11 Kasım 2017 Cumartesi

SORUMLULUKLARIMIZIN FARKINDA MIYIZ ?


Yaşam kalitemiz, sadece elimizdeki imkânlarımızla değil, yaşadığımız çevre ve toplumun kalitesiyle de doğru orantılı. Ve kendimize yaptığımız yatırım kadar topluma ve dünyamıza yaptığımız katkılar, bolumlu olarak döneceği gibi, yanlışlarda büyüyerek tüm insanları etkileyecektir. Bu noktada sorumluluklarımızın ne kadar farkındayız.

Maalesef ülke ve toplum olarak çok farkında olmadığımızı düşünüyorum. Günü kurtarma endeksli yaşam tarzının getirilerini, sorunlar yumağı olarak hepimiz görüyoruz aslında.

Gelişmiş ülkelerde toplumsal sorumlulukların hatırlatılması ve farkındalık kazandırma adına etkili kampanyalar düzenleniyor. Bunlar ses getirdiği gibi, sorunların çözümü adına adımlar atılmasına da katkı sağlıyor.

Bazen bir fotoğraf sayfalar dolusu sözden çok daha fazlasını hatırlatır. İşte bu kampanyada kullanılan afişler de böyle. İçlerinden beni çok etkileyen bazılarını sizlerle de paylaşıyorum. 



EGZOTİK HAYVANLAR HEDİYELİK EŞYA DEĞİLDİR !!!



İSKELET DEĞİLSİNİZ. ANOREXİYAYA DUR DEMEK ELİNİZDE !!!



BİR ÇOCUĞU BESLEMEK !


PLASTİK ÖLDÜRÜR!!!


                                                             ŞİDDETİ DURDUR !!!


Siz çöplerinizi ayrıştıra bilirsiniz ama onlar ayrıştıramıyor. Geri dönüşüme katıl, yaşadığın dünyayı koru.


TRAFİKTE TELEFONLA KONUŞMAK HAYATINIZA MAL OLABİLİR


EMNİYET KEMERİ


ARABA KULLANIRKEN UYUMAK



TEN RENGİ ETİKET DEĞİLDİR !


YEMEK İSRAFI !


TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ ?


KADINA ŞİDDET !!!



                             BEĞENİ (FACEBOOK) HİÇ BİR ŞEYİ ÇÖZMEZ HAREKETE GEÇ 


  HAVA KİRLİLİĞİ NEDENİYLE DÜNYADA, YILDA 60.000 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRİYOR


YORUMA GEREK VAR MI ?


SİGARA ERKEN YAŞLANMAYA SEBEP OLUR !


SİGARA AKCİĞER KANSERİNE NEDEN OLUR!


KADINLAR !!!


KAĞIT KULLANIMINI AZALT,YAŞADIĞIN DÜNYAYI KORU !

CİNSEL TACİZ ÇOCUĞUNUZA BİR TELEFON KADAR YAKIN OLABİLİR!!!



BURADAKİ GÖRDÜĞÜNÜZ SADECE FOTOĞRAF ,ANCAK BAŞKA BİR YERDE HAYATIN GERÇEĞİ !!!

Kaynak:Boredpanda

31 Ekim 2017 Salı

KURNAZ SATIŞ TAKTİKLERİ


KURNAZ SATIŞ TAKTİKLERİ

Bebek tebriki için arkadaşıma gitmiştim. Bir süre oturduk, bebeği sevdim, çay içtik. Sonrasında arkadaşım bebeğini uyutmaya giderken” kapı çalarsa bakar mısın? “ diye ricada bulundu. Tabi ki kabul ettim.

Az sonra zil çalınca bebek uyanmasın diye koşarak kapıyı açtım. Kibar bir delikanlı. Abla üniversite öğrencisiyim birkaç soruluk bir anket yapabilir miyim “ dedi. Kıyamadım tamam dedim. Ayaküzeri diş ve ağız sağlığı ile ilgili birkaç soru sordu cevapladım. Sorular bitti. Çocuk çantasından bir diş macunu çıkardı “abla bu bizim firmanın diş macunu tanıtım amaçlı alır mısınız “ dedi. Ne diyeceğimi şaşırdım. Ben ev sahibi değilim arkadaş ta şu an meşgul” dedim. İyi günler dileyerek kapıyı kapattım. Çocuk üst kata çıktı ama nasıl vicdan yaptım anlatamam.”Y a altı üstü bir diş macunu, ihtiyacı var ki çalışıyor, alsan nolur, sonuçta bir öğrenciye yardım etmiş olacaksın” falan içi sesim habire konuşuyor. Dayanamadım inanır mısınız, gittim kapıda bekliyorum. Çocuk inerken kaçırmayayım diye.

