16 Temmuz 2017 Pazar

DEDİKODU : TAMAM YAPTIM, AMA Bİ SOR, NİYE YAPTIM ?

     
 

Peki acaba  neden dedikodu yapıyoruz ?
          Aslında daha çok kendi defolarımız örtmek ,yetersizliklerimizi gizlemek, komplekslerimizi tatmin etmek için olmasın?
        ‘’Ayy görgüsüz  Kezban, o elbiseyle o ayakkabı giyilir mi ‘’diyen Yeşim aslında kendisini moda otoritesi ilan ederek , muhtemel  moda eleştirilerini,  kendince bertaraf etmeye çalışıyor olabilir mi ?
         ‘’Ay şekerim Allah çirkin şansı versin .Bir Hande’ye bak birde kocasına.O adam o kadını nasıl almış ?’’ diyen Yasemin acaba şunu mu demek istiyor satır arasında ?  (aah ah şu Hande kadar olamadım.Aslında ben daha güzelim , o kocaya ben layıktım ama ne yaparsın olmadı işte)Yüksek sesle dile getiremediği içsesini böyle mi dillendiriyor.
          ‘’Ayol o boy bende olsaydı, bende o topukluları giyseydim , tabi bende bölüm şefi olurdum’’ diyen Selda ‘’ne yapayım mesleki olarak yetersizim de ondan yükselemiyorum’’ diyemeyeceği  için kendisini böyle mi  tatmin ediyor.
            ‘’Peh işte sonradan görme ne olacak, almış nohut kadar tektaşı, gözümüze ,gözümüze sokuyor o el hep havada ‘’diyen Mine iç geçirip “ah bende de olsa! ‘’diyemediği için mi böyle söylüyor.
         ‘’İnek o zaten oğlum , hem Hoca’ya o kadar yalakalık yapsaydım, asistanlığı ben kapardım ‘’diyen Sedat ‘’ ne yapayım bilardo salonlarında ,cafelerde vakit öldürdüğüm için not ortalamam kötü ,yeterince okuyup çalışmadığım içinde akademik başarım yetersiz’’  diyemediği için kendini böyle mi savunuyor
          ‘’Ayol beceriksiz o kadın bi kısır yapmış çamur gibi,börek te yanmıştı zaten ‘’diyen Emin’anım en’’ becerikli benim ! ’’ , ‘’Pasaklı kadın nolcak’’ diyen Şerife’’ en temiz benim’’ !! mi ! diyor acaba?
          ‘’Ekranda gördüğü oyuncuya ‘’ o boyaları ben sürsem o estetikleri ben yapsam ondan daha güzel olurdum’’ diyen Ayşa’nım  elbette biliyor öyle olamayacağını ama işte ‘’aslında ben de güzelim ‘’ demenin farklı bir yöntemini deniyor .

***
           En güzel ,en zeki,en çalışkan,en yetenekli ,en başarılı benim diyemeyen ev kadınları,iş kadınları,oyuncular,memurlar,akademisyenler,öğrenciler  ,iş arkadaşının ,apartman komşusunun,okul arkadaşının,akrabasının yada hiç tanımadığı diğer insanların omuzları üstüne çıkarak ,sırtına basarak ,ayaklarını çiğneyerek,arkaya iteleyerek kalabalıklara el sallıyor, sağa sola haykırıyor.
           Bana bakın!! ben buradayım ,!! ben zekiyim,!! ben güzelim,!! ben başarılıyım,!! ben yetenekliyim,!! ben buradayım !! bana bakın !! bana bakın !!  diyerek.
            ***
          ‘’Yoook öyle değil ben mağdur oldum zarar gördüm Ali , Ayşe, Pelin ,Serdar ,Sinem ,tarafından’’ diyorsan insanı insan yapan söz ve beden diliyle iletişim kurabilmesi ,meramını anlatabilmesi ,hakkını arayabilmesi değil mi ? .Gizli ,gizli arkadan  iş göreceğin, pusuya yatacağın,sinsi sinsi  elini ağzına yarım kapayıp’’ aman kimse duymasın’’ diyeceğin yerde mertçe çık hakkını savun ,başarı için mücadele et ,çalış kazan ya da ona buna çamur atma, elinde ki ile yetinmeyi öğren, defolarını tamir et.
            ***
            Ama ama o kusurlar ,ayıplar ,yetersizlikler gerçekten o kişide var.
Ee zaten bunları dile getirmek dedikodu.Olmasa birde iftira olacak.
Kadim bilgi  dedikodu etmeyi ,”Ölü eti çiğnemek”  olarak,tanımlarmış  .
Iyy ne iğrenç !!  değil mi ?
Neden  acaba, böyle tanımlanmış ? Neden bu kadar irkiltici bir metafor kullanılmış ?
Çünkü ölu savunmasızdır ,kendisine yapılanlara karşılık veremez.Çünkü ölü muhteremdir, her türlü saldırıdan korunmuştur.Çünkü ölüye yapılan her türlü fiziksel saldırı bir çeşit sapkınlıktır.
Peki o anda orada bulunmadığı için korunmasız kalan ,kendini koruma şansı olmayan  kişinin ölüden ne farkı var? Orada hazır olsaydı kendisini  savunacak,  koruyacaktı.Ama biz orada olamadığı anı bekledik dedikodu için Demek ki o anda savunmasız durumdaki,manevi anlamda ölü olan ” o” kişinin , şahsı manevisine yapılan saldırılarda bir çeşit nevrotik bir vaka.

            ***
            Birde dedikodudan “kaçınanlar”  var, asla dedikodu yapmam diyenler.’’Ayy ben onun nelerini  biliyorum da ,dedikodu olmasın diye söylemiyorum’’ diyenler..
 Kardeş keşke dedikodu yapsaydın da bu lafı demeseydin!.Deseydin ne diyecektin Zevksiz mi, ? görgüsüz mü ? yoksa beceriksiz mi ?.Ya şimdi; o kinayenin arkasına kaç soru işareti taktın farkında mısın ?.Acaba hırsız mı? Namussuzluk mu yapıyor? Yalan mı söylüyor? Eşini mi aldatıyor ? ????
***


            Programlar yapılıyor tv lerde ,anlı şanlı sanatçılarımız, gazetecilerimiz, bir masanın etrafında dünyanın en önemli (!) ve ciddi (!) işini yapıyorlar .Magazin .Her gün birkaç  ünlü yatırılıyor teşrih masasına ,enine boyuna inceleniyor.Görüşler alınıyor ,uzun ,uzun analizler yapılıyor, davranış bilimcilere taç çıkartırcasına
            Eee bizim neyimiz eksik onlardan, bizimde kendimizce” ünlülerimiz (!), en (!) lerimiz yok mu ? işyerimizde mahallemizde. Haydi bakalım; bizde toplanalım fiskos sehpalarımızın ,kafeterya masalarımızın başına ; Artık Allah ne verdiyse ,aklımıza kim geldiyse
            Bilelim ki hayatta kınadığımız , asla yapmam dediklerimizin çoğunu, hayat ensemizden tutup, burnumuzu sürte ,sürte yaptırıyor.Yani eskilerin “kınadığını yaşamadan ölmezsin “ dediği gibi.
            İnsanız hepimiz !! eksiklerimiz kusurlarımız defolarımız var .Benim, senin, hepimizin .Mutsuz olduğumuz anlar da oluyor ,başarısız olduğumuz zamanlar da .İhanete uğradığımız da oluyor ,elimizden sevgiyle tutanımız  da .
            İnsanız biz .Eksiksiz ,noksansız, kusursuz olduğumuz için değerli değiliz, kusurlarımızı fark edip düzeltebildiğimiz için, değişebildiğimiz ,evrilebildiğimiz ,gelişebildiğimiz için değerliyiz.Bizi değerli yapan bu potansiyelimiz.
            Lütfen kendi değerimizin farkında olalım ,başkalarının üstünden kendimizi değerli kılma çabalarına da boşverelim!!


12 Temmuz 2017 Çarşamba

ŞAHİN ? KANARYA ? LEYLEK ?GÜVERCİN ? Hangisi Sensin ?

       İLETİŞİM  PROFİLLERİ


Etrafımızda beraber yaşadığımız, bir şekilde iletişime geçtiğimiz onlarca insanla, günün değişik evrelerinde beraber oluruz.Bu insanların yaşam tarzları, ekonomik durumları ,eğitim profilleri ,siyasi görüşleri farklı farklı olduğu gibi ,doğuştan gelen karakter özellikleri de farklıdır.Bu özellikler, kişilerin beğenilerine ,becerilerine ,duygularını iletme şekillerine, iletişim biçimlerine yansır.
Kişiler arası kırgınlıklara,üzüntülere ,sürtüşmelere yol açan  iletişim kopukluğunun ,çoğunlukla yanlış anlaşılmaktan  ve kişilerin olaylara farklı bakış tarzından,verdikleri farklı tepkilerden kaynaklandığını görürüz.
            Yaşamlarının tüm dönemlerinde kişiler kendilerini hayatın merkezine yerleştirerek egosantrik bir bakış açısıyla herkesin aynı tepkileri vermesini ,olaylara aynı yönden bakmasını ,hoşlanıp hoşlanmamasını aynı tarz ve tempoda çalışmasını bekler.
İnsanlar , diğerlerinin farklı olduğu alanları bilmediği gibi aslında tam olarak kendisinin de eksilerinin artılarının farkında değildir. İşte ortak alanlarda  beraber yaşamak, beraber çalışmak durumunda kalan ,birbirinde bu denli farklı özelliklere sahip insanlar arasındaki iletişim çatışmalarının kopukluklarının yaşanması zaman ,zaman kaçınılmaz hale gelir.
Bunu aşmanın yolu, önce kendimiz tanımak ,sonra çevremizdeki insanları tanımak için çaba göstermek ve empati yapmayı öğrenmekten geçer.
Geçen hafta, kişilik guruplarının   belirgin özelliklerini tanıyarak başladığımız konuya, bu hafta bu guruplardakilerin, iletişim profilinin  nasıl olması gerektiği ile devam ediyoruz

