8 Aralık 2018 Cumartesi

GELEN KALMAZ ,GİDEN GELMEZ…


BİR YILIN DAHA ARDINDAN...


Genç bir psikiyatr bir akıl hastanesinde göreve başlar.Hastaneyi tanımak için gezerken bakar ki hastalar  duvardaki bir deliğin önünde sıra olmuşlar sakin sakin bekliyorlar . Sırası gelen akıl hastası gözünü duvardaki deliğe dayayıp bakıyor sonra da tekrar sıranın arkasına geçiyor .O delikte ne gördüklerini doktor çok merak eder,o da sıraya girer ve sırasının gelmesini beklemeye başlar. Nihayet sıra ona gelince heyecanla gözünü deliğe uydurur ve bakar ama hiçbir şey göremez.O sırada arkadaki akıl hastaları sabırsızlıkla doktoru dürterler .”Çabuk ol , çabuk ol.”
Doktor  bir  şey göremediği için daha da meraklanır.Tekrar  en arkaya geçip  sıraya girer, beklemeye başlar.Nihayet sıra kendisine gelir,tam bakayım derken arkadan akıl hastaları sabırsızlıkla dürterler doktoru.
Doktor yine bir şey görememiş ama merakı daha da artmıştır.En arkada yeniden sıraya girer ve üçüncü seferde de bir şey göremeyince dayanamaz ,diğerlerinden nisbeten daha akıllı gibi görünen birine yaklaşıp sorar
-Yahu kardeş bu deliğin arkasında ne var ? Ben bir şey göremedim.
Beriki doktoru baştan aşağı şöyle bir süzüp sonrada dudak büker.
-Hemşerim der dur bakalım sen daha yeni geldin.Biz üç aydır bakıyoruz o delikten daha bir şey göremedik…

            ***
Bir yıl daha eksiliyor dünyanın, binlerce ,belki de milyonlarca  yıllık  ömründen. Koskoca bir yılın takviminden yapraklar teker teker düştü mazi  denen  kara deliğe.Son yapraklar sıralarını bekliyor artık.
Tüm dünyaca coşkuyla beklediğimiz milenyum çook gerilerde kaldı.Gelmesi için saniyeleri saydığımız milenyumda doğan bebeler rüştünü ispat etti.
Bir nehir hızıyla geçiyor zaman.Zaman çizgisinde var olmak için binlerce yıl bekledik.Sıra bizde şimdi,dünya penceresinden bakmak için.Bir insan için ne uzun ,Dünya için ne kısa bir an.Ancak bir ışık çakması kadar belki, bir insan ömrü  dünyanın ömrü içinde.Bir kum tanesi cirminde, dünya kumsalı üstünde.
Daha dün başkalarındaydı sıra.Onlar da yoruldu,didindi,koştu ,terledi,dinlendi.Onlarında hırsları vardı dünyayı dolduran,umutları vardı sonsuzluğa uzanan.Ne kaldı geriye şimdi onlardan…
Oların içinde de yükselmek için başkasının sırtına basan da vardı, yardım etmek için elinden tutan da.Bir lokma kuru ekmeğini bölüşen de vardı,tacına bir inci daha eklemek için canlara kıyanda.
Cam boncuklar verilip ,altınları yağmalananlar da  gitti, hazine sandıklarını dolduranlarda.Titanik’de sandallara tutunanların suya atanda öldü,buzlu sularda can verenlerde.
Kim bilir kaç kişi çiğnedi üzerinde yürüdüğümüz toprakları,kaç kişi üzerinden geçti …Ciğerlerimize dolan hava daha önce kaç kişiye hayat verdi,bedenimize aldığımız vitaminler kaç canlının vücudunda dolandı.
Dünya bir tiyatro sahnesi sırası gelen çıkıyor rolünü icra ediyor.Sonra sahneyi devrediyor ardından gelene.Devam ediyor bu döngü , binlerce yıldır.