Epey bekledikten sonra ayak sesleri geldi, hemen kapıyı açtım seslendim.”Bir dakika durur musunuz, o diş macunundan almak istiyorum “deyip çocuğu çağırdım. Neyse çantasından bir paket macun uzattı fiyatını sordum “15 lira abla “dedi. Bir duraladım bu orta boy macunu en fazla 6-7 liraya marketten alırsınız. Ama çocuğu da durdurmuş bulundum. Kalsın diyemedim, aldım macunu.

Biraz sonra bebeğini uyutan arkadaşım geldi, konuşmaları duymuş ne olduğunu sordu. Macunu uzattım” sana ev hediyesi aldım” deyip verdim. Sonrada olayı anlattım. Arkadaş bastı kahkahayı.

Zaman, zaman sizin de başınıza gelmiştir. Tencere almak için gittiğiniz mağazadan elektrikli süpürge alarak çıktığınız, yâda çorap alayım derken ne olduğunu anlamadan, kendinizi elinizde elbise paketleriyle mağazadan çıkarken bulduğunuz olmuştur.

Bu durumlarda hemen kendinizi suçlamayın uyanık satıcıların taktiklerine maruz kalmış olma olasılığınız kuvvetle muhtemel.

Artık bütünleşik pazarlama sistemleri ile profesyonel bir şekilde satış artırma yöntemleri kullanılıyor, ama o başka bir yazı konusu. Ya Aristoteles’in retoriği, pazarlama için ders olarak okutuluyor daha ötesi var mı?

Bu yazıda çok kullanılan birkaç psikolojik satış yöntemini anlatacağım.

Kapıyı Aralama Taktiği

Bakınız benim karşılaştığım yukarıdaki durum.

Kapıyı Kapatma Taktiği

-İyi günler mezuniyet kıyafeti bakmıştım.

-Tabi buyurun çeşitlerimiz bunlar.

Bakılır denenir birisi beğenilir fiyatı sorulur

-? Lira (Fiyat oldukça yüksektir ama ne çare kızınız çok beğenmiştir)

-Hanımefendi sizin hatırınız için? Lira olur.

-Hayırdır tanışıyor muyuz? Ne zaman hatırım oldu?

-Yok, yine de yüksek.

-Hanımefendi sizin için personel indirimimi kullanacağım "Ya kızcağızım senin personel indirimin kaç kişi için geçerli ki?" Hem neden kendin ya da arkadaşın için değil de benim için kullanasın?

-Hangi kredi kartı kullanıyorsunuz?

-YYY kartı

-Bakın bizim kredi kartına 3816 taksitimiz var, sizin bankanın kartı da artı 276 taksit daha veriyor. Bu güzel kızı kırmayın. Çokta yakıştı bla bla…

Ayırdığınız bütçenin iki katı fiyata aldığınız elbiseyle çıkarsınız.

Gitgide Artan Ricalar Taktiği

Zırr Telefon

-İyi günler hanımefendi. Numaranızı arkadaşınız falancadan aldık. Biraz vaktinizi alabilir miyiz?

-(Ya bu kız numaramı neden verdi ki? )Tabi buyurun

-Efendim biz piyasaya yeni çıkan ** marka halı yıkama makinesinin tanıtımını yapıyoruz sizi ziyaret edebilir miyiz?

-Halı yıkama makinesi almayı düşünmüyorum.

-Hanımefendi biz sadece tanıtım yapacağız. Sizin de halınız yıkanmış olur. Çevrenize ürünümüzü anlatmanız bizim için yeterli. Satın almak zorunda değilsiniz.

-(Hay Allah napsam. Nasıl olsa almayacağım. Gelsinler bir bakalım. En azından halım yıkanmış olur)

-Tamam buyurun. Hanımefendi komşularınıza da haber verir misiniz?

-(Hay Allah bu nerden çıktı. Şimdi misafir çay boşta verilmez. Ama baştan tamam demişte bulunduk.)

-Eh tamam çağırayım.