***
ŞAHİNLER
Şahin gurubu duygularını açmakta zorlanan kimselerdir.Çocuklarını uyurken seven, eşlerine sevdiklerini söyleyemeyen kimseler genellikle şahin gurubudur.Her şeyin en kalitelisini alan marka ürünleri yeğleyen şahinler beden dillerini etkin bir şekilde kullanarak öfke kızgınlık hoşlanmama gibi duygularını kolayca dışa yansıtırlar.Normal sınırlar içinde kaldıkça sorun oluşturmayacak davranışlar ,kontrolden çıktığında soruna dönüşür

Şahinlerin Dikkat Edeceği Noktalar

Kendileri dışındaki % 85-90 gibi büyük bir çoğunluğu oluşturan kişilerle ,sağlıklı iletişim kurmak için, şahinlerin bazı yönlerini kontrol altına alıp törpülemeleri gerekir,
-Şahinler öncelikler herkesin sizin gibi iş ve sonuç odaklı tez canlı hızlı ve aceleci olamayacaklarını kabul etmelisiniz
-Sınırları bilin çevrenize baskı kurmayın ve onlara karşı duyarlı olun
-Hep öne siz çıkmayın her işi siz yüklenmeyin ,her işe gönüllü olmayın
-Acele etmeyin gecikmelere karşı hoşgörülü olun
-Dinlemesini bilin, söz kesmeyin
-Biraz rahat olun
-Yaşamınızda zaman, zaman”esler” verin, kendinize ve yakınlarınıza zaman tanıyın
-İnsanların duygu ve düşüncelerini görmezden gelmeyin ,ihmal etmeyin
-Yaşamın sadece iş ve başarıdan ibaret olmadığını bilin , onu güzelleştiren farklı şeyleri de keşfedin
-Her zaman haklı olamayacağınızı kabul edin ,eleştirilere açık olun ve tartışmalar dan kaçının
-Her zaman yarışmak zorunda değilsiniz, evde ve işte, aslında takımın bir parçası olduğunuzu unutmayın
-Biraz sıcak ve sevecen olursanız karizmayı çizdirmezsiniz, korkmayın
-Ani çıkışlar yapmayın,ani kararlar vermeyin,hemen parlamayın,hep siz konuşmayın
-Her şeyin en iyisini istemeyin,rahatsızlık verecek kadar düzen takıntılı olmayın,hep en yukarda olacağım diye kırıp dökmeyin,Unutmayın yukarda rüzgar sert eser

Hemen geriye ne kaldı ? o zaman ben, ben olmaktan çıkarım diye düşünmeyin Korkmayın siz yine siz olarak kalacaksınız. Şimdi lütfen sizde olan olumsuz özellikleri tespit edin ve bunları yaşamınızı büsbütün alt üst etmeden önce, yavaş yavaş ve bilinçli bir biçimde, kendinize hoşgörülü davranarak ,kontrol altına alın.Böylece insanların sizden korkuları azalacak sevgileri artacak ve sevdiklerinizle çok daha fazla şey paylaşacaksınız.

Şahinlerle Nasıl İletişim Kuracağız ?

Mutlaka etrafınızda iş arkadaşlarınız ,aile fertleriniz, akrabalarınız arasında şahin karakterli kimseler  vardır.Unutmayın bu kimseler  bazı davranışlarının aşırı olduğunun ,bununda rahatsız edici olabileceğinin farkında değillerdir.Meseleyi kişisel algılamayın.
-Onlarla kısa ve etkili konuşun
-Sonuçlardan söz edin
-Ayrıntılardan sakının
-Dakik olun zamana uyun
-Canlı ve heyecanlı olun
-Denetimin onda olduğunu hissettirin
-Onu eleştirmeyin, tartışmayın
-Onu destekleyin,takdir edin, yada övün

***

KANARYALAR
Kanaryalara ait özelliklerin hepsinin, kişide olması gerekmez. Benzer özelliklerin çoğunlukta olması, yada bazı özelliklerin  baskın olması o kişinin kanarya gurubu olması için yeterlidir.Normal sınırlar dahilinde sorun olmayan bu özellikler, sağlıklı sınırların ötesine geçtiği zaman ,gerçeklerden kopuk,iş güç sahibi olamayıp aile sorumluluğu alamayan,yaşamın dışınd,a dağınık, psikolojik sorunları had safhada olan kişilikler ortaya çıkabilir
Kanaryaların Dikkat Edeceği Noktalar
Aslında çevrelerinde sevilen aranan çabuk kaynaşan kanaryalar daha çok sevilmeleri daha dengeli ilişki kurarak başarılı olmaları için nelere dikkat etmelidir

-Kanaryalar, dünyanın duygularla birlikte gerçeklerden de oluştuğunu bilmelisiniz
-Gerçeklere biraz daha önem verin,biraz daha iş odaklı olun
-Daha düzenli olun
-Hep siz öne çıkmayın, hep siz ilgi odağı olmaya çalışmayın
-Hep siz konuşmayın, biraz da etrafınızdakilere fırsat verin
-Zamanın çok kıymetli bir sermeye olduğunu unutmayın. Ayrıntılara daha fazla önem verin,başarıların ayrıntılarda olduğunu unutmayın
-Stres altında biraz sakin olun,hemen paniklemeyin
-Biraz sabırlı olun,her işe, her konuya hemen atlamayın, sakin olun
-Projelerinizi ,hayallerinizi, gerçeklerle ve bulunduğunuz konumla örtüştürün
-Yaşamı ve işinizi biraz daha ciddiye alın

Kanaryalarla Nasıl İletişim Kuracağız**
Etrafınızda, kanarya özelliklerine sahip kişilerle daha sağlıklı iletişim kurabilmek, daha iyi anlaşmak, paylaşmak istiyorsanız nelere dikkat etmelisiniz?
 -İlgi gösterin
-Alkışlayarak anlattıklarına gülerek onları takdir edin,onları küçümsemeyin,onları her durumda görün fark edin
-Onlarla birlikteyken  iyimser, canlı, heyecanlı olun, olumsuz enerji saçmayın.
-Onlarla bardağın dolu tarafını konuşun. Hemen iş konuşmaya başlamayın.Parlak ve sivri düşüncelerine, hayallerine değer verin önemseyin
-Sinirlendirmeyin ,eğer sinirlenirlerse ağlamalarına ve kendileriyle baş başa kalmalarına fırsat verin
-Düzensiz ve dağınık olmalarını maksatlı davranışlar olarak algılamayın ve onları hemen yargılamayın
-Onları bulundukları ortamın neşe kaynağı olarak görün ve onlara bu yönlerine uygun işler yaptırın.
***

LEYLEKLER
Toplumumuzun 5 50 İLA 60 ı leylek gurubu karaktere sahiptir.Ancak biz Türklerin iletişim profilinin mi buna yatkın olduğu, yoksa var olan yaşam koşullarının mı, bu kişileri böyle olmak zorunda bıraktığı, tam olarak bilinmiyor.

Leyleklerin Dikkat Edeceği Noktalar**
-Leylekler rakamlara ve belgelere daha çok önem verip duyguları göz ardı etmeyin
-Fazla ayrıntıdan kaçının herkesin sizin gibi ayrıntılara önem vermeyeceğini kabul edin
-Daha sıcak ve sosyal olun,iletişim duvarlarını biraz inceltin
-İlişkilerinizde çok kuralcı olmayın ,daha esnek ve hoş görülü olun
-İşinde yada ilişkilerinizde, sizin istediğiniz mükemmeliyeti ciddiyeti göstermeyenleri hemen silmeyin,onlar hakkında hemen olumsuz yargılara kapılmayın
-İş odaklı olmanın yanında, iş yapan insanları ve onların psikolojilerini ihmal etmeyin


Leyleklerle Nasıl İletişim Kuracağız**
-İletişimde olabildiğince açık olun.Neyi ne zaman yapacağınızı anlatın
-Lafı dolandırmayın,belirsiz,tutarsız mantıksız konuşmayın
-Ciddi ve duyarlı olun. Rahat ve gayri ciddi olmayın, önemsiz sohbetlere girmeyin
-Çok bilgi verin,ayrıntıları sorun,belge ve rakamlarla konuşun
-Hayallerden değil gerçeklerde söz edin

***

GÜVERCİNLER
Riske girme korkusu güvercinleri kararsızlığa iter.Kim zaman bu kararsızlık normal bir yaşam sürmelerini bile engelleyebilir
Bu kararsızlık aynı biçimde alışverişlerde de kendini gösterir.Bir şahinin hemen karar verip şusuna busuna bakmadan aldığı bir kıyafeti, leylekler epeyce bir araştırdıktan sonra en kalitelisini ,en hesaplı bir biçimde almayı başarırlar.Oysa aynı konu bir Güvercin için öyle kolay değildir. O mu Olsun bu mu olsun ? mavi mi olsun kırmızı mı olsun, derken karar veremezler ve büyük olasılıkla da almadan çıkıp giderler
Karasızlığın yanında hoşlanmadıkları bir konuda acele etmektir.Her işi yapalım ama acele etmeyelim ilkesiyle hareket ederler.Her şeyi son dakikaya bırakma huyları Şahin özelliklerine sahip kişiler için çekilmez bir durumdur.