Ne kaldı gidenlerden geriye …
Belki bir süre, sevenlerinin kalbinde bir sızı,gözünde bir yaş,zihninde bolca anı.Belki bir fincan,saklanmış bir saat ya da kanaviçe işlenmiş bir yastık.Sonra o anılar da silindi , kalan eşyalar eskidi,kırıldı,unutuldu.
En son hatırlayanlar da gitti dünyadan,ismini bilen, cismini gören kimse kalmadı ardında…
Eski bir Arap şairinin dediği gibi “gelen kalmadı,giden gelmedi…”
O zaman ne gerek var can yakmaya ,kalp kırmaya.Biriktirip harcayamayacağı, eskitip giyemeyeceği,karnı doyduktan sonra yiyemeyeceği şeyler için hırs yapmaya ,gücünün yettiğine  çelme takıp, yetmediğine temenna çakmaya …
İşte binlerce yıl bekledikten sonra dünya geldik penceresinden bakmaya.Ama ardımızda daha uzuun bir kuyruk var sabırsızlıkla sırasını bekleyen.Bakalım ne göreceğiz ne kadar göreceğiz.
Adettendir ya herkesin ardından denir.”Dünyasına doyamadan gitti”
Kalsaydı doyacak mıydı ki ?



22 Ekim 2018 Pazartesi

BEN BU PAZARA RAZI DEĞİLEM ...



Tüm yeryüzüydü dervişin yurdu.Nerde dermanı tükenir orda dinlenirdi.Nerde açlıktan dizleri titrer bir kuru ekmek veren bulunurdu.Çöllerde yıldızlı gökyüzünü yorgan yapardı,şehirlerde kaldırım taşlarını yastık .
Yol mu uğrattı, dert mi çekti bilinmez, günlerden bir gün bir şehre düştü yolu.Susuzluktan yanan ciğerinin  yangınını söndürecek bir çeşmeye rast gelmedi bir türlü.

Kızgın güneşin hışmından, gölgesine sığındığı konağın kapı tokmağına ilişti titreyen elleri.
-Su diye inledi.Allah rızası için bir yudum su…

Kapı aralandı.Derviş bir çift el  gördü önce, billur damlaların buğuladığı bardağı uzatan,sonra da içinde çöl  gecelerindeki yıldızların oynaştığı bir çift gece karası göz.
-Buyur derviş, diyen sesin cilvesi sıcaktan fazla yaktı kavurdu yüreğini dervişin.Boş bardağı verirken, uzanan  ellerinde yüreği de vardı …
Kararı kalmadı dervişin.Uykusu tüneği kalmadı.Dertsiz gönlüne dertlerin en yakıp kavuranı düştü.
Günler sonra cılız ellerin tuttuğu tokmak yeniden vurunca kapıya,aralanan kapıdan o bir çift yıldızlı çöl karası göz uzandı dışarıya .”Buyur derviş” dedi dilber, “ne istersin bu sefer”.
-Ben bu pazara razı değilem, diye inledi derviş.”Bir bardak su verdin,gönlümü kökünden söküp     aldın.Kararım,kalmadı.Huzurum uçtu gitti. Al bu  bir bardak suyunu da bana gönlümü geri ver” …

Modern hayat rahatlık ,lüks ,şatafat verdi bize ,karşılığında dirliğimizi,düzenimizi, huzurumuzu bereketimizi aldı. Kararımız kalmadı her gün her gün ulaşılamayan, ulaşınca uzaklaşan hedefler peşinde koşmaktan .Tatil yapmak için çalışır,içinde oturamadığımız, yatmaktan yatmaya gidebildiğimiz koca koca evlerimiz için borç yükü altında inler olduk.Yüzlerce binlerce insanın arasında yalnızlık çöllerinde kavrulduk.Yıldızlı gökyüzümüzü ihtişamlı avizelerle değiş tokuş ettik.Papatya kaplı çimenden  halılarda koşma  özgürlüğünü ,plazalarda haps olmak için terk ettik.Çoşkulu kalabalık ailelerle kurulan bayram sofralarını ,tanımadığımız kalabalıklarla ,beş yıldızlı otellerde tatil yapmak için feda ettik.İtibarımız layklarla (!) sosyal medya takipçileriyle,ölçülür oldu....

Ben bu pazardan razı değilem, al bu verdiklerini bana huzurumu geri ver desek olur mu ki ?





        Hamiş : Nerde okudum, ne zaman dinledim hatırlamıyorum ama dervişin derdi aklıma düştü.Kendi kelimelerimle bir de ben anlatayım dedim ,arayışın temsilcisi bir derviş hikayesini ...