O gün konu komşu toplanır. Halı yıkansın diye eşyaları mecburen toplarsınız. Çay kahve servisi yaparsınız. Deterjan vs. hazırlarsınız. Satış Pardon! Tanıtım (!)  elemanları gelir. Uzun uzun ballandıra, ballandıra anlatırlar. Yalap şalap şap halınızı ıslatıp şöyle bir üstünden geçerler. Giderken de üç arkadaşınızın telefon numarasını isterler. Bir an önce bitsin bu iş diye verirsiniz üç telefon numarası... Misafir, şamata, satıcıların çığırtkanca tanıtımları vs. vs. O halıyı silseydiniz daha az yorulurdunuz. Allahtan komşulardan biri o makineyi 1514 takside almayı kabul etmiştir de sizin üzerinize daha fazla gelmezler tanıtım (!) elemanları.

Ohh halınız da mis(!) gibi oldu.

Borca Sokma Taktiği

-Şu vitrindeki kırmızı kazağın fiyatını öğrenebilir miyim?

-Tabi buyurun hanımefendi, içerde başka çeşitlerimizde var.

-Bakın o kırmızı kazağın sarısı da var. Başka bir modelde göstereyim.

-Yok, ben sadece fiyat soracaktım.

-Tamam hanımefendi. ? Lira. Ama bakın daha uygun fiyatlarımızda var.

-Yok, ben sadece sormuştum.

-Olsun hanımefendi siz bir görün. Bakın bu sezon malı harika bir ürün. Almak zorunda değilsiniz isterseniz bir deneyin

-Yok, ben almay…

-Almayın hanımefendi bakın rengi gözlerinize ne kadar uydu. Sadece bir deneyin.

-Ama…

O sırada eli çabuk satıcı onlarca ürünü açmış tezgâhın üzerine sermiştir. Elinde tuttuğu kazağı yarı zorla elinize tutuşturmuştur.

-Şey üzerimde o kadar nakit yok.

-Hanımefendi kredi kartına 5345 taksite bölüyoruz. Kaçırmayın bu kazağı. Bla bla…

Elinizde paketle çıkarken.(Ya ben sadece öylesine sormuştum.)

Satıcı kişi için birçok zahmete girer ve ürün seçeneklerini sunma konusunda çok fazla emek harcarsa, kişi kendini ona karşı borçlu hissetmeye başlar. Aradaki eşitlik, denge bozulur ve kişi durumu telafi etmek için ürünü satın almaya hazır hele gelir. Bunun bilincinde olan satıcılar da amaçlarına ulaşmak için hedefe bu dengesizliği hissettirip borçluluk duygusu uyandırmak için, onun talebi olmaksızın çaba harcarlar.

Sadece O Dekil” veya Satışı Tatlandırma Taktiği

-Beyefendi el blenderi var mı?

-Tabi efendim, buyurun çeşitlerimizi gösterelim.

-XX ürün? Lira. Ama bakın kampanyalı bir ürünümüz de var. Bu mutfak robotunun içinde karıştırıcı artı mikser ve doğrayıcı var.

-Yok, ben sadece  WW marka blender bakmıştım.

-Ama hamfendi bu robotun fiyatı diğerinden sadece *** fazla. Bunun yanında mikser ve doğrayıcı var. Hem de taksit yapıyoruz.

-Ben şu marka el blenderi  istiyordum.

-Hamfendi sizi temin ederim buda aynı kalite. İnanın evimde ben kullanıyorum. Boşuna markaya fazla vereceksiniz. Bla bla…

-Biraz sonra almak istediğiniz fiyatın iki katına, aslında kullanmayacağınız fonksiyonlara sahip robotu alıp çıkıyorsunuz.

Hedef isteği kabul edip etmediğini belirtmeden istekte bir azaltma( indirim yapma) gerçekleştirilir ya da daha cazip hale getirerek değişikler  (hediye verme ) yapılır. Bu teknikle karşılıklılık ilkesi vardır; birisi siziz için bir iyilik yaptığında, indirime ya da hediye verme yoluna gidildiğinde, siz de onu iyilikseverliğine karşılık verme yönünde bir sorumluluk hissedersiniz.

