20 Ocak 2019 Pazar

SEN SENİ BİL SEN SENİ...


KARAKTER TESTİ  ( ETKİLİ İLETİŞİM )
                                               
  
Kim bildi ef'alini
Ol bildi sıfatını
Anda gördü zatını 
Sen seni bil, sen seni
(Kişi davranışlarının sebebini bilirse ,karakterini tanır.Öncelik kişinin kendini bilmesi tanımasıdır.)
                                   Hacı Bayram-ı Veli

          ***

Yeni bir yıla daha merhaba dedik.Bu yeni yıla kendinizi tanıyarak başlamak istemez misiniz? O halde bir karakter testi çözerek başlayalım.Daha sonraki yazımda beraberce karakterlerin analizini yaparız J J J

          ***

TARZIMIZI TANIYALIM
Aşağıdaki satırlarda size en uygun davranış biçimine “4” en az uyana “1” vermek suretiyle tüm kutuları 1’den 4’e kadar numaralandırın..
Not:
(1.sütun=Panter           2. sütun =Tavus         3.Sütun =Yunus         4.Sütun =Baykuş )



Konuşma Konularınız
Sonuçlar,ulaşmak istedikleriniz
Hayal ve arzular
Duygular ve Deneyimler
Gerçekler ve Rakamlar
Konuşma Hızınız
Çok Hızlı
Hızlı   
Daha Yavaş   
Orta
Giyim –Görünüm
Şık.Moda evi Tasarımı,Resmi
Canlı Renkler
,Moda,
Resmi Değil
Yumuşak Renkler,Rahat
Tutucu Klasik,İş Kıyafetleri
İletişim Tarzınız
Dolaysız                                

Canlı ,Heyecanlı
Hayalle Karışık
Düşünceler,Rahat
Belirli ,Az ve Öz
Sizi Motive Eden Unsur
Sonuçlar                                 ,


Alkış               Onay
Etkinlik
Hareket
Başarıya Götüren Unsurlar
Baskı,Değişim
Teşvik,Eğlenme
Birliktelik,Destek
Dikkat,Bilgi

Öfkenizi İfade Biçiminiz

            Sabırsız,Saldırgan
Kolaylıkla sinirlenebilir,Patlayabilir
Ilımlı,Bocalayabilir
Hemen Kızmaz,Mantıklı Yaklaşım
Çalışma Tarzınız
Yoğun,Hızlı,Birkaç İş Bir Arada
Özgürlüğü Sever,İnsan ilişkileri Önemli
Rahat,İşbirlikçi,Yardıma İstekli
Ayrıntıya dikkat,Bir Seferde Bir Konu
Ofis Ortamınız
Öncelik Sırasına Göre Düzenlenmiş,Planlı
İlginç Şeyler,Ufak Elektronik Eşyalar
Duygusal Hatıralar
Başvuru Materyali yakınında,Çok Sayıda Evrak Yığını
Çalışma Temponuz
Hızlı Değişimi Sever
Daha Hızlı,Kolay Sıkılır,Ber Konudan Diğerine Geçer
Nadiren Aceleci,Baskıyı Sevmez
Yöntemsel,Düzenli,İş Akışı
Sevmedikleriniz
Zaman İsrafı
Tekerleği Yeniden Keşfetmek
Çatışma
Yanılmak

Gurup İçi Rolünüz
Lider Yönetme İhtiyacı
Ahenk Sağlayıcı İlgi Merkezi Olma  İhtiyacı
Uzlaştırıcı,Guruba Dahil Olma İhtiyacı
Bilgi Sağlayıcı,Odaklaşma ve Yön İhtiyacı
Takdir Edilmek İsteğiniz,Özellik
Verimliliğim   
Katkılarım
Katılımım
İşimin Kalitesi

Tercih Ettiğiniz Ödül
Güç    
Takdir
Onay  

Sorumluluk

Toplam
Toplam
Toplam
Toplam
            



(Serbest çağrışım yaptı)... Cem Karaca'ya rahmetle ...

  


Cem Karaca : sen seni bil sen seni...


31 Aralık 2018 Pazartesi

DİLLER VE DİLEKLER ...

YENİ YIL HOŞ GELİR Mİ Kİ ?