1.  Minyatür :Reza Mahdavi 
2. Minyatür:Funda Yeşilyurt
3.Minyatür:Serap Derinkök (emin değilim !)

15 Ekim 2018 Pazartesi

EVDE SIKI YÖNETİM İLANI


Bacılar Meclisi Müzakerede

Evet efendim bizde korkulan oldu.Entel Bacı,  Bacılar Meclisi yönetimine el koydu.Sıkıyönetim ilan edildi…
Malum ,daha önce Dantel&Domestik Bacılar, Dantel Devrimi gerçekleştirmişlerdi.Karşı cevap gecikmedi…
Dantel&Domestik bacılar şaşkın, lakin yapabilecekleri bir şey yok gibi görünüyor.Mecburen ortama ayak uyduracaklar.
Entel Bacı ilk iş Dantelin el işlerine el koydu.”Bu sıcaklarda örgü mü yapılırmış, kaldır şu yayıntıları “diye şarlayınca Dantel” ama bunlar koton , örerken elleri terletmez” diyecek oldu ama Entel ellerini beline koyup gözlerini öyle bir  devirdi ki ,zavallı Dantel cümlenin sonunu yutmak zorunda kaldı.Mecburen şişleri, yünleri, tığları sepetine doldurup vitrinin üzerine kaldırdı.Ona da Domestik cırladı “onlar oraya konur mu hiç, sende estetik kaygısı denen şey yok mu ? “ deyince mecburen toplayıp çekmeceye doldurdu.
Domestiğin cırlamasını duyan Entel elleri belinde ona dönüp “dur bakalım sıra sende ,sen bi konuşma şimdilik “diye azarlayınca susmak zorunda kaldı.

Aylık bütçeyi eline alan Entel, kalemleri tek tek gözden geçirip ültimatom verdi”masraflar azaltılacak.En başta waffle artık yok çileğin kilosu kaç para ? sokaktan mı topluyoz bunları ? “ diye üstünü çizdi.Sarma zaman israfı,çiğdem çerez hem pahalı hem yağ oranı yüksek,cips gazoz artık yok,içli köfte mi ayy sen köylü müsün içli köfte yapıyorsun?  hem ne bu böyle, yiyin yiyin oturun. Olacak iş mi ,artık düzen ve disiplin olacak bu evde…”
Dantel & Domestik  korkularında pusup kaldılar.Entel bir de Dantel & Domestik ‘in yaptıkları işleri alıp performans değerlendirmesi yapmaya kalkmasın mı?
-Bak bu kazak için bir ay harcadın.Günde iki saatten ayda 60 saat eder.Saatini asgari ücretten hesaplasak  6x50  :60  = 390 yapar. Bir de buna yün parasını ekle.Sen bu fiyata 4 kazak alırsın.Bundan sonra örgü yok efendim.”Ama hediye,el örgüsünün değeri” falan diye gevelemeye çalışan Dantele yüz vermedi tabi.

Sıra Domestik’e geldi.
-Bak sarma ve içli köfte için harcadığın vakte yazık.Tüm gün uğraşıyorsun yarım saatte yenip bitiyor.Ne bu içli köfte bulgur ve et değil mi ? Yap bir bulgur pilavı , yanına da kıyma kavur  bitti gitti.Sarma yaprakları pirince tat versin diyorsan da, pilav tenceresinin altına üstüne bağ yapraklarını diz.Pişerken tadı geçer zaten.
Entelin bu değerlendirmelerine şaşkınlıktan gözleri büyüyerek bakan Dantel & Domestik lal kesildiler.Ağızlarından tek kelime çıkamadı.
Tabi iş bunlarla kalmadı.İzlenen film ve diziler ile okunan kitapların listesini eline alan Entel tek tek hesap sordu.Efendim vakit geçirmek için film dizi izlemek olur muymuş hiç ? Değerli zamanı böyle harcamak ne büyük israfmış falan filan. Duyan da zannedecek ki tasarruf edilen zamanda, Entel Uzay bilimlerinde çığır açacak, kuramcılar arasında otorite olacak.

                                     Bu yaza yetişmedi ama olsun.Gelecek yaza çanta hazır


Asıl sorun Kezban’la patladı.En az 7-8 saat uyumadan afyonu patlamayan Kezban’ın başına gece demeden gündüz demeden 3 saatte bir “of of ne olacak bu insanlığın hali” diye dürtüp uyandırmasa fazla sorun olmayacaktı.Uykudan vakitli vakitsiz uyandırılan Kezban bir de “uykun kaçtıysa al kitap oku” diye burnuna tableti dayayan  Entelin yüzsüzlüğüne dayanamayıp patladı.(Laf aramızda aslında Kezban’ı uykudan uyandıran Entel değil sıcaklardı ama herkes Entele bilendiği için, onun uyandırdığını zannetti.)