Once Ver Sonra Geri Al Taktiği

Hedefe son derece cazip gelecek koşullar (düşük fiyat, uygun ödeme koşulları gibi) vaat edilir. Bu vaadin etkisiyle, kişi ürüne daha sıcak bakmaya başlar, adeta bağlılık geliştirir. Hedef, bağlılık nedeniyle cayması güç bir noktaya vardığında, önceden bilinçli olarak yüksek tutulan vaatlerde değişikliğe gidilir, elde olmayan nedenlerle koşullarda bir değişiklik meydana geldiği, vaatlerin bir kısmının gerçekleşmeyeceği belirtilir. Örneğin, müşteriye bir pantolon beğendirilir, çok yakıştığı söylenir, tekrar tekrar aynada bakıp bağlanması sağlanır. Ardından da fiyatın satıcı tarafından yanlış etiketlendiği belirtilir. Bu süreçte, önerilen tutuma (ürüne) bağlılık geliştiren müşterinin satın alma fikrinden vazgeçmesi olasılığı düşüktür.

Evet- Evet Taktiği

Sigortacıların sıklıkla kullandıkları bir taktiktir. Sosyal güvencenin, sağlık güvencesinin, emeklilik haklarının ne kadar önemli olduğunu çeşitli örneklerle anlattıktan ve hedefe onaylattıktan sonra asıl isteklerine geçerler ve hedefi için ve hedef için en uygun poliçeyi hazırladıklarını anlatırlar.

Evet-Evet tekniğinde, artarda sorular sorularak hedefteki kişinin detaylı düşünmesine izin vermeden ve zihinsel kısa yolunu kullanarak karar vermesini sağlamaya çalışılır. Bu yöntemde hedefe yöneltilen sorular karşısında hızlı bir şekilde cevap beklenildiği için, kişinin merkezi yoldan karar verme sistemi bloke edilmiş olur. Olumlu cevap alınacak soruları başlangıçta sorduktan sonra asıl cevap beklenilen soru en son sorulur. Diğer sorulara “evet” cevabını veren kişi zihinsel olarak son soruya da “evet” cevabı vermek üzere programlanacaktır. Kısacası kişi detaylı bir şekilde düşündüğünde belki reddedebileceği bir teklife, diğer sorulara evet cevabını vermesi ile birlikte, evet cevabını verecektir



1 Ekim 2017 Pazar

AŞURE NELER SÖYLER ?




AŞURE
                Rivayet odur ki Nuh tufanından önce  bütün inananları yaptığı gemiye alan Hz. Nuh onların ihtiyaçları için çeşitli gıda maddelerini de depolar. Bütün hayvan cinslerinden birer çift te gemide kendilerine yer bulur. Vakti zamanı gelir, yerden sular kaynar, gök adeta delinir yere iner. Göz gözü görmez olur, fırtına günlerce sürer, bir avuç insan nereye gittiğini görmeden ne zaman biteceğini bilmeden, günlerce yol alırlar. Gel zaman git zaman fırtına diner, yağmurlar kesilir, güneş gülen yüzünü gösterir ve gemi ağrı dağına demirler.