Mevlana anlatır ki;..
Vakt-i zamanın birinde biri Türk Biri Acem biri Arap biride Rum ,dört fakir arkadaş beraber yolculuğa çıkmışlar.Yolculuk sırasında ellerinde ne var ne yoksa harcamışlar, tüm paraları tükenmiş.Açlık ve yorgunluğun etkisiyle bir meydanda birbirlerine yaslanarak oturup kalmışlar.Onların halini gören bir hayırsever hallerine acımış önlerine  bir altın lira atmış.Garipler pek sevinmişler altın liraya.
Türk olan hemen atılmış bu paraya üzüm alalım demiş.bu sıcak havada yorgunluğun da üzerine pek güzel gider
Arap yüzünü buruşturmuş yok demiş ineb alalım ben inep isterim.
Ne o , ne bu demiş Acem ben engür istiyorum.En güzeli engür.
Rum öne çıkıp kabarmış.Yook öyle yağma demiş bu paraya istafil alınacak.
Yok istafildi yok engürdü ineb di üzümdü derken dört arkadaş birbirlerine girmişler.
Bunların tekme tokat birbirlerine girdiğini gören ahali koşmuş ayırmış,bir yandan da dertlerini sormuşlar.Bunlar nefes nefese birbirlerinin sözünü keserek öbürünü arkaya itip öne çıkarak dertlerini anlatmışlar.
Hali tavrından okumuş yazmış olduğu belli bir adam” tamam” demiş “siz kavga etmeyin ,ben hepinizin istediklerini alıp geliyorum hemen”.
Altın lirayı ellerinden alıp şaşkın şaşkın arkasından bakakalan arkadaşların yanından ayrılıp ortadan kaybolmuş
Lakin biraz sonra bir sepet üzümle geri dönüp dört arkadaşın ortasına  boşaltmış sepeti.
Alın demiş doya doya yiyin.
Dört arkadaş bakakalmışlar , meğer hepsinin de kendi dilince istediği üzüm değil miymiş!

***


Takvimde ki son yaprak koparılmak için saatleri sayıyor artık.Tüm dünya heyecanla yeni bir yılı daha karşılamaya hazırlanıyor.İstekler dilekler umutlar sıralanıyor,hayal kırıklıkları başarısızlıklar,mutsuzlukların geride kalmış olması umut ediliyor.
Farkında mısınız dili,dini ,rengi, ülkesi fark etmeden insanlık yeni yılı benzer dileklerle karşılıyor.
İnsan onuruna yaraşır hayat şartlarında yaşamayı diliyor.Emek vereceği işinden kazandığı ekmeği sıcak yuvasına güvenle götürmek istiyor.
Saygı görmek istiyor,.Haksızlığa uğramasın ,sevilsin sevmeye değer insanlar olsun etrafında istiyor.Savaşlar olmasın yıkımlar yaşanmasın,çocuklar gülebilsin,anneler ağlamasın,gençler hayatının baharında umut dolu planlar yapabilsinler geleceğe dair diyor.



Peki herkes benzer dileklerde buluşurken bunca acı savaş yıkım nereden çıkıyor ? Neden bitmiyor ?

Çözüm birbirine kulak vermekten geçiyor.Anlamaktan, dinlemekten, ortak paydalarda buluşmak için gerektiğinde ödün vermekten, empati yapmaktan geçiyor.
İnsanlık olarak söylüyoruz ! dinlemiyoruz ! Anlatıyoruz,anlamaya çalışmıyoruz...
Anlaşılmanın yolunun karşıdakini anlamaktan geçtiğinin farkında değiliz. 

Aslında Dünya tüm ihtiyaçlarımızı karşılayacak kadar zenginken,hırslarımızla fakirleştiriyoruz.
Halbuki birbirimize bir kulak versek, aynı şeyleri farklı dillerle söylediğimizi fark edeceğiz.

Ah bir kulak versek birbirimize ! …

14 Aralık 2018 Cuma

SOSYAL SINIFLARIN YENİ ER MEYDANI ; Sosyal Medya

 PEMBİŞ (!)  GELİNLER NE İSTİYOR ?