En sonunda Kezban eteğini toplayıp ellerini beline koyup ,Şahika Koçarslanlı gibi bir “ ayyhh ne bu be”çekti ki ortalık inledi.
Salon hamfendisi çizgisinden çıkan Kezban devam etti.
-Yetti bea .Hepiniz burda berabersiniz.Bir o devrim, bir bu sıkı yönetim noluyoz böyle. Adam gibi beraber yaşamanın çaresini bulun.Bulmazsanız benden günah gider diye yeri göğü inletti. (Sanki bir şey yapabilecek.Ancak Nasreddin Hoca gibi eski kilimden heybe yapar) Ama tehdit ekili oldu.
Bacılar meclisi koalisyon görüşmelerine başladı.
Dantel;
-Bak el işinin değerini, saatlik performans düzeyine indirmek abes bi kere.Artık endüstriyel üretimlerden insanlar sıkıldı.Kendilerini ifade edecek tasarım ürünlerine rağbet var.Dünyada yükselen trend katma değeri yüksen ürünler üretmekte..Aynı zamanda sevdiklerin için üretim yapmak sevgiyi göstermenin en etkili yollarından biri. Modern bireyin en büyük açmazlarından biri de yabancılaşma.Sanal üretimler yapan ya da üretim zincirinin sadece bir parçasına dahil olduğu için üretmenin hazzını yaşayamayan modern bireyde   değersizlik hissi oluşuyor.Boşuna mı sanal sosyal medyada insanlar ben değerliyim diye kendini göstermeye çalışıyor. Bla bla .Dantele hayret ettik. Demekki Enteli dinlemez görünürken ,okuduklarından o da bir şeyler kapmış.Bir de konuyu alıpda sosyal medya paylaşımlarına bağlaması yok mu, Entel’in bile ağzı açık kaldı.

Domestik;
Önce sağlıklı beslenmeden girdi konuya. Bak gıdaların raf ömrünü uzatmak için konulan katkı maddelerinin ne gibi sağlık sorunlarına yol açtığını biliyor musun sen ? Evde mis gibi katkısız yemek yapıyoruz da ,gene de yaranamıyoruz.Hem artık evde yapılan sağlıklı yemeklerin değerini dünya anladı da, sadece değişik kültürlerin yemeklerini yemek için insanlar kıtalar arası seyahat ediyor. Haspamın dediğine bak.Yaprakları tencerenin dibine serecek mişim. Kültürel aktarım bu.Kaç yüz yıllardır  kaç medeniyetten kadının katkısı var bu kültüre,ne diyosun sen ? Bütçeye de katkıda bulunuyorum üstelik.Bir de bana tasarruf diye geliyor hamfendi…
Bunlar bıd bıd laf yetiştimeye çaılışırken Kezban yine parladı.”Susun ya, ona mazeret bulmak zorunda mıyız ? Canımız istiyo yapıyoz. Kim ne karışır.Ben onun keyfine göre mi davrancam ille de “…

                                                                                                                                                           Bu zaman gençlerine ne hediye istersin dersen olacağı bu

Efendim müzakereler devam ediyor ama yine de bazı gelişmeler oldu.Dantel mesela, bayağı amigurimi    yaptı.Ördüğü çanta yaza yetişmedi ama sağlık olsun bir daha yaz başına hazır oldu hiç olmazsa.Bol bol hediye biriktirdi.Bebekler arabalar uçaklar hayvanlar falan .Hatta kuru kafa bile yaptı.

Domestik kışlık üretimi için kolları sıvadı.Çeşit çeşit reçeller yaptı.Karadut,kayısı,çilek,mürdüm eriği,vişne reçelleri ile kalpleri fethetti. Acı soslar ,tarhanalar yaptı.Domates ve menemen için kullanılan kavanozlarla, cam sanayimize can verdi.Yani o derece. Salça da bu sene ondan.Gerçi Waffle ,pasta,kurabiye için fazla zamanı olmadı ama bi içli köfte ile aşureye zaman buldu.