Güvercinlerin Dikkat Edeceği Noktalar
-Güvercinler yaşamda sıfır riskle yaşamanın mümkün olmadığını bilin
-En kötü kararın kararsızlıktan daha iyi olduğunu unutmayın
-Biraz hızlanın ve daha hızlı karar verin
-İnisiyatif kullanın ,sorumluluk alın
-İşlerinizi ertelemeyin
-Gerektiğinde tarafınızı belli etmekten kaçınmayın
-Biraz daha canlı olun,kendinizi kabul ettirin
-Hayır demeyi öğrenin ,güvenli bir davranış sergileyin
-Fazla kişisel olmayın

Güvercinlerle Nasıl İletişim Kuracağız**
-Onlarla çatışmayın ,uzlaşmaya çalışın
-Zaman verin ,hemen karar verdirmeyin
-Rahat olun baskı yapmayın
-Acele ettirmeyin
-Saygıda kusur etmeyin
-Hırslı ve atak davranmayın
-Bol bol teşekkür edin,çiçek ve hediye gönderin


   İşte kendi karakter özelliklerini bilmek ,kendini tanımak doğru iletişimin ilk basamağıdır.Kendini tanıyan kişiler ,zaaflarının ,eksiklerinin farkında olarak tutum ve davranış değişikliğine gidebilir.Etrafındaki insanları tanıyarak onların beklentilerine uygun davranış şekilleri geliştirerek ,iletişim kazalarını en aza indirebilirler.

7 Temmuz 2017 Cuma

DİKKAT GÜVENSİZ BÖLGE DEDİKODULU ALAN !!




Vakti zamanın birinde bedevinin birinin  bir atı varmış çöl renginde, başka da bir şeyi yokmuş.Bedevi atına atladı mıydı uçarmış, çöllerde rüzgar gibi, hayretle açılan gözlerin önünde gururla.Yok yok teşbih değil uçması ,gerçekten uçtuğunu görürlermiş o atıyla giderken bakanlar .Çöl rengindeymiş ya at o yüzden ,onu göremez üstünde  giden bedevinin uçarak gittiğini zannedermiş ilk defa görenler.Atın namı dilden dile ,ilden ile söylenir olmuş.Taliplileri çok olmuş çöl rengi atın.Niye beyler,Paşalar ,zengin tüccarlar, beyzadeler,mirasyediler çil çil ,kese kese altın gümüş teklif etmişte razı edememiş bedeviyi atını satmaya.
Ama bir bey fena takmış kafayı ata, neye bedel olursa olsun sahip olmayı kafasına koymuş.Atı getiren benden ne dilerse dilesin diye fısıldamış etrafındakilere.Yanında çalışan üçkağıtçı kahya ,varmış beyin huzuruna ,”ben getiririm beyim” demiş,siz altın keselerini hazırlayın.
Çöle açılmış bedevi her zamanki güzergahında uçarken, pardon ! giderken uzakta yerde hareketsiz  yatan bir karaltı görmüş, altın renkli kumlar arasında.Yaklaşmış atını durdurup inmiş, yardım etmek için, çölde kalmış yolcuya .Meğer yerde hareketsiz yatan üç kağıtçı kahya değil miymiş? Atladığı gibi atın üzerine, yel olup esmiş ,kuş olup uçmuş.Arkasından bağırıyormuş zavallı bedevi
            Ey hilekar !! al atım senin olsun .ama ne olur nasıl aldığını kimseye söyleme .Eğer anlatırsan dilden dile yayılır da, bir daha kimse çölde kalmış bir yolcuya yardım etmek için atından inmez.Güven bir kez kayboldu muydu bir daha da gelmez!!.

            Güvensiz bölgelerde yaşıyoruz artık ,önünde güvenlikçilerin dikildiği plazalarda ,havuzlu sitelerde ,retina okuyucudan  geçerek  girilen holdinglerde  işyerlerinde ,xry cihazlı avm lerde , okullarda, metro istasyonlarında ,havaalanlarında yada mütevazi evlerimizde, apartman dairelerimizde,küçük esnaf dükkanlarımızda  …Ne sağlayacak artık güvenliğimizi,kim koruyacak bizleri.
             Yok, Yok kapkaççılardan, eli bıçaklı manyaklardan, kendini patlatmaya kalkacak gözü kara ,eli kanlı terörist katillerden değil.
            Komşumuzdan, iş arkadaşımızdan, öğrencimizden gelinimizden , kayınvalidemizden, sabah selamlaşarak içeri girdiğimiz bitişik esnaftan  , ya da tüm bu kişileri  bizden .
            Biz mi inşa ediyoruz acaba ? bu güvensiz alanları kendi dilimizle ,elimizle .Büyük kocaman ,görünür,eylemlerimizle değil de; ufak, ufak davranışlarımızla ;işaretlerimizle, imalarımızla ,kinayelerimizle ,şakalarımızla.
            Hayır beden  güvenliği değil bahsettiğim .Psikolojik  güvenliğimiz.İtibarımızın,  izzetimizin, onurumuzun, kişiliğimizin  güvenliği .Sonucunda ceza-i yaptırım  olan eylemlerimiz konusunda gösterdiğimiz özeni, olmayanlar konusunda da gösteriyor muyuz acaba ?

           Nasıl mı?
           Evet hiç birimiz hikayedeki gibi birinin aracını izinsiz almaz ,yolda giderken birisine çelme takmaz,komşumuzun kapısını kırmaz ,ana sınıfı çocukları gibi arkadaşımızın saçını çekmeyiz .Sabah iş yerine girerken güvenlikçinin yüzüne yumruğu yapıştırmaz ya da bunun gibi anlamsız ve saçma davranışlarda bulunmayız.
           Evet tamam bunların hiçbirini elimizle ayağımızla yapmaz zarar vermeyiz ama ya dilimizle!..
          Acaba dilimizle verdiğimiz zararlar bunlardan çok mu daha az ?.
          Dedikodu deyip geçiyoruz, ne kadar basit! Güya kendi aramızda eğleniyoruz! ,iyi vakit geçiriyoruz. Ama o işte o andaki eğlence  malzememiz herhangi bir şey değil bir insan!  Saçını çekmediğimiz, çelme takmadığımız , yüzüne yumruk atmadığımız bir insan.Hem de tanıdığımız, beraber çalıştığımız ,aynı kapıdan girip çıktığımız ,çay içtiğimiz selamlaştığımız insanlar, yani tanıdıklarımız .
             Pervasızca savuruyoruz yumrukları ,tekmeleri o insanın şahsiyetine onuruna,şerefine,mesleki itibarına,namusuna .Saçlarını çekiyoruz kahkaha  ata ata.Sonra da ayrılıyoruz gevşemiş ve keyif içinde.Yok ya o kadar da değil diyorsak , aynı sözleri o kimse karşımızdayken de söyleyelim  bakalım o kadar mı!..
             Belki de sözlerimiz cisimsiz ya ! gözle görüp elle tutamıyoruz ya! onun için zannediyoruz ki zarar vermez! Çizmez! kesmez ! morartmaz! yaralar açmaz!
Sözde sihir vardır dermiş eskiler.
            Evet sözde sihir vardır!
            Nice şahit olduğum yada duyduğum vakalar da depresyonu tetikleyen tek bir söz oldu.Yada birkaç kelimeden oluşan bir cümle.Psikolojik bir çok rahatsızlığın tedavisinde ilaçtan daha etkin tedavi , psikoterapi değil mi?
            Hipnoz bilimsel olarak ta kabul edilmiş, lakin tam olarak çözülememiş netameli bir konu.Ama bir bakın hipnoza giren bir insan fiziksel olarak yapamadığı ,yapmayacağı şeyleri transtayken nasıl da yapabiliyor.
           
  Demek ki sözler o kadar da basit, zararsız , masum olmayabiliyor.
Fiziksel bir zarar günler veya haftalarla ifade edilen sürelerde geçerken, sözle verilen psikolojik bir zarar yıllarca geçmeyebiliyor.Ve aslında dedikodu sadece karşıdaki insana zarar vermekle kalmıyor  insanlar arasındaki sevgiye ,saygıya ,toplumsal dayanışmaya, güven ve huzur ortamına zarar veriyor.Güvensiz ve sevgisiz ortamlar oluşturuyor.Ve basit gördüğümüz dedikoduyla ilmek, ilmek kendi güvensiz ortamlarımızı oluşturuyoruz.
         Nasıl mı ? Allah aşkına ,en yakın arkadaşının arkasından atıp tutan bir insana, güvenip de sırlarınızı verir misiniz ? Dilinden emin olmadığınız insanla ne kadar samimi bir dostluğunuz olabilir ki?
         Öyle olunca da toplumda ayıplanma endişesi , dedikodu malzemesi olma korkusuyla  kendimiz gibi olamıyoruz.Kendimize yapay kostümler dikip içine saklanıyoruz.Etrafımızı yalıtıp yalnızlaşıyoruz.Günlerce önceden hazırlık yapmadan misafir kabul edemiyoruz.Kalabalıklar içinde” ne derler? “ korkusuyla yalnız ve mutsuz yaşamaya çalışıyoruz.
         Güvensiz ,güvenliksiz ortamlarda her an tetikte’’ mış ‘’gibi yaparak yaşıyoruz.
         Sosyal medya ortamlarında her daim neşeli ,her daim gülen kahkaha atan ,en güzel sunumları yapan, en güzel ortamlarda  gezen ,en güzel giyinen,en güzel olan her daim en, en,en olan bizmişiz ! gibi yapıyoruz,
          Hiç ağlamıyoruz,!hiç yorulmuyoruz,!hiç tembellik yapmıyoruz,!hiç çirkin uyanmıyoruz ,!hiç dağınık olmuyoruz,!hiç kavga etmiyoruz.!!!
Evet mükemmeliz biz...

