazesinden sonra başlayan isyan ve sokak hareketleri anlatılıyor.Sarı yeleklilerin sokak eylemlerinin dumanı üstündeyken hem de BBC tarafından çekilen bir dizideki örtüşme oldukça ilginç olmuş.Eğer benzer bir şey ülkemizde olsaydı var ya ;  üff ne komplo teorileri kurulurdu .Bilmem belki de Fransa’da da benzer komplo teorileri kurulmuş tur.Vaterloo dan girip Brexit anlaşmasından çıkıp, İngilizlerin Fransa üzerindeki müstevli (!) emellerinden bahseden  televizyon programları yapılmış ,mesele her konuda fikri  olan uzmanlar (!) tarafından uzun uzun analiz edilmiş  olabilir.Fransız yayınlarını takip edemediğim için bilemiyorum tabi J
Konusuna kısaca değinecek olursak.Ekmek çaldığı için 19 sene kürek mahkumu olan Jean Valjean cezasını tamamlayarak, her türlü kötülüğü yapabilecek bir potansiyelle salıverilir.Sokakta kaldığı, yatacak bir yer bulamadığı bir gece, kendisini evinde misafir eden  bir papazın gümüşlerini çalarak kaçar.Ama papaz tarafından gümüşler karşılığında ruhu şeytandan satın alınarak (!) bağışlanır.Bu durum Jean Valjean’ı alt üst  eder ve içinde karanlık ile aydınlığın savaşı başlar.Sonra devreye Cosette ve Marıus’un aşkı girer.Fransa’nın toplumsal olayları eşliğinde ve Paris arka fonunda olaylar gelişir.
BBC tarafından çekilen diziyi sevdim.Heyecanla diğer bölümlerini bekliyorum J J J


26 Ocak 2019 Cumartesi

İLİM KENDİN BİLMEKTİR

KARAKTER TESTİ ANALİZİ (ETKİLİ İLETİŞİM)



Bir önceki yazımda verdiğim testi yaptıysanız sonuçlarına da bir bakalım.Dört sütundan oluşan testimizde size en uygun olan şıkkı bir ile dört arasında numaralandırıp sütun sonundaki rakamları toplamanız gerekiyordu.sen-seni-bil-sen-seni
En yüksek puan sizin baskın olan karakterinizi gösterir.Karakter özellikleriniz salt birinden oluşmayabilir.Diğer karakterlerden de özellikler barındırabilirsiniz.
Baykuş === Panter
Yunus === Tavus karakterleri nispeten birbiriyle uyum gösterir,dengelidir
***
Baykuş === Tavus

Yunus ==Panter  karışımları karmaşık kişiliği gösterir.Dengelemeye çalışmalıdır..

            



Davranışlarına Göre
Kontrollü
Yüz ifadesi kullanmaz
Dalgın,meşguldür
Göz teması sınırlıdır
Fazla el kol hareketi yapmaz


Konuşmalarına Göre
Dolaysız
Görüş beyan eder
Görüşlerini savunur
Gürültücü olabilir
Yüksek sesle düşünür
Hızlı konuşur



PANTER

En belirgin özelliği “hedef odaklı”olması
Tez canlıdır
Yönlendirici ve zorlayıcıdır
Rekabetçidir,hızlı hareket eder
(Hata oranları yüksektir)



Bir panteri nasıl tanırsınız?

Yaptığınız bir görüşmede eğer “E sonuç?” diyorsa ve hep özet ve net bir şekilde sonuçla ilgileniyorsa; aynı anda birkaç işle ilgilenerek, her birini de koordine edebiliyorsa; o kişi muhtemel bir Panterdir.
Bir panteri mutlu etmek ve ödüllendirmek istiyorsanız; ona güç ve yetki vermelisiniz.
Yönetim alanında, organizasyonel bakış açısı ve insan ilişkilerinin yoğun olduğu alanlarda çok başarılıdırlar.



Davranışlarına Göre
Tepkisel
Yüz ifadesi canlı
Hareketli ve hayat doludur.
Duygularını dışa vurur.
Dokunmayı ve göz temasını sever

Konuşmalarına Göre
Dolaysız
Görüş beyan eder
Görüşlerini savunur
Gürültücü olabilir
Yüksek sesle düşünür
Hızlı konuşur

TAVUS KUŞU

En belirgin özelliği “yaratıcı”olması
Renkli ve dramatiktir
İlgi odağı olmayı sever ,sosyaldir
Motivatördür
(Eğlence var,iş yok)


Bir Tavuskuşunu nasıl tanırsınız?
Katıldığı ortamda hemen farkedilen bir profil olan tavuskuşu, varlığı ile ortamı neşelendirip; hareketlendirebilen bir karakterdir. Konuşmayı ve eğlenmeyi çok sever.
Bir tavuskuşunu mutlu etmek, ödüllendirmek istiyorsanız; takdir etmeli ve sıkça pohpohlamalısınız
Sanat alanında, reklam & halkla ilişkiler alanında çok başarılı olurlar.




Konuşmalarına Göre
Dolaysız
Görüş beyan eder
Görüşlerini savunur
Gürültücü olabilir
Yüksek sesle düşünür
Hızlı konuşur

Davranışlarına Göre
Tepkisel
Yüz ifadesi canlı
Hareketli ve hayat doludur.
Duygularını dışa vurur.
Dokunmayı ve göz temasını sever




YUNUS

En belirgin özelliği “iyi huylu,dostça olması
Nazik ve kibardır
takım oyuncusudur
Arabulucu,kaynaştırıcı
(önce ben demeyi öğrenmeli)

Bir Yunusu nasıl tanırsınız?
Yunuslar konuşmayı ve detay anlatmayı çok sever. Sakin ve uyumlu halleri ile herkes tarafından sevilen ve zararsız görülen profildir.
Bir yunusu mutlu etmek için davranışlarını onaylamanız ve grup içerisine dahil etmeniz yeterlidir.
Yunuslar, ofis işlerinde başarılı olabilirler. Ancak yöneticileri tarafından zamanlaması iyi planlanmış bir hedef ve iş programı verilmelidir


Konuşmalarına Göre
Dolaylı
Soru sorar
Görüşlerini vurgulayıcı tonlamalar kullanmaz
Sakindir,yavaş konuşur
Konuşmadan önce düşünür


Davranışlarına Göre
Kontrollü
Yüz ifadesi kullanmaz
Dalgın,meşguldür
Göz teması sınırlıdır
Fazla el kol hareketi yapmaz




BAYKUŞ

En belirgin özelliği “Analitik”olması
Bilge ,net düşünen
Sabırlı,ayrıntıları gören
(hata oranı azdır ama hayat bu kadar ciddiye alınacak kadar da önemli değildir)


Bir Baykuşu nasıl tanırsınız?

Baykuşlar bulundukları ortamda sayısal yaklaşımları ve netlikleri ile farkedilirler. Az ve öz konuşurlar.
Bir baykuş; sorumluluk verilmek sureti ile mutlu olur.
Matematik bilimi, mühendislik alanları ve psikoloji alanlarında çok başarılıdırlar