Entel bu zaman boyunca fazla sesini çıkarmadan Domestik’e yardım etti.Sonuçta bütçeye katkı oluyor.Domates doğrarken, Black Mirror yanında Last Man on Earth seyretmelerine sesini çıkarmadı.Çağdaş Sosyoloji Kuramları ile Virginia Woolf arasına  Cumbadan Rumbaya sıkıştırmalarını görmezden geldi.Hatta onlarla beraber İstanbul’lu Gelin bile izledi.
Hasılı kelam, mutabakat tam sağlandı sayılmaz ama görüşmeler sürüyor efendim…


Not :İlk önce okuttuğum zat-ı muhterem "Bir şizofrenin not defteri" dedi yazıma. 💀 Lakin ben Modern kadının varoluş sancıları  (!) demeyi tercih ediyorum  😉

11 Ekim 2018 Perşembe

DÜNYA KIZ ÇOCUKLARI GÜNÜ VE ÇOCUK GELİNLER



            Yeğenime  muhabbet kuşu hediye gelmiş.Yemyeşil şirin afacan ve  çığırtkan 1.5 yaşında bir muhabbet kuşu.Cimcime adı ...Yalnız kalmasın diye yanına bir arkadaş arayışına girince ,ananesi “bizim evdeki kuşu verelim arkadaşlık ederler “ teklifinde bulundu.Onun kuşu ise 5-6 senedir ona arkadaşlık eden , sapsarı,  ağırbaşlı, efendi bir muhabbet kuşu olan Şeyh-muz.
Annesi  “ iyi olur, ikisi de yalnız kalmazlar “diye düşünerek kabul etti.
Lakin yeğenim kıyametleri koparttı, olmaz diye ayak diredi.
Gerekçesi ilginçti…
Ama bu çocuk evliliği olur ,bunu asla kabul etmem…
         Henüz ilköğretim öğrencisi yeğenimin tepkisi bizi şoka uğratmakla beraber ,küçük zihinlerde ki etkisinin dehşetini anlamamıza da  sağladı
Bir daha inandım ki ,bir çok sorunun çözümü çocuklara farkındalık kazandırmakta.
***


Bu gün Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen 11 Ekim Dünya Kız Çocukları günü.Dünyadaki savaşlardan,felaketlerden,ekonomik ve siyasi krizlerden en çok zarar gören çocuklar.Özellikle de kız çocukları.Dünyadaki çocukların yaşam kalitesine dair rakamlar korkunç.UNİCEF’in açıkladığı rakamlara göre 131 milyon kız çocuğu okula gidemiyor.Ve yine 5 – 14 yaş aralığında ki çocuklar arasında kız çocukları erkek çocuklarına nazaran % 40 daha fazla ücretsiz çalışıyor.Büyüklerin sorumluluğunda ki işler çocuklara yaptırılıyor.Ve en büyük sorunlardan biri de eğitim olanağından mahrum olup, çocuk yaşta evlendirilen kız çocukları.

***
Bu konu maalesef bizim de gerçeğimiz.Daha yakın bir zamanda İstanbul’da çoğunluğu Suriyeli  çocuk yaşta yüzlerce kadının (!) anne olduğu  haberiyle karşılaştık.Yine yakın zamanda zorla evlendirilen kızcağızlar emniyet güçleri tarafından kurtarıldı.Kuaförler çocuk gelinlere hizmet vermeyeceklerine dair kampanya yaptılar. Benzeri haberler medyaya zaman zaman yansıdı.

***
 Sorunun elbette ki  bir çok boyutu var.
Öncelikle çocuk yaştaki bu kızcağızların başka alternatiflerinin olup olmadığı pek de konuşulmuyor. Çocuk yaşta evlilikler yasaklansın demek sorunu çözmüyor. Küçük yaşta evlenmeseler de, onları ailelerinin yanında bekleyen daha başka bir hayat yok.Kardeşine bakmak, yada getir götür işlerini yapmak bile olsa, çocuklarının iş gücüne ihtiyaç duyan , insan emeği yoğun işlerle hayatlarını geçirmek zorunda olan aileleri, cahil diye aşağılayarak ya da sorunu meydana getiren sosyoekonomik ve kültürel zemini etüd etmeden ,çözüm bulmadan ,çocuk evliliklerini bitirmek ne kadar mümkün.Genelde yaptığımız, pansuman tedbirlerle kansere çare olmaya çalışmak benzeri çözüm yollarıyla ,sorunu derinleştirdikçe derinleştiriyoruz.
Bu işin tek çaresi olan kız çocuklarının eğitimi için toplum olarak birkaç cılız çalışma dışında neler yapıyoruz?  Eğitimine ulaşabilmeleri için sloganların haricinde gerçekçi hangi çalışmalar var? Asgari eğitim bile alamamış annelerin yetiştirdiği kızcağızları bekleyen onlardan farklı bir gelecek mi ?
Milyonların izlediği dizilerde genç kızlarımıza verilen mesaj ; okumak için her şeyi göz al, meslek sahibi ol, diğer kızların eğitimi için insiyatif al değil , zengin birini kafala hayatın kurtulsun.Tüm dertlerin çaresi zengin kocayla evlilik.Genç ve yakışıklı bulamasan bile önemli değil, yaşlı da olur .Evli ise de dert etme,karısı zaten kötüdür ondan ayırdın mı tamam,Mesele hallolur