           “Sınıf mücadelesi artık sosyal medya üzerinden veriliyor” desem abartı olur mu bilemedim…
Pembiş gelinler sosyal medyayı ikiye böldü nicedir.Mutfak eviyesinden çaydanlığına, el gırgırından duvar saatine pembenin 1001 tonundaki aksesuarlarla tamamlanan ,pembe beyaz mobilyalı yeni gelin evleri kreatif tasarımda sınır tanımıyor.Pembiş sofra takımlarıyla koçişlerine !  tatliş ! sofralar hazırlayan pembiş!  gelinlerimiz ,diğer sosyal medya kullanıcıları tarafından çoğu alayla karışık ağır bir dille eleştirilip kınanadursun, onlar aldırmadan her yeni gün kendilerini de aşarak, diğer kullanıcılara aldırmadan, yollarına devam ediyorlar.

             Gün geçtikçe sayıları çoğalarak alanlarını genişleten pembiş gelinlerimiz şimdilik galip görünüyor.Sosyal medya da bazı kızlarımızın “burada alay edersiniz ama, gerçek hayatta onlarla evlenirsiniz “ serzenişlerinden anladığımız kadarıyla, erkeklerin de örtülü bir desteği söz konusu.
         Diğer yandan pembiş !  gelinlere dudak büküp “ayy ne banal” diyen seçkinci tayfa da aslında başka klişelerin kurbanı olmaktan kurtulamıyor. ”yapmayanı dövüyolla “ diyebileceğimiz kitap-kahve fotosu paylaşmayan, mürekkep yalamış gencimiz handiyse kalmadı.Gugıllamadan ismi yazılamayan düşünürlerden ,popüler bilim insanlarından,teknoloji fenomenlerinden aforizma kasan paylaşımlar yapmayanlar, kendi sosyal sınıfında yetersiz bakiye muamelesi görüyor.Yıl boyunca aç bi ilaç yaşayıp bir önceki senenin tatil kredisini ödeyen insanlarımız, beş yıldızlı otellerdeki tatil fotoğraflarını ,nerdeyse ömür boyu kredisini ödeyecekleri ,görgüsüzlüğün de gözünü çıkartan düğün nişan balayı fotoğraflarını ( tbt etiketiyle ) dönüp dönüp paylaşıyorlar.

Pahalı bir saat takılmış tek elin, markası görünecek şekilde direksiyonunu tuttuğu ,hülyalı bakışlarla uzakları seyreden foto olmayan pp profilden sayılmıyor neredeyse.Annesinin açtığı gözleme  ayranla büyüyen nesil akçaağaç şuruplu paykek ve sumuti olmayan kahvaltı sofralarının fotolarını  paylaşmayı ar sayar oldu.Nenesinin tarlada döktüğü terin bir mislini spor salonunda dökmeyen, bahçesinde plates yaparken villasının fotosunu koymayan kızcağızlar yeni nesil  society woman lisansını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.Yan yatırılmış ressam şapkası,ipek fular ve pipo ile Yeşilçam filmlerinde  karikatürize edilen tiplemeleri sergi salonlarında gördü bu gözler.

Noldu bize ?  nerden düştük bu hallere ???
***
İnsanlar yapıları itibariyle bir arada yaşamaya mecbur sosyal varlıklar.Hayatlarını devam ettirebilmek için üretmek ve ürettiklerini değiş tokuş yaparak toplumun diğer fertleri ile yardımlaşmak zorunda.Toplum tarafından kabullenilmek saygı görmek önemli  psikolojik ihtiyaçlar arasında.Kişi toplum tarafından kabullenilmek için ,toplum tarafından oluşturulan normlara uymak zorunda hisseder kendini.Çeşitli ödül ve yaptırımlarla  da toplum ,fertleri kendisine uymaya zorlar.Buradaki ödül toplumsal onaylanma, sosyal ilişki kurma vb davranışlar iken ceza sistemi de kınama ve dışlama tarzı davranışlardır.
Statü bireyin toplumsal sistem  içinde edindiği yerdir. Statü kişinin kendini kabul ettiği veya istediği  değil toplumun  diğer üyelerinin onu kabul ettiği yerdir.İnsanlar kendilerinden üst statüde gördükleri kimselerle iletişim kurma eğilimindedirler.Böylece üst  statüdeki kişilerle iletişim kurarak toplumsal  itibarının yükseleceğini ve onların sosyal ve ekonomik imkanlarından yararlanacağını düşünür.Toplumumuzda sınıfsal farklılıkların kalktığı düşünülse de yeni yeni sosyal sınıflar oluşmaya devam ediyor .Geçmiş 20 yıldan beri bir çok şey değişti ve yepyeni toplumsal sınıflar oluştu.Günümüzde bireyler kendini ispatlama ve statüsünü yükseltme çabasıyla baş etmeye çalışıyorlar.