İnananlar şükürle karaya ayak basarlar. Kalan erzakları indirirler, yemek vaktine hazırlık için. İki  avuç buğday kalmıştır, bir avuç nohut, bir avuç fasulye. Çömleğin dibinde belki biraz bal veya pekmez, birer parça fındık, üzüm kayısı ceviz vs.vs.
                Hz. Nuh tüm bu yiyecekleri toplar bereketli elleriyle bir aş pişirir lezzetli mi lezzetli. Bu hadise Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içinde adına Arapça 10 demek olan  (aşera)  denir ve zamanla aşure olur bu güzel yemeğin adı.
                Kaç uygarlığın toplamıdır Anadolu. Kaç milletin birikimidir. Bu birikimden kaynaklı  ne çok, ne güzel geleneklerimiz var, aşure gibi dostluğu, sevgiyi, yardımlaşmayı, paylaşmayı anlatan.
Kendimize benzeyenlerle arkadaşlık etmek, dostluk kurmak ne kadar kolay ve konforlu. Ama bize ne katıyor? Bize benzeyen, kendisinde bizi tekrarlayanlar…
                Aşure normal şartlarda beraber düşünemeyeceğimiz  beraber pişirmeyeceğimiz gıdaların toplamı olduğu için bu denli lezzetli değimli. Fasulye ile şekeri, nohutla kayısıyı, üzümle buğdayı yan yana düşünmeyiz pek ama bir araya gelince ne muazzam bir birliktelik oluyor. Anadolu gibi
                Sadece tek çeşit veya iki çeşitle yakalanabilir mi bu aroma?  Ayırmamak gerekli nohutu, fasulyeyi, buğdayı, narı, üzümü, kayısıyı, cevizi ki aşure olsun. Ayırmamalı Türk’ü, Kürt’ü Alevi’yi, Çerkez’i, Laz’ı, Ermeni’yi, Rum’u ki Anadolu olsun
                Benzetmek için uğraşıyoruz var gücümüzle insanları kendimize. Ayrı yaratmış ise yaradan gerek var mı benzetmeye çalışmaya birbirine?  Aşureyi robottan geçirsek mikserle iyice yedirsek birbirine aşure diye bir şey kalır mı? Gerek var mı buna?  Nohut nohut olarak kalmalı, fasulye fasulye olarak, ama her biri vermeli ki tadını, aromasını birbiriyle zenginleşsin
                Bereket demektir aşure. Bir avuç buğday, bir avuç fasulye, nohuttan kazan dolusu aşure çıkar ama şekerle birleşmeli  iyice kaynamalıdır ki o ayrı ayrı malzemeler, bir olsun birbirinde çoğalsın. Anadolu’yu bizi bir arda tutan, tutacak olan sevgi gibi, saygı gibi.
                Yalnız yenen aşure lezzetinden ne çok şey kaybeder. O ancak konu komşu, akraba dostla paylaşılınca aşure olur gerçek anlamıyla. Anadolu’da komşuya götürülen aşure tabağı yıkanmaz ve boş geri verilir her zamanki alışkanlığın aksine. Karşılıksız  vermenin, beklentisiz olmanın adıdır aşure.
                Aşure Anadolu’nun ruhudur, özüdür, anlamıdır, zenginliğidir. Dünyanın ihtiyacı var bu zenginliğe...


20 Eylül 2017 Çarşamba

SEVGİ NEYDİ ?




Genç doçent kendisini dikkatle dinleyen bir amfi dolusu tıp öğrencisine yumuşak bir ses tonuyla anlatıyor.

-Vakamız yatağa bağımlı. Bırakın yürüyebilmeyi ayakta durmayı, oturabilmek için bile yardıma ihtiyaç duyuyor. Destek verilmediği sürece oturamıyor. Acıktığını veya susadığını söyleyemiyor. Bu ihtiyaçları olduğu zaman anlamsızca haykırıyor bağırıyor. Ağzında dişleri olmadığı için de yiyecekleri çiğneyemiyor. Onu bir şekilde beslemek zorundasınız.

-Uykuları düzensiz. Gündüz deliksiz uyuyabildiği gibi gecenin bir yarısı feryatlarla uyanıp herkesi uyandırabiliyor. Bağırsak faaliyetleri düzensiz olduğu gibi, tuvalet ihtiyacının farkında değil ve kontrol de edemiyor. Onun için bez kullanmak zorundasınız.

-Konuşamıyor, konuşulanları anlamıyor. Ama sevgiyi fark ediyor ve sevgiyle söylediklerinize, gülümseyerek karşılık verebiliyor. Eline verdiğiniz bir objeyi almak için uzanamıyor, ancak eline tutuşturursanız sımsıkı kavrayabiliyor.

-Mesai kavramı olmadan 24 saat onun her ihtiyacını karşılamak zorundasınız hem de hiçbir ücret almadan. Alabileceğiniz tek karşılık, belki bir gülümseme olabilir.

-Ne dersiniz böyle bir göreve talip olur musunuz?

Koca amfiden çıt çıkmıyor, öğrenciler dehşet içinde hocalarını dinliyorlardı. Kocaman açılmış gözleriyle kafalarını iki tarafa sallayarak olumsuzluk belirttiler.

Tebessümle öğrencilerine bakan genç doçent, onlardan gelen olumsuz karşılık üzerine

-Ama dedi ,”benim evimde böyle bir vaka var ve ona sonsuz hem de hayatımda tatmadığım bir sevgiyle bakıyorum. Ve her ihtiyacını karşılamayı hayatımın en öncelikli vazifesi olarak görüyorum.”

-O benim henüz 3 aylık olan bebeğim…

 

***

Sevginin gücünü anlatan bu güzel hikâyeyi, bir yerlerde okumayan ya da birilerinden dinlemeyen yoktur sanırım. Çok sevdiğim bu hikâyeyi bir de ben, kendi kelimelerimle anlatmak istedim.