Dizileri istemeyen izlemesin demek de çözüm değil.Televizyon hala ,eğitimsiz geniş kitlelere tek eğitim kaynağı ve rol model olmayı sürdürüyor. Öncelikle ailelerde farkındalık oluşturup bunun yanlışlığı anlatılmalı.Keşke dizilerde bu konulara değinilse .Ama (bazı örneklerini gördüğümüz ) gibi ajitasyondan yapmadan ,konuyu sulandırmadan işlenmeli. Meslek sahibi olmanın ve eğitimin ne kadar önemli olduğu anlatılmalı dizilerle.
Senede bir gün 11 Ekim de , bir kaç yüz insanın bir araya gelip birbirini dinlediği programlar yapıp ,nutuk atmak, demeç vermekle çözülmüyor bu sorunlar.Çözüm endeksli alternatifler geliştirilmesi ve   kız çocuklarının okullu olması için toplumun da ,gönüllü çalışmalarla elini taşın altına koyması gerekiyor.
Çaresiz ve fakir insanları, aşağılamak, küçümsemek ,hakaret ederek akıl vermeye çalışmak onların savunma mekanizmalarını devreye sokuyor.Empati yaparak ,onları anlamaya çalışarak meseleye yaklaşmak gerekiyor.
Bu konuda kurumsal ve bireysel olarak çalışmalar yapanlara minnettarız .Lakin yetmiyor işte ,yetmiyor.İş hepimize de düşüyor…



#BenimKizimEnİyisiniYapar
#DünyaKızÇocuklarıGünü
            

30 Eylül 2018 Pazar

ARİSTO’DAN KARAKTER ANALİZİ


Daha çok kadim Doğu toplumlarında var olduğunu zannettiğim ilm-i sima ,ilm-i kıyafet de denilen fizyognomi (fizyonomi) konusunda antik Yunan’da ve Avrupa’ da  çalışmalar yapıldığını öğrenmem beni şaşırtmıştı.Hipokrat ,Aristo gibi bilim insanlarının yanında 18 ve 19 yy da Johann Caspar Lavater,Cesare Lombroso ve 20 yy Rosenthal gibi bilim insanları da bu konuyla ilgili çalışmalar yapmışlar.

Osmanlı döneminde devşirme sistemiyle seçilen çocukların zekalarıyla beraber fiziksel özellikleri de belirleyici olmuş.Batılı elçiler görev dolayıyla geldikleri Osmanlı da Divanı Hümayun’daki Umeranın boyundan  bosundan da övgüyle bahsetmişler,onlardan biri ,adeta dünyadaki en yakışıklı insanların burada toplanmış olduklarını söylemiştir.


Kısaca  söyleyecek olursa Fizyognomi  insanın fiziksel ölçülerinden yola çıkarak karakter tahmini yapmaktır. Biz bu konulardaki tarihsel birikimimizden bi-haber olsak da Bu gün  yurt dışında tıp ve biyoloji gibi bölümlerinde ders olarak okutulmasının yanı sıra iletişim,kriminoloji ,istihbarat ,insan kaynakları, gibi alanlarda bu tekniklerden yararlanılmaktadır.Hatta bazı hastalıkların teşhisinde ve eski resimlerdeki, önemli insanların karakter değerlendirmelerinde kullanılmaktadır.

Beden dili gibi bu konuda da yaygın bir yanlış olarak veriler tek başına değerlendirilmeye kalkışılmakta bu da eksik veya yanlış sonuca ulaştırabilmektedir.