***  
Dünya çapında yapılan bir saha araştırmasında Ülkelerin Güven endeksi belirlenmiş. Çeşitli milletlere sorulan” etrafınıza güveniyor musunuz  ?” sorusuna “evet güveniyorum” diyenlerin oranı en yüksek İskandinav ülkelerimde çıkmış
Mesela bu oran Norveç’te % 77  İsveç’te % 80
Peki kültürüyle , gelenekleriyle övünen ülkemizde  % kaç çıkmış dersiniz.
En yüksek İç Anadolu bölgemiz %  14
En az sahil şeridindeki şehirlerimizde %  10 - 11 ler civarında

***
Efendim bu da misafirlerime vaat ettiğim kahve afiyet olsun  😊



 


5 Temmuz 2017 Çarşamba

ETKİLİ İLETİŞİM SENİN TİPİN HANGİSİ?






Dünyamız ne kadar da çabuk değişiyor son yıllarda elbette dikkatinizi çekmiştir. Herakleitos’un dediği gibi “değişmeyen tek şey değişimin kendisi”
Artık üretilen her bilgi ortalama 26 dakikada eskiyor.
Bu değişen dünyaya ayak uydurabilmenin yolu, sanayi ürünleri değil  bilgi üretmekten geçiyor,Küresel çaptaki firmalar artık ağır sanayi ürünleri değil , silikon vadilerinde bilgi ve teknoloji üretiyor.Daha ,çok yakın bir zamana kadar,  şirketlerin gücü, finansal sermayelerinin büyüklüğü ile ölçülüyordu.Sonra bu bilgi oldu.Bilgi en güçlü  sermaye  ve aynı zamanda da en pahalı  ürün  haline geldi.Ama artık günümüzün en kıymetli sermayesi,” nitelikli insan” olarak kabul ediliyor.Büyük şirketler çalışanlarının eğitimi adına ciddi yatırımlar yapıyor,işyerleri çalışanlar için konforlu hale getiriliyor.Çünkü biliniyor ki bilgiyi üretecek olan nitelikli ve kalifiye insan.
“Kişisel gelişim” ve “etkili iletişim”  insanın hem  kendisi, hem de  çevresiyle nitelikli ve verimli ilişkiler kurması adına, çok önemli hale geldi.
Bundan sonra  Çarşamba günlerini “Kişisel Gelişim” ve “Etkili İletişim”  yazılarıma ayırıyorum. Denemelerimi yazmaya devam ediyorum elbette ,ama   Pazar günleri olacak inşallah.Artık konuların uzunluğuna göre bir veya iki haftaya ayırarak yazmaya çalışacağım.
Evet ;bu yazılar bilimsel makaleler değil ama;  bilimsel veriler , analizlerle  ve kendi kişisel gözlem ve deneyimlerime de dayanarak yazacağım yazılar olacak .
“Kişi kendini bilmek gibi irfan olmaz “diyelim ve önce kendimizi tanımaya çalışarak başlayalım isterseniz.

Haydi Buyurun..

***
KİŞİLİK TİPLERİ
Her insan farklıdır farklı kişilik özellikleri gösterir.İnsanın öncelikle kendi karakter özelliklerini bilmesi çevre ile daha verimli ve nitelikli bir iletişim kurmasına olanak sağlar.Bilim adamları yaptıkları araştırmalar neticesi farklı karakter özelliklerine sahip kişilik tiplerini ,farklı şekillerde sınıflandırmışlarıdır.Burada göreceğimiz dört farklı kişilik tipi ,dört farklı ,hayvan karakteriyle özdeşleştirilerek yapılmıştır.Her insan bu karakter özelliklerinin yüzde yüzüne sahip olmaz elbette ,ama çoğunlukta olan özellikler onun karakter tipini belirler,Şimdi bu tipler nelermiş bir bakalım…



ŞAHİN
Şahin karakter özelliklerine sahip olan kişiler, baskın tavırlarıyla  fark edilirler.Bulundukları yerde, hemen öne geçip insanları organize etmek ve yönetmek isterler.İşyerinde çalışanları yönlendiren organize eden öncülük edenlerdir.Herhangi bir toplantıda gerek çıkışları, gerek düşünceleriyle öne çıkarlar.Beraber olduklarını, kontrol altına almaya ,bulundukları  ortamda ,denetimi ele geçirmeye çalışırlar.

Belirgin özellikleri;
-Heyecanlı ve hareketlidirler
-Sonuç odaklıdırlar
-Tez canlı ve acelecidirler
-Küçük ayrıntılardan nefret ederler
-Kararlı ve düzenlidirler
-Resmi ve soğuk olmaları giyimlerine de  yansır
-Zamana çok değer verirler
-İş yüklenmeyi severler ve  her işe talip olurlar.
-Öfkelendiklerinde  saldırgan olurlar.
-Hep takdir ve taklit edilmek isterler,eleştirilmekten hoşlanmazlar
“Şahinler iş adamı,yönetici,asker polis gibi mesleklerde başarılı olurlar”

***

KANARYA
Hoş sohbet,konuşkan, espritüel,hemen kaynaşan,giyim ve kuşamlarıyla hemen fark edilip sivrilen ,bu özellikleriyle de çevrelerinde hayli sevilen ,duygusal kişilerdir.Girdikleri ortamda neşe ve canlılıklarıyla  fark edilir ,çevredeki insanlara kırk yıllık dost gibi davranırlar.Espri yetenekleriyle etrafı neşelendirir güldürür ve bundan büyük bir keyif alırlar

Belirgin özellikleri;
-Renkli ve popüler insanlardır
-Çok duygusaldırlar
-Konuşmayı çok sevdiklerinden, kimseye söz bırakmaz, karşıdakinin sözünü keserler
-Sanatçı ruhludurlar.Kimsenin aklına gelmeyen orijinal düşünceler ortaya koyarlar ,ama bunlar çoğu zaman, var olan gerçekliklerle  örtüşmez
-İyi niyetli olumlu enerji doludur, çevrelerine neşe saçarlar
-Düzenden günlük rutin işlerden çok çabuk sıkılırlar disipline gelemezler,çoğunlukla işin sonunu getiremezler
-Her şeyleri gibi düşünceleri de dağınıktır
-Zamana uyum sorunu yaşarlar randevularına ve işlerine sık, sık geç kalırlar
-Yaptıkları her işi eğlenceye dönüştürürler.
-Steresli anlarda panikleyip bir köşede ağlayabilirler

“Sanatçı reklamcı ya da satıcı gibi meslekler onlar için uygundur


***

LEYLEK
Objektif ,titiz ,ayrıntıcı,belge odaklı analitik insanlardır.Onlar için her zaman iki kere iki dört eder. Çevrelerinde her şeyi düzgün bir biçimde yapmayı hedefleyen ayrıntılı ve titiz bir biçimde düşünüp planlayan leylek gurubu ,insanlardan çok ,görev odaklı kişilerdir.

Belirgin özellikleri
-Olaylara objektif yaklaşır ve bu yüzden biraz katı bir tutum sergilerler
-Her şeyi ayrıntılı ve titiz düşünüp işlerini hiçbir zaman şansa bırakmazlar
-Bütün yaşamlarını, yıllarını ,günlerini ,bir  program ve düzen içinde geçirirler, her şeyi planlarlar
-Kendileri gibi mükemmeliyetçi insanları severler, geveze ,plansız ,dağınık ve işini savsaklayanlardan hiç  hoşlanmazlar
-Hesaplarını çok iyi yapar para konusunda çok titiz ve planlı davranırlar. Alacakları bir şeyi en kaliteli ,en uygun fiyata almak için çarşı Pazar dolaşırlar.
-Genellikle entelektüel ve kültürlüdürler..Toplumu ilgilendiren konularda duyarlıdırlar
-İletişimde beden dilini kullanmaları kontrollüdür, duygularını kolayca açığa vurmazlar.
-Dünyalarında heyecan ve duygudan çok, mantık geçerlidir
-Sonu belli olmayan düzensiz ,plansız ve ciddi olmayan işlerden ve ilişkilerden kaçınırlar
-Hayata ve olaylara karamsar bakar ,her şeyi çok eleştirirler
-Kişiler arasındaki  iletişimleri ,biraz soğuk ve mesafelidir.ölçüp tartmadan, mesafelerini ayarlamadan ,hemen samimi olmazlar
“Finans muhasebe,mühendislik,hukuk gibi dallarda daha başarılı olurlar”

Türk toplumu % 50 ila 60 leylek gurubu karaktere sahiptir



GÜVERCİN
Çevremizde duruş davranış ve konuşmalarındaki  sakinlikleriyle ,hemen dikkat çeken, genelde hiçbir kimseyle alıp vermedikleri olmayan, etliye sütlüye karışmayan kendi halinde sevecen ,babacan ,halim, selim kimseler olan güvercinler, sayıları azda olsa yaşamımızda ayrı bir renktir.
Belirgin özellikleri
-Uzlaşmacı insanlardır.kişiler arası çatışmalarda tarafları uzlaştırır arabuluculuk yaparlar
-En sevmedikleri şey çatışmadır.düşman kazanmaktan çok çekindikleri için dikkatli ve tedbirlidirler
-Kolay kolay riske girmezler .Bunun için, evlilikten alışverişe ,hayatın bir çok normal etkinliğinde bile, aşırı tedbirli davranırlar
-Riske girme korkusu ,onları karasızlığa sürükleyebilir ,hatta normal bir yaşam sürmelerini bile engelleyebilir.
-Acele etmekten hoşlanmazlar
-Genellikle sakin yumuşak huylu ve rahattırlar
-Sağlıklarına çok dikkat ederler
-Sters yapmazlar ama sakinlik ve rahatlıklarıyla ,ağır kanlılıklarıyla çevrelerini çileden çıkarırlar
-Sevgi ve saygıdan çok hoşlanıp ,kimseyi kırmak istemezler ama saygısızlığı da hiç affedemezler
-Sabırlı ve uyumludurlar
-Kolay kolay hayır diyemezler.