***

Eskiden sevgi, bir his ve duygu durumu olarak tarif edilirken, günümüzde daha farklı tekniklerle adeta görünür hale getiriliyor. Artık Nöro görüntüleme cihazlarıyla, gelişmiş laboratuvar teknikleriyle, birçok duygu durumunda beyindeki elektriksel faaliyetler görüntülenebiliyor, hormonal salgılar, ölçümlenebiliyor. Beyinde ki duygusal faaliyet merkezleri belirlenebiliyor.

Sevgi ve diğer duygu durumları, mekanik bir işlem gibi tanımlanabiliyor.

Peki, her şey bu kadar basit mi?

Vücudumuz da, beynimiz de elektriksel faaliyetler oluşuyor, hormonlar salgılanıyor ve biz âşık oluyoruz, seviyoruz, kızıyoruz, nefret ediyoruz, üzülüyoruz vs. vs.

Sevgi nedir? Nasıl bir şeydir? Salt hormonlarla, beyindeki bağlantılarla, elektrik akımlarıyla, nöron faaliyetleriyle açıklanabilir bir şey midir?

Kaç çeşit sevgi vardır mesela? Anneye duyulan sevgi evlat sevgisinin yerine geçer mi? ya da evlat sevgisi eş sevgisinin yerine?

Peki, nerededir sevgi?

Yeri yurdu neresidir? Beyinde mi yaşar kalpte mi biter? Eğer yoksa nereden alınır, nerede satılır? Bitince yedeği var mıdır mesela, yeniden doldurulabilir mi?

Peki, beyinde başlar, kalpte yaşar diyebilir miyiz?

Nasıl bir potansiyeli, nasıl bir yapısı vardır ki fiziksel olarak görevi kan pompalamaktan ibaret olan kalbin, bu yumruk kadar organın içine tüm dünya sığabiliyor. Çeşit çeşit sevgi bir arada var olabiliyor.

Nasıl kocaman bir kaptır ki bu kalp, birbirine benzer benzemez kaç türlü sevgiyi birbirine karıştırmadan, içine alabiliyor. Anne babaya duyulan sevgiyi de, evlada duyulan karşılıksız sevgiyi de karşı cinse duyulan aşkı da, bir çiçeğe bir ağaca, bir kediye, bir kuzuya duyulan sevgiyi de.

 

**** 

Nasıl bir şeydir ki sevgi, küçücük bir varlık için tüm hayatını değiştirmeyi, ömür boyu sürecek bir sorumluluk altına girmeyi kabul ettirir? Onun ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarından önce gördürür, onun önceliklerini kendi önceliklerin haline getirir. Onun için belki kariyerini öteleyip,  hayata gelmene sebep olan anne babandan önce gelmesini sağlayabilir ki. Nerden alınır nereye konur bu kocaman duygu?

Neden sever insanoğlu evladını, onun için kalbi kelebek kanadı gibi titrer? Diğer çocuklardan daha zeki, daha güzel, daha becerikli oldukları içi mi acaba? Ya da sadece neslini devam ettirdiği için mi?

 

Hadi diyelim bebekken sevimliydi, ama ya ergenliğinde? Hem çirkin, hem huysuz, hem tembel oldukları dönemlerinde, nasıl devam eder bu sevgi denen şey?

Nasıl bir çeşit sevgidir ki aşk, o zamana kadar belki varlığından haberdar olmadığınız, nerelerde yaşayıp neler yaptığını bilmediğiniz bir insan için, ailenizi akrabalarınızı bıraktırır. Belki kıtalar arası seyahat ettirir. Milyonlarca seçeneği teke indirip, ömrünüzü ona adamanıza sebep olur. Hayatınızın bundan sonrasını onunla geçirmeyi göze aldırır.

Nasıl bir elektrik akımıdır ki “o” etraftaki tüm insanların görüntülerini silip, elinin ayağının titremesine sebep olur…

Sadece var olma, neslini devam ettirme güdüsü mü?

Nasıl bir ihtiyaçtır ki karşılanmadığında birçok ruhsal problemlere, hatta fiziksel rahatsızlıklara yol açar. Karşılanmayan anne sevgisi güven kaybına, baba sevgisizliği de akademik kariyerde başarısızlıklara sebep olur.

***

Ya olmasaydı sevgi, ne olurdu? Dünya neye benzerdi? İnsan türü nasıl devam ederdi?