Karakter tahlili yaparken organları sadece bir harf yada rakam gibi okumaya çalışmak değil   birbirini etkileyen harf ve rakamlardan oluşan bir denklem gibi düşünülmelidir.Yani bütüne bakarak değerlendirmelidir.Bu da ciddi bir bilgi ve  birikim gerektirir.Bunun  birkaç makale yada kitap okumakla başarılması pek mümkün değildir.Ama tabi genel bir bilgi ve izlenim edinilebilir.

İlk öğrendiğim zaman hevesle yapmaya çalıştığım beden dili okumasının kolay olmadığını aslında ciddi bir uzmanlık gerektirdiğini anlamamla birlikte bu hevesten vaz geçsem de beden dili  hala gözüme takılıyor.Amatörce değerlendirmelerimin bir kısmının doğru çıkmasıyla mutlu oluyorum açıkçası

Bu konuyla ilgili daha önce yazı yayınlayan değerli blogger arkadaşımız Arif Öztürk’ün bu yazısına da İLMI SIMA NEDIR? FIZYONOMI NEDIR? göz atmanızda fayda var.



Günümüzde bile sosyal medyaya aforizmaları ile ciddi kaynak  sağlayan , Antik Yunanlıların ağır abisi Aristo’nun analizleri ilgimi çekti ve doğrusu epey eğlendirdi.Günümüz bilimsel kriterleri açısından ne kadar doğru bilmesem de bana oldukça  ilginç geldi.
Aristo fizyonominin insanın ruh dünyasını tanımak için araç olduğunu söyler ve bazı insan davranışlarını ve fiziksel özelliklerini  hayvanlarla kıyaslayarak tespitlerde bulunur. Oldukça uzun olan değerlendirmelerin bir kısmı aşağıya alıyorum.Keyifli okumalar. (İsterseniz elinize bir ayna alarak okumayı deneyin.Ben Aristo'nun yalancısıyım efendim)

• Ses tonu tiz olan küstah kişiliklidir. Bu eşeği anımsatır.

• Ses tonu alçak başlayıp yüksek biten muhalefet kişiliklidir. Bu öküzü hatırlatır.

• Ses tonu zayıf ve gevşek olan, sakin kişiliklidir. Bu koyunu hatırlatır.

• Dudakları kalın ve üst dudak baskın olan aptaldır. Bu eşek ve maymunu hatırlatır.

• Üst dudağı ve üst damağı öne doğru çıkan kavgacıdır. Bu, köpeği hatırlatır.

• Burnunun ucu enli olan aptaldır. Bu domuzu hatırlatır.

• Burnu gaga olan alçak gönüllüdür. Bu kartalı hatırlatır.

• Burnu düz ve kalkık olan ihtiraslıdır. Bu geyiği hatırlatır.

• Burun delikleri geniş olan sinirlidir. Bu boğayı hatırlatır.

• Yüzü enli ve etli olan iyi kalplidir. Bu öküzü hatırlatır.

• Yüzü kemikli olan tedbirlidir. Bu eşeği hatırlatır.

• Yüzü küçük olan cesaretsiz ve iradesizdir. Bu kediyi ve maymunu hatırlatır.

• Yüzü büyük olan tembeldir. Bu eşeği hatırlatır.

• Yüzü kırmızı olan utangaçtır.

• Gözlerinin altı torbalaşmış olan alkoliktir.

• Gözlerinin altı torbalaşmış olan uykuya düşkündür.

• Gözü küçük olan cesaretsiz ve iradesizdir. Bu maymunu hatırlatır.

• Gözü büyük olan tembeldir. Bu öküzü hatırlatır.

• Gözü çukur olan gaddardır. Bu maymunu hatırlatır.

• Gözü patlak olanın zekâ seviyesi geridir. Bu eşeği hatırlatır.

• Başı büyük olan hassas tabiatlıdır. Bu köpeği hatırlatır.

• Başı küçük olan duygusuzdur. Bu domuzu hatırlatır.

• Saçı sarı olan cesurdur. Bu aslanı hatırlatır.

• Saçı aşırı kızıl olan kurnazdır. Bu tilkiyi hatırlatır.

• Gözleri kızaran çabuk sinirlenir.

• Göz rengi siyah olan korkaktır.

• Göz rengi parlak mavi olan korkaktır.