Toplumumuzun % 10- 15  oluştururlar

Öğrencilikte şahinler sınıf başkanı olur,insanları organize ederler. Kanaryalarla,  gırgır şamata yapılır , eğlenilir.Leylekler, sınıfın en ciddileri olarak ,derin memleket sorunlarıyla ilgilenir ,derslerine çalışırlar.Güvercinler ise sınıflarının, sessiz ve sakin yapılarıyla arabulucularıdır.Derdini paylaşmak isteyen onları bulur.Onlardan zarara gelmez ,kişilere rahatlık ve huzur verirler.
Bu hafta kişilik özelliklerini inceledik.Haftaya Çarşamba bu kişilik tipine sahip insanlar ,nelere dikkat etmeli ,nasıl iletişim kurmalı? .Etrafımızda ki insanların, kişilik tiplerine göre, biz onlarla nasıl iletişime geçmeli nelere dikkat etmeliyiz, onlara bakalım isterseniz..
Peki siz bu tiplerden hangisisiniz??


30 Haziran 2017 Cuma

RÜŞVETE DUR!! DE




 Vakti zamanın birinde kilolarından şikayetçi bir kadıncağız varmış.Bütün gün ağzına lokma koymadığından ,lakin su içse yaradığından bahseder dururmuş.
Kocası merak etmiş bu durumu.Bir gün sabah işe gider gibi yapıp, mutfakta saklanmış.Kadıncağız kocasının gittiğine kanaat getirince koca bir kaşık tereyağını tavaya boca etmiş. Kavurma küpünden ,kavurmaları  çıkarıp ısıtmış, üstüne de beş yumurta kırmış.Saklandığı yerden gözleri fal taşı gibi açılan koca, durumu izliyormuş.
Ekmek almak için dışarı çıkan kadının ardından ,saklandığı yerden çıkıp ,tavaya bir beş yumurta da o kırmış.
Biraz sonra elinde kocaman  bir somunla geri dönen kadıncağız ,durumdan habersiz tavanın başına oturmuş.Ekmeğini bandıra bandıra, yemiş yemiş bitirememiş.En sonunda yorgunlukla elleri yanına düşüp kendi kendine söylenmiş.
Allah Allah ,ben bunu şimdiye kadar bitirirdim ,ama bana noldu ki böyle.Acaba hasta mıyım  ,hasta mı olacağım ?!!


Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, kalp ve damar hastalıkları ile kanser insan ölüm oranlarında giderek artan bir etkiye sahip.Ve gelişmiş ülke insanlarının başına bela olan obezite , artık gelişmekte olan ülke insanlarını da tehdit eder vaziyette.İşte bu gelişmelere sebep olan en büyük etken, yanlış beslenme ve belki de daha doğrusu aşırı beslenme.
Acaba neden?
Her canlı gibi insanın da hayatını sürdürebilmesi için temel ihtiyaçları  var.Ve bu ihtiyaçlarının  farkına dürtüleriyle varıyor.Ve farkına vardığı veya varmadığı bir çok davranış aslında bu ihtiyaçları gidermeye yönelik.Bedenin beslenmeye ihtiyacı olduğu zaman acıkması suya ihtiyacı olduğu zaman susaması gibi.İnsan vücudu öyle bir tasarlanmış ki bu ihtiyaçları giderirken aynı zaman da duyu organlarıyla haz da alıyor.İhtiyaç bitince, duyduğu  haz da devreden çıkıyor.Karnı doyduktan sonra en sevdiği yiyecek bile haz vermediği gibi zorlanırsa bir eziyete dönüşebiliyor.
İnsanın ihtiyaçlarını gösteren Maslow Pramidine göre fiziksel ihtiyaçlarımız piramidin en alt basamağında iken sevgi ,saygı ,ait olma ,güvenlik,kendini gerçekleştirme gibi duygusal ihtiyaçlar  piramidin daha üst basamaklarında yer alıyor.
İnsanda ev evvel devreye giren dürtü açlık ve insanın en çok haz aldığı en ilkel haz mekanizması da yemek yemek.Dünyaya yeni gelen bir bebeği gözünüzün önüne getirin, ilk yaptığı şey emme refleksi.O miniğin yanağına dokunduğunuz anda, minicik dudaklı ağzıyla emmek için aranmaya başlamıyor mu ? Hatta hemşire bir arkadaşım çok enteresan bir şey anlatmıştı.Avrupa da yeni doğan bir bebeği, göbek kordonunu kesmeden annesinin karnı üzerine bırakıyorlar.Ve dışardan hiçbir yardım olmadan, o minicik varlık yukarı tırmanıyor ve annesini emmeye başlıyor.
Ve aslında biyolojik  ihtiyaç karşılamak için var olan mekanizmalar ,fabrika ayarları bozulmadığı müddetçe en doğal ve en doğru yol gösterici olarak, ihtiyaç anında devreye giriyor ve ihtiyaç karşılandığı anda devreden çıkıyor.En sevdiğiniz yemeği bile doyduktan sonra yiyememeniz gibi.



Peki nasıl bozuyoruz ve bozulunca ne oluyor?..
Dünyayı tanımaya çalışan bebek, en erken tanıdığı ve en  ilkel haz mekanizması olan tat alma duygusu ile eline geçirdiği her şeyi ağzına götürerek tanımaya ve  tanımlamaya çalışıyor.Zaman geçtikçe diğer duyularının da farkına varıyor ama ,tat alma ömür boyu en baskın olmaya devam ediyor.
Lakin bizler bir bebeğin, eline geçen her şeyi tanımlamak için ağzına götürmesi gibi, duygusal ihtiyaçlarımızı da , biyolojik mekanizmamız ile  gidermeye çalışınca, fabrika ayarlarını bozuyoruz ve sonrası
Yaşasın yemek yemek !!
Kızdın mı  ? Bir kurabiye at ağzına!
Çok mu sevindin ?  Bir dilim pasta ile kutla!!
Terk mi edildin ? Al eline dondurma kasesini !!
Hayal kırıklığına mı uğradın?  buzdolabının karşısında geç , artık Allah ne verdiyse
Ve artık, yemek yeme biyolojik  bir ihtiyaç karşılama olmaktan çıkıyor ,baş  ağrısına, diş ağrısına, can sıkıntısına her derde deva aspirine dönüşüyor.
Yalnız, duygusal ihtiyaçlar için sarıldığımız yiyeceklere bakınca ,en fazla haz veren ve aynı zamanda, kalitesiz kalori içeren gıdalar olduğunu görüyoruz.
Canı sıkılınca yumurta yiyen, depresyonda salatalık kemiren, hak ettiği terfiyi alamamanın ,hayal kırıklığını kabak musakka ile gidermeye çalışan gördünüz mü ,  Allah aşkına ?

Ne yiyoruz pekiyi ?  
Çikolata, kek, börek, pasta , dondurma, cips vs vs , yani kalori bombaları
Aslında sittin sene yemesek te beslenmemizde bir eksikliğe yol açmayan gıdalar.
Eh bu zavallı gıdalar da ,vücuda kabul buyrulmak için ne yapıyor ? Rüşvet ! yani daha fazla haz veriyor ve biz  ,bir süre sonra o hazzın bağımlısı oluyoruz.
Davetli olmadığı bir organizasyona girebilmek için ,kapıcının cebine bahşiş kıstıran ,sonradan görme bir zengin gibi ağzımıza bir parmak bal çalıyor.Eh, o rüşvete alışan kapıcı beden de  en çok rüşvet vereni ,”gelen ağam, giden paşam” içeri alıyor
Sonrasında gelsin kalp ve damar hastalıkları ve dünyanın başına bela olan obezite.
Biyolojik olarak ihtiyacımız olmayan bir çok gıda , olmazsa olmazımız haline geliyor ve  verdiği hazdan kat kat fazlasını , zarar olarak geri iade ediyor.
Yani aslında su içsek yaramıyor ,ahlakını bozup rüşvete alıştırdığımız kapıcı ,en yüksek  veren herkesi , içeri aldığı için, istiap haddini dolduran vücudumuz alarm veriyor.

Ne yapacağız  peki ?
Öncelikle duygusal açlık ile biyolojik açlığımızı ayırt etmeyi öğreneceğiz.Sonrasında da otokontrol mekanizmamızı devreye sokacağız.Her önümüze geleni, her canımızın istediğini,  canımız istediği zaman yemeyeceğiz.
Yani sözün özü şu boğazımızı tutmayı öğreneceğiz !!!


25 Haziran 2017 Pazar

YENİ MASALCI NİNEMİZ




“Televizyon ailenin anahtar üyesi.Bu üye zamanın çoğunda, öyküler anlatır.” 
George Gerbner                                          
                                               

Artık yeni  bir ninemiz var, salonun başköşesinde oturup, bize masallar anlatan.Görmediğimiz diyarlardan, bilmediğimiz yaşamlardan haberdar eden..
Onun anlattığı her şey doğru,her şey kabul edilesi .İstersek dilersek hemen başka masallara da geçer bizim için.Gayet de modern ,çekici , albenili.Sözü sihirli ,sözü kanun .
Eski ninelerimiz gibi ,köşede basma entarisiyle oturup, patik örmüyor,sıkıcı öğütler vermiyor.Her daim genç,taze,neşeli,canlı,kıpır kıpır.
Evet, artık ninelerimiz eskisi gibi masallar ,öyküler anlatmıyor,başımızı okşayıp ,alnımızdan öpmüyor . Hoş gerçi masal bilen ninelerin, dedelerin nesli de tükendi galiba. Onun yerini televizyonlar aldı çoktan.
İnternet gençler arasında hızla yaygınlaşsa da, televizyon halkımızın hayatındaki birincil yerini hala koruyor. Ve hem  ailemizin, hem de toplumumuzun en etkili üyesi.
Toplumsal değişim ve dönüşümlerle hayat tarzlarımız hızla değişti ve değişmeye de devam ediyor.Ama  sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarımız halen aynı ,yalnızca bu ihtiyaçlarımızı karşıladığımız mecralar değişti.Toplumun bir parçası olma ,kendini  takdir etme ,heyecan  ve eğitim gibi ihtiyaçlarımızı televizyon vasıtasıyla gidermeye çalışıyoruz artık.
Dizilerden bahsetmem boşuna değildi aslında .Benim için deneysel bir süreçti.Birazcık ta eğlendim .Dalga geçtim .Hem kendimle ,hem izlediklerimle.Ama artık ciddi konuşmanın zamanı.