Zaten yeterince zor olan hayat nasıl geçerdi?

Düşünün, sevgi denen o şey hiç yok ve hiç bir şey hissetmiyorsunuz, ama tüm yükümlülükler devam ediyor.

Öğretmeninizi sevmeden okula gidiyorsunuz…

Hiç sevmediğiniz çocuklarla anlamsızca hareketler yapıyorsunuz, yani oyun oynuyorsunuz.

Garip ergen tiplerle sosyalleşme adına, saçma davranışlar geliştiriyorsunuz.

Koltuğun altına tıkıştırdığı kirli çoraplarını toplarken söylendiğiniz adam için, ailenizi bırakıyorsunuz.

Saçını parmağına dolayıp omuz silkerken trip adan bir kız için, tek taş denen anlamlı (!) nesneye dünyanın parasını bayılıyorsunuz

Başkasının ağzını sildiği peçeteye dokunamazken, 5 kg lık minyatür bir insanın altını temizliyorsunuz.

Sivilceli, çirkin, huysuz üstelik tembel olmasına rağmen, küstahlıktan ödün vermeyen bir ergen için, gelirinizin yarısını okul taksiti, servis parası ve cep telefonu için harcıyorsunuz.

 

 

Herhangi iki yaşlı insandan farkı olmayan kadın ve adam için, zaten 20 gün olan yıllık izninizde tatil yerine, bayramda onları ziyarete gidiyorsunuz.

Ve hiçbir şey hissetmiyorsunuz. Kalbinizde ılık ılık bir şeyler akmıyor. Midenizde kelebekler uçmuyor. Göz bebekleriniz büyüyerek yüzünüzde kocaman bir gülücük olmuyor…

Mekanik bir şekilde, salt görev bilinciyle bir meslek icra eder gibi, sadece yükümlülüklerinizi yerine getirmek için tüm bunları yapıyorsunuz…

Off, distopya romanlarındaki hayat bile, daha az mekanik ve ürkütücü olurdu herhalde…






13 Eylül 2017 Çarşamba

BÖYLE GEÇTİ BU YAZ

                   BAHAR VE YAZ GANİMETLERİM

Bu yaz sonu, daha önce hiç yapmadığım bir şeyi yaptım. Okuduğum kitapların listesini tuttum. Baştan böyle bir niyetim olmadığı içinde, listedeki kitapları tam olarak ne zaman okumaya başladım net tarih veremiyorum, ama Mart ayı sonları gibi kitap maratonum başlamıştı. Hangi sırayla okuduğumu da tam olarak hatırlayamadığım için bahar ve yaz olarak ayıramadım. Eylül de okuduklarımı  listeye dâhil etmedim.

İyi bir okuyucu olduğumu zannederdim, lakin bazı blogger arkadaşları görünce, bu zannım oldukça azaldı. Çok sıkı kitap okuyucusu blogger arkadaşlar var ve güzel de kitap yorumları oluyor.

Kitap bloglarını dolaşmak benim için bir paradigmaya dönüştü. Okuduğum ve sevdiğim kitapları görünce mutlu oluyorum ama bir yandan da okuyamadıklarım karşıma dikiliyor. Okunacaklar listemi azaltıyorum diye sevinirken, listeye yeni kitaplar ekleniyor veeee döngü devam ediyor. Listedeki şıklara tik at ve yeni şıklar  ekle J 

Bazı arkadaşlar gibi belli sürelerde belli sayıda kitap okuma hedefi koyayım diyorum, o da bende gerginlik yapıyor strese giriyorum.

Hâlbuki ben strese girmeden bir ödevmişçesine değil de, tadını çıkararak okumayı seviyorum.

 

Ne yapsam bilemedim 

Acaba diyorum, hani bir süre, kitap bloglarına uğramasam mı?

En azından listemdeki kitapların çoğunu okuyana kadar. Zira yeni listede 30 küsur madde var ve gittikçe de artıyor.

1-Anna Karenina :Leo Tolstoy




Tolstoy'un dev eseri .Sadece metafor olarak değil ,aynı zamanda boyut olarak ta dev.
Sadeleştirilmiş klasikleri sevmediğim için onları tercih etmiyorum, ama kardeşim orijinali de 1004 sayfaydı yani.
Helali hoş olsun ama.
Vronsky'in kaza geçirdiği at yarışı sahnesi muhakkak okunmalı Nasıl bir betimlemedir o !
En sevdiğim klasiklerden..