• Göz rengi kestane olan cesurdur. Bu aslan veya kartalı hatırlatır.

• Göz rengi alev olan yüzsüzdür. Bu köpeği hatırlatır.

• Kaşları kalın olan somurtkandır.

• Saçları düz olan korkaktır.

• Saçları kıvırcık olan korkaktır.

• Saçları az dalgalı olan maneviyata düşkündür.


23 Eylül 2018 Pazar

MİLLİ ÇÖP MESELESİ




Birkaç arkadaşla bir hafta sonu beraber geçirmeye karar verdik.Temiz havada tüm şehir parklara bahçelere dökülmüş.Piknik alanında ki anfi tiyatroya gittik baktık oyun var .Sevindik.Oyunun başlamasına daha vakit vardı.Ama biz içeri girdik uygun bir yere oturduk. Anfi tiyatro yavaş yavaş doluyor.Bir yandan muhabbet ederken bir yandan da yanımızda getirdiğimiz çiğdemleri çitlemeye başladık.Tabi kabuklarını elimizdeki poşete atıyorduk.Arkamızda da neşeli bir genç gurubu bir yandan yüksek sesle gülerek bir yandan konuşuyorlar.Tabi yazın tüm Türkiye şehirlerinde olduğu gibi ellerinde çiğdem var, ama kabuklarını yere atıyorlar.


Böyle sevimli ve neşeli gençlerin kabukları yerlere atmasından rahatsız olduk. Ama ikaz etsek nasıl karşılanır onu da bilmiyoruz.Bir kaç kere ,(bir durak için bindiği otobüste, yorgun argın oturan gençlerin başında gözlerini dikip bakan emekliler gibi ) şöyle dönüp baktık ama gençler hiç oralı olmadı bile.
Kibarca ikaz edelim diyoruz ama napalım bilemedi k.En sonunda arkadaşın birinin önerisiyle yanımızda ki gazete sayfalarından birinden kocaman bir külah yaptık.Arkadaki gençlere uzatırken de “isterseniz çöpünüzü içine atabilirsiniz” dedik.Galiba müzik sesinden gençler tam olarak ne dediğimizi duyamadılar.
Sonra içlerinden biri, bir avuç çiğdem alıp bizim gazete külahına doldurdu. Biz bir yandan gülüyoruz ama bir yandan da mahcup olduk. Tabi çiğdem alışverişinden dolayı da biraz samimiyet oluştu.En sonunda elimizdeki gazozların olduğu poşeti boşaltıp gençlere yeniden uzattık ,meramımızı anlattık.Bu sefer gençler de gülerek poşeti aldılar.Kabukları içine atmaya başladılar.
Tiyatro bitince çıkarken arkaya dönüp bir baktık ki ne görelim. Evet gençler kabukların bir kısmını poşetin içine atmışlar  ama, poşet de yerde … Tüm tiyatroda yerlerde, oturaklarda gazoz şişeleri, bisküvi, çerez, cips ambalajları ve çiğdem kabukları…
Birkaç gün sonraki bir seminerin çay arasında arkadaşlara olayı anlattım.Gençlerden biri gülerek “ama ben de çiğdem istediğinizi zannederdim” deyince hep beraber yeniden güldük.
Ya maalesef ortak kullanım alanlarına atılan çöpler meselesi ciddi bir sorun.


Yakın bir zamanda Japon turistler Önce Kapadokya da sonra İzmir’ de çöp toplayarak bizi utandırdı.
Sonrasında sosyal medyada  etiketiyle güzel bir kampanya başlatıldı.15 Eylül Dünya Çöp Toplama Günü’nde insanlar çoluk çocuk sokaklarda çöp topladı.Evet bu çöp sorununu tam olarak çözmez belki, ama farkındalık adına güzel bir kampanya oldu.Umarım bu duyarlılığı tüm seneye yaygınlaştırmayı başarabiliriz…


HAMİŞ: Çiğdem,çekirdek kabuğu üzerinde ayrıca durmak istiyorum.Organik çöp oldukları için tabiata metal ve plastik atık kadar zararının olmadığını düşünürdüm eskiden.Öğrendim ki kabuklarda ki tuz toprağı tahrip ediyor,bitki dokusuna zarar veriyormuş.Özellikle yazın parklarda ciddi miktarlarda kabuk oluyor ve temizlenmesi de diğer çöplere nazaran daha zormuş.