Evet televizyon programları arz talep ilişkisinin bir neticesi.Alıcı varsa satıcı da vardır.Yani reytingi kim kaparsa reklamları da o alıyor.Reiting almak içinde program yapımcıları çeşit, çeşit programlar yapıyor ,yöntemler deniyorlar.Ama aslında hepside insanın sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarına göndermeler yapıyor ve dolayısıyla psikolojik doyum sağlıyor.Ve aslına bakarsanız farklı gibi görünse de verilen mesajlar genelde aynı.Ve mesaj bombardımanı o kadar yoğunki kaçmak mümkün değil .Dizilerde ,yarışmalarda,reality showlarda ,gündüz kuşaklarında ,reklamlarda aynı mesajları farklı ,farklı kılıklarda sürekli tekrarlıyor.Sürekli tekrarlanması da etkisini artırıyor.
Yok bunlar Küresel  Emperyalist güçlerin oyunu ,kahrolası Kapitalist sistem falan diyecek değilim.İnsanların zaaf noktalarına seslenerek malını satmak isteyen uyanık bir satıcı sadece televizyon.Zaten sizin talep ettiğinizi, ambalajlayıp ,abartıp daha fazla bir fiyata satıyor
Bize ne vaat ediliyor programlarda reklamlarda.Mutlukla yüzleri ışıldayan her daim mutlu her daim zengin her daim başarılı insanlar.Sanal bir masal alemi var ekranlarımızda .Kötü ,fakir,çirkin vs yok mu.Elbette ki var ama ,bunlar mutluluk başarı ve zenginliğin etkisini artırmak için konulmuş yan unsurlar.Bir hedef konuluyor ve o hedefe ulaştıracak her yol meşru görülüyor.

Şimdi tv programlarında dizilerde verilen ana mesaj ne.”Zengin ve güçlü ol “. Mutluluk, kendini değerli hissetme ,kendini gerçekleştirme ,kabul edilme,onaylanma,saygı görme ,sevilme  gibi diğer mesajlar yardımcı unsur.Yani diyor ki.Zengin ve güçlü olursan bu diğerlerinin hepsi de gerçekleşir.
İşte en tehlikeli mesaj ! Bunlara ulaşmak için her yol mübah.Zaten zengin ve güçlü olursan sonra her hatanı örter yada telafi edersin.Yol ve yöntemler arasında, çalışmak ,alın teri dökmek,vefa sadakat, fedakarlık,her ne olursa olsun doğru ve dürüst olma gibi şeyler yok.Ama yalan ,hile ,aldatma ,üçkağıt,köşe dönmecilik.acımasızlık,zalimlik ve her türlü kötülük var.İyiliğin anlatıldığı dizileri reiting almıyor.Popüler olan ,öykünülen,rol model olanlar kötü karakterler.Ya da kötü şeyler, güzel ve yakışıklı karakterlerle estetize edilerek kabul edilir hale getiriliyor.
Uzmanlar “kötülük her zaman vardı ,ama hiç bu kadar dominant olup bir değer haline gelmemişti.Kötülük hem çoğaldı hem de daha görünür oldu “diyor.Peki bunda televizyonun etkisi ne kadardır dersiniz ?
.Bir zamanlar çok tekrarlanan bir klişe  vardı.”Canım kumanda elinde.Ne şikayet ediyorsun.Beğenmezsen seyretmezsin. ”Evet televizyonu bilinçli izleyen insan, zaten bunu yapacaktır ama peki ya diğerleri? Bunun farkında olmayan televizyon karşısında savunmasız bir halde  her mesaja açık bir şekilde oturan çoğunluk!!
 İzlediğimiz sürede Kendi gerçekliğimizden kopup o sanal alemde yaşıyoruz.Karakterlerle  kızıyor, üzülüyor ,aşık oluyor , onunla kendimizi özdeşleştiriyoruz. Arzularımızı ,isteklerimizi ,hırslarımızı o karakter üzerinden tatmin ediyor,belki kendimizin bile bilmediği, bilinçaltımızdaki o” kötü beni” su yüzüne çıkarıyoruz.Kabul edilir onaylanır ve görünür  hale getiriyoruz.Toplumdaki patalojik haller, o karakterler üzerinden legalize ediliyor.Hatta idealize ediliyor.Herkes, daha kötüyü görerek kendi yaptığının ,aslında çok ta masum kaldığını  telkin ediyor kendine.Kurgu hayatların üzerinden gerçek hayatlar yeniden kurgulanıyor, dönüştürülüyor.Mafya dizilerinin ilk çıktığı günleri  hatırlayın .Senelerdir nasılda ilmek, ilmek örüldü.Şiddet “Değer” haline getirildi  ve sokaklarda racon kesen  bir sürü Memati’miz  Polat’ımız oldu.

Aslında verilen mesajın doğru olmadığını biliyoruz.Önce farklı geldiği ve zaaflarımızı okşadığı için, merakımızı çekiyor anlatılan.Onaylamadan, merak duygusuyla izliyoruz bir süre .Sonra etkileniyoruz cazip geliyor.Ama sahip olduğumu değerlerle çatıştığı için eleştiriyoruz,küçümsüyoruz,reddediyoruz.Bu dönem bir uyum süreci.İnsanın bu içsel çatışmayla devam etmesi mümkün değil.O zaman ,ya vazgeçeceğiz uzaklaşacağız ,yada yeni değerler edineceğiz.
Ve müjde !! toplum olarak ta yepyeni değerlerimiz oldu !! ve sonrasında onaylıyoruz. En son noktada da  ,olması gerekenin " o " olduğunu zannediyoruz.
“Ne yapalım ,zaman bunu gerektiriyor””.Artık şartlar değişti””,E canım bir tek ben ne yapabilirim ki “,Ama herkes böyle “.. aslında kendimizi kandırmak için uydurduğumuz argümanlar.
Döngü ; eleştiri ile başlıyor =>asla olmaz => eh belki olur  => neden olmasın => tabi ki olur => olması gereken budur  ;  şeklinde devam edip gidiyor .
            Bakın şikayet ettiğimiz, yada eksikliğini hissettiğimiz ne çok şey var ve bizi biz yapan, ne çok değerimizi kaybetmişiz.Kaybetmeye de devam ediyoruz.
“Sen çalış ben yiyeyim, Başkasının derdi , beni mi gerdi !” hayat mottomuz oldu.Ancak menfaatimize dokununca  şikayet ediyoruz.

İşte medya toplumun aynası.Hem etkiler ,hem de etkilenir.Toplum olarak, içlerinde en etkili ve yaygın ,kitle iletişim aracı olan televizyonla ,el birliğiyle inşa ettik bugünü.Tuğla tuğla ördük ve şimdi de memnun değiliz ortaya çıkan ucubeden.Evet, aslında bir çok bileşeni olan bu ucubede, tek sorumlu televizyon değil, lakin aslan payı onda.Yarını inşa edecek olan da yine biziz el birliğiyle.Geçmişe dönemeyiz belki ,ama gelecek elimizde.

19 Haziran 2017 Pazartesi

DİZİ FİNALİ - Dizi 3





Evet dizilerden devam
Dizilerdeki önemli bir sorunsalımızda, esas kız olan, kadın baş karakterler.
Ya Allah aşkına neredeyse bütün esas kızlarımız , elinde kalpli  yastık tutan, sevimli  peluş tavşancık kıvamında.
Aman da pek miniş, miniş ,sevimli ,safça, şaşkın, şirin  sakarlıklar yapan, genelde mütevazi ailelerden  kızcağızlar.Üstelik saf ve temiz kalplilikte öyle bir level atlamışlar ki, yaptıkları hiçbir hilekarlık, alavere dalavere, zengin çocuğu kapıp, zengin aileye gelin olmak için yaptıkları, Bizans entrikaları  vs onların saf ve temiz kalplerine toz konduramıyor.Son teknoloji, kendi kendini temizleyen microfiber kumaş ,yada kir tutmayan lavabo gibi mübarekler.Sonunda aşk hepsini affediyor.
Birde ne hikmetse ,genelde de tasarımcı, bu kızlarımız.Alt segment takı tasarlıyor biraz daha gelişmiş versiyonları bina, yani mimar.Bir resim defteri , iki kalem takımıyla  bir oturuşta, iki üç çizgi ile harikulade olağanüstü tasarımlar yapıyorlar.Kimseciklerin aklına gelmeyen muhteşem fikirler, bu güzel kızlarımızın aklına geliyor. Zavallı , güzel sanatlarda,  mimarlık fakültelerinde bin bir zorlukla okuyan  kızlarımız , kurumuş  yaprak, çürümüş ayva resmi   yapacağız,proje hazırlayacağız  da hocalara beğendireceğiz diye dirsek çürütsün. Senaristlerimiz tasarımcılığın eğitim gerektirmediğini ,yada birkaç haftalık eğitimin yeterli olduğunu falan mı zannediyorlar acaba.
Bizim yedi senedir kent planlama ve tasarım okuyup, yüksek lisans yapan yeğen ,artık dökülmeye başlayan saçlarını yoluyor.”Tasarımcılık bu kadar kolaydı da , biz niye proje hazırlayacağız, soyutlama yapacağız diye, günlük  iki saat uyku ile haftalarca çalışıp , jüri karşısında  ecel terleri döktük ,yabancı kaynak taraması için İngilizce öğreneceğiz diye beynimiz yandı.diyor.( yanlış anlaşılmasın, kendisi bahse konu olunan şirin kızlarımızdan değil diye , etrafa çamur atan , kıskanç bir kız değil o ,bunları söyleyen bizim yeğen bir erkek)
Şöyle aralarında öğretmen ,doktor , mühendis, genel müdür, avukat gibi mesleklere sahip, ayakları yere basan, başarılı , ama şık ve güzel ,güçlü kadınlar var mı?
Evet ara ara  var, lakin  bunlar genelde ,  güzleri gülmeyen ,nemrut suratlı ,hep kötülük düşünen, sevdiği adamı yada nişanlısını , hemencecik bizim sevimli karakterimize terk etmeyip ,onlar için  mücadele eden kötücül kadınlar.
Annelerimiz öğüt verir di “Aman kızım, oku da , kolunda altın bileziğin olsun.Kimselere muhtaç olma “diyerek .Ama artık diziler şunu mu diyor?” aman kızım öyle okuyacağım, çalışacağım ,başarılı olacağım  diye kendini kasma,sonra yüzü gülmeyen, nemrut suratlı bir kadın olur ,üstüne de evde kalırsın.Bul bir zengin koca hayatın kurtulsun”