2- İntibah :Namık Kemal 





Orta okul yıllarında okuduğum bir roman .
Bazı kitapları farklı zamanlar da okumayı seviyorum.Yeniden okudum.
Tecrübesiz Ali Bey'in ,talihsiz aşk macerası anlatılıyor.
Günümüz için oldukça  ağır diyebileceğimiz bir dili var.Bu ağırlık anlatımdan kaynaklanmıyor.Osmanlıca kelimelerin çokluğundan kaynaklanıyor aslında.Romanda divan edebiyatında kullanılan sevgili tasvirleri düz yazı olarak kullanılmış ,çok şirin ve naif buldum bunu.
Osmanlı'daki ilk edebi roman olarak okumakta fayda var








9 Eylül 2017 Cumartesi

EQ- DUYGUSAL ZEKA TESTİ




DUYGUSAL ZEKANIZ YÜKSEK Mİ?

"Önceki Duygusal zeka yazımı okumak isterseniz" burada
Mümkün olduğunca dürüst davranarak cevap verdiğinizde ,aynı kademede ki arkadaşlarınızın ,Yöneticilerinizin ve size bağlı çalışanların ,size karşı bakış açılarını ölçebilirsiniz..

PUANLAMA
4-Tamamen bana uygun
3-Uygun
2-Uygun değil
1-Hiç uygun değil



SORULAR
1-Zor anlarda ,genellikle sakin ve olumlu kalabilirim.
2- Stres altındayken bile.elimdeki iş üzerinde sağlıklı düşünebilir ve işimiz üzerine odaklanabilirim
3-Hatlarımı kabul edebilirim
4-Verdiğim taahhütleri yerine getirir.verdiğim sözleri tutarım
5-Hedeflerime ulaşmada kendi sorumluluğumu bilirim
6-İşimde dikkatli ve düzenliyimdir.
7- Düzenli olarak ,farklı kaynaklardan orijinal fikirler ortay çıkarmak isterim
8- Yeni fikirler üretmede iyiyimdir
9-Karmaşık talepleri ve değişen öncelikleri kolaylıkla idare edebilirim
10-Amaçlarıma ulaşmak için,güçlü bir eğilimle sonuç odaklıyımdır
11-Teşvik edici hedefler belirlemeyi severim ve onlara ulaşmak için hesaplanmış riskler alabilirim
12-Bneden genç insanlardan da tavsiye alarak .performansımı nasıl geliştireceğimi öğrenmeye çalışırım
13-Kurumsal ve önemli bir hedefe ulaşmak için fedakarlıkta bulunmaya hazırım
14-Şirketin misyonunu kabul edip onunla özdeşleşebilirim
15-Ekibim bölümüm veya şirketimin değerleri kararlarımı etkiler ve yaptığımı tercihleri ortaya koyarım
16-Şirketimin genel hedeflerini ileriye götürmek için aktif olarak uygun fırsatlar peşinde koşarım ve diğerlerinin bana yardım etmesine izin veririm
17- Şu andaki işimde ihtiyaç duyulan benden beklenen hedeflere ulaşmak için uğraşırım
18-Engeller ve aksilikler beni kısa bir süre için yolumdan alıkoyabilir ancak durduramaz
19-Kırmızı çizginin ötesine geçerek ,eskimiş kuralları çiğnemek bazen gereklidir
20-Yepyeni bir işe kalkışmak bile olsa ,orijinal bakış açılarını yakalamak isterim
21-Koşullar değiştiği takdirde .bende taktiklerimi çabucak değiştirebilirim
22-Bazı işlerin daha iyi yapılmasının yollarını bulmak ve belirsizlikten kurtulmak için,yeni bilgiler peşinde koşmak en iddialı olduğum şeydir
23-Başarısızlık korkusu yaşayacağıma ,başarı ümidiyle hareket ederim
24-Üzüntü verici duygular ve dürtülerim işimde elimden gelenin en iyisini yapmama engel olur
25-Genellikle kendi kusurlarım ya da başkalarının kişisel kusurları için sorunlar ortaya çıkarmam

 Sonuç : Puan aralığı şeklinde sonuç belirlemedim.Aldığınız puanlar ne kadar yüksekse EQ-Duygusal zekanız o kadar yüksek demektir.


70 puan altı : Duygusal zekaları olduğu halde kendisine haksızlık edenlerdir..