Ya tamam ,farklı sosyal sınıflar arasındaki aşk, geçmişten beri, hem de tüm kültürlerde ilgi çekmiş, şiirlere romanlara  konu olmuştur da, hiç bu kadar da suyu çıkartılmamıştı.”Tüm zenginler, emekçi kızlarla evlenecek “ diye bir yasa falan mı koydu birileri ? Gerçi fena da olmaz hani. Gelir dağılımı adaletsizliğine, bir nebze de olsa çare olur belki.
 Bakın  bide” ağalı” dizilerde ne keşfettim. Yanaşma olarak başlanan hayat yolculuğunda, kahyalığa, sonrada ağalığa terfi edilebiliyormuş.Yani yeterince gayret gösterir, azimle beklersen  eninde sonunda bir gün ağa olursun. Bu sosyal sınıflar arasındaki” yatay hareketlilik” mi oluyor “dikey hareketlilik” mi bilmiyorum ama, ilham verici, motive edici bir durum doğrusu.
Zengin olup ta ,eve çalışan birilerini almak , ateşten gömlek .Evin genç ve yakışıklı oğlanlarından birinin gönlünü çalamasa , evin yaşlı  beyinin kalbini çalıyor bu güzel ve sevimli kızlarımız.
Hadi genç bir çalışan riskli diyelim ,”yaşlı başlı oturaklı hanımefendi bir çalışan alalım yanımıza” deseniz,  o zamanda bu hanımefendinin saf  ve temiz kalpli kızları devreye giriyor .Hele birde “rızkımı veren Hüda’dır kula minnet eylemem “ dercesine “yok efendim ,ben kimselerden bir şeycikler  kabul etmem, elimin emeğini yer aslanlar gibi çalışırım “ deyince  bu müstağni kızcağızlara evin oğlu yada beyi yağdırıyor da yağdırıyor.”Ee bu kadar iyi niyetli hediyeleri geri çevirmek te olmaz şimdi” diyen temiz kalpli saf güzelimiz( istemem yan cebime koy misali)  hediyeleri kabul etmek mecburiyetinde kalıyor.
            Yok, ben bunları söylüyorum diye, öyle fakir fukaraya tepeden bakan, asilzade bir aileye mensup, yurtdışlarında  okumuş ,kapitalist  burjuva falan değilim .Gayette normal  bir Anadolu kızıyım.
Tabi zengin dizilerinden başka konularda da dizilerimiz var.Şu mafya dizilerimizi görünce , göğsüm göğünçle kabardı.Allah’ım o ne kalite  ! o ne nezaket !  o kadınlardaki zarafet !Yok, yok kelimelerle anlatılmaz.Resmen aristokrat İngiliz aileleri gibi.İtalyan mafya aileleri dizlerini dövüyordur “biz neden bunca  geri kaldık “diye. O elinden yağlar akarken, kahkahalar  atarak ,elindeki tavuk budunu kemiren mafya babalarımız gitmiş ,takım elbise kravatla masada oturup ,20 tane çatal bıçağı yerli yerince kullanarak .yanlarındaki zarif hanımefendilerle, kibar kibar yemek yiyen ,beyefendi mafyalar çıkmış ortaya.Bir de nasıl duygusallar, nasıl nezaketliler.
Gir bir mafyaya çoluk çocuk hayatın kurtulsun.Aile babası olacaklar için ideal meslek.Artık kız babaları sorar .
”Efendim oğlunuz ne işle meşgul ? “ .
“Beyefendiciğim ,kendileri henüz yeni mafyaya intisap ettiler.Orda kariyer planlıyorlar” .
Efendim bu milletin mafyası bile böyleyse ,bu milletin sırtı yere gelmez evelallah.
Tamam, asker milletiz lakin, bu tarihi ve  militarist dizilerin bu kadar tutulmasının, ,hamasi duygularımızın bu kadar kabarmasının psikanalizini yapmak için yüksek lisans yetmez, doktorada yapmak lazım kanımca.
Galiba birde komedi dizleri var ,ama bende , “tahtaya tırnakla çizerken, çıkan ses” etkisi yaptığı için izleyemedim.
            Diziler sezon finalini yaptı .Bende artık tövbe istiğfar ettim ,yaz dizilerine başlamayacağım.İyi de şimdi ben ne yapayım? Kış olsa atkı ,bere örer vakit geçiririm de bu sıcakta mümkün değil.
            Lütfen sesimi duyun. Allah rızası için bir iş !!!


AH Bİ ZENGİN OLSAM-Dizi 2



Anacığım dizilerde herkescikler zengin . Fakir başlasanız bile fakir kalma şansınız yok .En fazla birkaç bölüm sonra muhakkak bir şekilde zengin oluyorsunuz
Peki sizde, böyle dizilerdeki gibi, bir anda zengin olsanız ,hayalinizde nasıl bir ev var.Şöyle şimdiye kadar varlığından haberdar olmadığınız ,çok zengin bir amcanızdan miras kalsa .Ya da ne bileyim, dizilerdeki gibi çeşitli şekillerde , bir anda zengin olsanız nasıl bir ev almak  istersiniz
Benim hayalim salonu boydan boya cam olan ,okyanus yada boğaz manzaralı ,kocaman geniş terasları , mermer banyoları , masif mutfak dolapları falan  olan minimalist bir ev.Haa bir de her daim vazolarda taze çiçek olanından .
Daha çok Amerikan filmlerinde, yada dizilerinde  olan türden.Ülkemizdeki evlerin suyu çıkmadı elbette ama hayal etmek parayla değil ya olunca en iyisi olsun.
Da yalnız takıldığım bir konu var bu evlerin temizliği. Onca camı silmek için, inşaat iskelesi gibi iskele kurmak lazım.Terasları yıkamak için kaç metrelik hortum lazım da, onu takacak çeşme falan da görmüyorum.Viledayla mı siliyorlar acaba ? Bir de eve vileda tutsan,  saatlerce sadece yer silmesi sürer. Ya o banyo küvetlerini ovması , zaten kol dayanmazda ,bi de kaç şişe cif gidecek .
Kuzen gülüyor “teyzem senin hayallerin fakir” diye .”Öyle bir evin olsa, işleri sen mi yapacaksın ?” diyor.
Valla ben yapmam ama, yardımcıya  yardım edeyim derken yarısını yapacağım kesin.Birileri yanımda çalışırken ben oturamam.Alışverişe gittiğim mağazada tişört katlamışlığım ,lokantada masa toplamışlığım var.O zaman da ,ne zaman pencere önünde oturup ta, okyanusa karşı kitap okuyup, keyif  çatacaksın.
Valla zenginlik zor .Çeşit, çeşit derdi var.
Yani bizde, bizim zengin dizilerinden biliyoruz.
Sabahları mükellef kahvaltı sofrasında toplanan aile bireyleri, ne zaman öyle grand tuvalet hazırlanıp, saçlarını , makyajlarını ne ara yapıyorlar bilmem.Tabi o sofralara, saçları kelebek tokayla tutturup, dizleri çıkmış pijama ,yanları sarkmış günlük tişörtle oturacak halleri yok .Evde misafir olmasa bile, bir sürü çalışan var sonuçta.Üniforma giymemiş asker gibi ,otoriteleri sarsılır.Garipler kesin evin çalışanlarından önce hazırlanmaya başlıyorlardır.
Birde ayakta  birkaç lokma alıp,  yarım bardak da meyve suyu içip sofradan kalkmıyorlar mı, ağızlarına terlikle vurasım geliyor.O caanım kahvaltılıklar olduğu gibi kalıyor.
Eee ne yapacaksın kalan o kadar kahvaltılıkları ?.İsraf ! israf ! dünyada bu kadar açlıktan ölen var.Hadi peyniri zeytini saklama kaplarına koyarsında , o dilimlenen domates ,salatalıkları ,meyveleri haşlanmış yumurtaları ne yapacaksın.
E tabi haklılar gerçi.Onca şeyi yeseler ne hale gelirler.
Zamanın da sıkı solcu olup, gelir dağılımı adalesizliğini protesto ederken , eylemlerde cop yiyip ,yerde sürüklenen arkadaşım ,hasbelkader zengin bir beyefendiyle evlenince zenginlerin yaşadığı zorlukların bazılarına,  bizzat şahit oldum.
“Tam zamanlı zengin eşliği” kariyerini çarçabuk benimseyen bizim kız, her gittiğimizde, yardımcısının donattığı masalarda bizi karşılarken, o gariban ,grisini kemirip kivi ile yetiniyordu.Tabi kolay değil önünde onca lezzetli şey dururken, lokanta camından bakan fukara gibi bakmak.Birde her gün en az iki saat ya yüzme ya plates, ya da yoga
“Canım sende ağır işçi gibisin, karın tokluğuna bile değil, aç karnınla onca çalışıyorsun. Enişte bari sigortanı yapıyor mu ? diye takılmalarımıza, o güzel mavi gözlerini kocaman açarak cevap veriyordu.
-Ay şekerim  ya kilo alırsam naparım .Biliyor musun en zor estetik göbek estetiği.Karnını bööyle kocaman kesip ,öyle yapıyorlar o estetik ameliyatını diye safça anlatıyordu.
İşte o saat zenginlikten ürktüm.Aman aman dağlara taşlara!!
Yok yok istemem öyle zengin amcadan kalan mirası falan.Azıcık aşım kaygısız başım.
Bu arada ailemin soy ağacını  iyice araştırdım ,öyle kıyıda köşede kalan, irtibatımızın olmadığı akrabamız yokmuş. Piyango bileti de almıyorum. Diğer zengin olma şekilleri de bana uymaz .O zaman  kaygılanmamı gerektiren bir  durum da yok.



11 Haziran 2017 Pazar

HAYAT ZATEN BİR SINAV




Meşhur hikayedir.
ODTÜ Fizik bölümü öğrencisi bir derste takılır .Defalarca girdiği sınavlar telafiler vs işe yaramaz  dersi bir türlü veremez.Ve artık son hakkı kalır ya geçecek ya da okuldan atılacak.Vee son sınav gelir çatar,gencimiz günlerdir yemeden içmeden çalışarak sabahlamıştır.
Sınav kağıtları dağıtılır.Genç ilk soruya bakar gözleri parlar
-Ben bu soruyu biliyorum der.
İkinci soruya bakar” Aaa ben bunu da biliyorum” der .
Üçüncü soruda sesi yükselir “bunu da biliyorum”.Son soruda gencin salonda çınlayan sesine tüm öğrenciler dönüp bakar.”Ben bunu da biliyoruum”.
En sonunda ayağa kalkan genç,  kahkahalar atarak ”  ben onu  da biliyorum ,bunu da biliyorum .Onu da biliyorum ,bunu da biliyorum “diye parmaklarını şıkırdatıp oynamaya başlar.
Bir üniversite sınavı daha geldi geçti.Umutlarla girip, farklı beklentilerle çıktılar gençlerimiz sınavdan.Kimi umutsuz ,kimi de sevinçli.
Artık sadece öğrencilerin değil ,tüm ebeveynlerin de hayatı sınav.Çocuklar nerdeyse ana okulunda üniversite sınavlarına hazırlanmaya başlıyor.Yabancı dil dersleri veren ana okulları bile var ve  öncelikle tercih ediliyor.Ebeveynlerin ebeveynlik başarısı çocuklarının sınav başarılarıyla ölçülüyor.


Benim tüm bunlarda dikkatimi çeken farklı bir şey. Çocuklarımız sınavlara hazırlanıyor diye, aile içinde başka hiçbir  sorumluluk verilmiyor.4. sınıftaki çocuğu için teneffüslerde kantin sırasına giren, bahçe de top çarpmasın diye bekleyen, orta okula giden oğlunu daha hiç bakkala göndermemiş olan aileler korumacılıkta ileri giderek  çocuklarının ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmuyorlar.
Hollandalı işletmeci bir bey ile evli doktor arkadaşım üç erkek çocuk sahibi oldu.Yaz tatilinde annesinin evinde ziyarete gittiğim de bir şey çok dikkatimi çekti.Civciv gibi sapsarı başlı, tatlı mı tatlı üç delikanlı  geldiler odaya Gençler çok tatlı bir lisanla ” hoş geldiniz “ dediler annelerinin biraz yönlendirmesiyle kırık bir Türkçeyle hal hatır sorup sonra da oyunlarının  başına döndüler .
Bir süre sonra ikindi kahvaltısı için büyükanneleri balkonda küçük bir masa hazırladı delikanlılara ,ki delikanlıların en küçüğü henüz anasınıfında, en büyüğü ise dördüncü sınıfta idiler.Gençler  tabaklarını bitirdiler, gelip büyükannelerine  teşekkür ettikten sonra masaya döndüler .Ortanca  delikanlı tabakları çatalla temizleyerek üst üste koydu, çöpleri çöp kutusuna attı.İkinci delikanlı  tabakları sudan geçirip bulaşık makinesine yerleştirdi.En küçük afacan ise şarjlı süpürge ile yerleri süpürdü. Sandalyeleri iterek yerleştirdi sonra da oyunlarına döndüler.
Ben merakla onları izlerken anne ve büyükanne gayet normal bir tavırla sakin sakin oturuyordu.
Ki bu çocuklar Hollandaca (Flemenkçe)  ,Türkçe  ve İngilizce yi yaşlarına göre çok iyi denebilecek seviyede biliyor , hafta sonları çeşitli spor ve sanat kurslarına gidiyor ayrıca da büyükanneleri  onlara namaz surelerini ezberletiyordu.Anneleriyle  konuştuğumuz zaman odalarının ve bir küçük kardeşlerinin, sorumluluğunun da onlarda olduğunu öğrendim hayretle ,ki annesi gayet normal bir şeyden bahseder gibi anlatıyordu.

Bizim çocuklarımızı düşündüm . Sınavlara hazırlanıyor diye yemekte, hazır  masaya oturup, bir tabak üst üste koymadan kalkan, suyu, sütü, keki çalışma masası başına götürülen ,eve gelen misafirin yüzüne bile bakmadan  “bir hoş geldin” demeden odasına geçen ,yatağı annesi tarafından toplanan lise öğrencilerini.
Evet eskiden biz su içerdik testiden demeyeceğim elbette. Ama daha önceleri çocuklar ev işlerinde anne babalarına yardım eder, kardeşlerinin bazı sorumluluklarını alarak ,bir çok şeyi ailede öğrenirlerdi.En azından bir aile sürdürebilmek için gerekli temel becerileri ailede kazanırdı.Bir genç kız hiç değilse , bir kek bir pilav yapmasını bilir, bir misafiri annesinin kaş göz işaretleriyle de olsa ağırlar, çayını kahvesini servis yapardı.Genç delikanlılar çivi çakmasını ,perde takmasını ,alışveriş yapmasını, aile bütçesini denkleştirmesini öğrenirdi. Evlendikten kısa bir süre sonrada, ortak bir zeminde buluşur, bir aile düzeni kurar, çocuk dünyaya getirip, geçinir giderlerdi.

Şimdi gençler aile kurmaktan ,çocuk dünyaya getirmekten korkar oldular .Bir çok mecrada lanse edildiği gibi aşk her şeyi halletmiyor. Bir aileyi sürdürebilmek için gerekli temel becerilerden yoksun çocuklar aile kuruyor, ama bilmedikleri bir ortama şaşkın ördek gibi düşüyor. Çok daha erken öğreneceği ,deneyimleri kazanmaya çalışırken, birbirlerini kırıp döküyor , birbirlerinin aileleri ile geçinecek sosyal becerilere sahip olmadıkları içinde, sorunlar büyüdükçe büyüyor.
İki birey de aile evinde gördüğü prens prenses muamelesini karşısındakinden bekliyor. Öyle olunca da hayal ettiği rüya gibi bir evliliğin gerçekleşmemesiyle hayal kırıklığına uğruyorlar.Almadan vermeyi bilmeyen gençler ,karşıdakinin ayaklarını yerden kesmesini beklerken, umduklarını bulamıyorlar.
Uzmanlar özellikle büyük şehirlerde evlerin otel gibi kullanıldığını ,sosyal zenginliklerimizi kaybetmekte olduğumuzu ,akrabalık komşuluk ilişkilerimizin zayıfladığını değil bittiğini söylüyor.
Özellikler Büyükşehirlerde ,artık misafirler lokantalarda kafelerde ağırlanıyor, yatılı misafirleri için otel de yer ayrılıyor, akrabalar sosyal medyada selamlaşmayı yeterli görüyor, her ihtiyaç için hizmet sektöründen, uzmanlardan yardım alınıyor.
Ee ne var bunda ? Elbette bir şey yok zaman değişiyor elbette.Yaşam tarzları güncelleniyor .ihtiyaçlar farklılaşıyor,vs vs .
Büyük sistemler içinde sanal değerler üreten, ürettiğine eli değmeyen gençlerin gerçeklik algılarında   kopukluklar meydana geliyor.
Koca şirketleri idare eden gençler aile idaresini başaramıyor , Onlarca kişiden oluşan ekiplere liderlik eden, birçok alanda uzman olan, teknolojik iletişim araçlarını su içme kolaylığında kullanan, bir değil iki üç yabancı dil bilen gençler, eşinin ailesi  ile sağlıklı iletişim kuramıyor, ay sonunda bütçeyi denkleştiremiyor,eşinin beklentilerine cevap veremiyor,çocuk sahibi olmaktan korkuyor.Artık  gençler biraz başları sıkışınca, boşanmayı çözüm olarak görüyor, çocuk yapma sorumluluğundan kaçıyor. Sorumluluksuz ama sorunlu ve mutsuz hayatlarıyla tek başlarına başa çıkmaya çalışıyor.
Acaba çocuklarımızı bu kadar sınav endeksli yetiştirmesek de ,biraz da aile içinde sorumluluk mu versek ?