Kişinin kendini yeterince güçlü hissetmediği zamanlarda statü sembolü olarak görülen eşyalara ve davranış kalıplarına daha çok başvurulur.
Tüm bu değişiklerin ve karmaşanın içinde kendine yer edinmeye çalışan günümüz modern toplumundaki  bireyler ( özellikle de  gençler) statü sembolleriyle kendini ispatlama çabasındalar.Sosyal medya, görece olarak normal hayattan daha kolay  olmak istediği görüntüyü vermeye yarıyor.
Aslında insanların olduklarından daha farklı bir profil çizmeye çalışmalarının, üst sınıf olarak gördükleri kişilerin davranış kalıplarını uygulamalarının ,görgüsüzlük boyutunu aşan davranışlar sergilemelerinin ardındaki gerçeklerden biri de işte bu sınıf mücadelesi ve statü elde etme çabasıdır.
Eh böyle olunca da sosyal medyada herkes normal hayatından farklı ikinci bir sanal profil oluşturuyor.Eski Türk filmlerindeki zengin koca bulma uğraşındaki güzel kızlarımızı hatırlayın.Hani güzel kızımıza tüm mahalle destek olur ellerindeki avuçlarındaki tüm birikimlerini kızımızı zengin ve asil göstermek için harcarlar.Kızımız sınıf atladığında onlarda onun imkanlarından yararlanma düşü kurarlar.
Ve kızımız sosyeteye karışır, zengin ve yakışıklı bir beyle tanışır.Türlü oyunlar ve cilvelerle evlilik teklifini koparır.
Vee süpriiz…Aslında zengin ve yakışıklı (!) gencimizde kızımız gibidir . Zengin bir kızla evlenebilmek için arkadaşlarının desteğiyle zenginmiş ! gibi yapmıştır.Ve finalde güzel ve yakışıklı iki fakir genç, el elde baş başta öylece hüsran içinde  kalırlar ya.
Hah işte aynen o şekilde makyajlı  sahte sosyal medya profilleriyle elde edilmeye çalışılan statüler de öyle pek işe yaramıyor. Mış gibi yapan insanlarımız hayal kırıklıkları ve mutsuzlukla yaşamaya mahkum oluyorlar.








8 Aralık 2018 Cumartesi

GELEN KALMAZ ,GİDEN GELMEZ…


BİR YILIN DAHA ARDINDAN...


Genç bir psikiyatr bir akıl hastanesinde göreve başlar.Hastaneyi tanımak için gezerken bakar ki hastalar  duvardaki bir deliğin önünde sıra olmuşlar sakin sakin bekliyorlar . Sırası gelen akıl hastası gözünü duvardaki deliğe dayayıp bakıyor sonra da tekrar sıranın arkasına geçiyor .O delikte ne gördüklerini doktor çok merak eder,o da sıraya girer ve sırasının gelmesini beklemeye başlar. Nihayet sıra ona gelince heyecanla gözünü deliğe uydurur ve bakar ama hiçbir şey göremez.O sırada arkadaki akıl hastaları sabırsızlıkla doktoru dürterler .”Çabuk ol , çabuk ol.”
Doktor  bir  şey göremediği için daha da meraklanır.Tekrar  en arkaya geçip  sıraya girer, beklemeye başlar.Nihayet sıra kendisine gelir,tam bakayım derken arkadan akıl hastaları sabırsızlıkla dürterler doktoru.
Doktor yine bir şey görememiş ama merakı daha da artmıştır.En arkada yeniden sıraya girer ve üçüncü seferde de bir şey göremeyince dayanamaz ,diğerlerinden nisbeten daha akıllı gibi görünen birine yaklaşıp sorar
-Yahu kardeş bu deliğin arkasında ne var ? Ben bir şey göremedim.
Beriki doktoru baştan aşağı şöyle bir süzüp sonrada dudak büker.
-Hemşerim der dur bakalım sen daha yeni geldin.Biz üç aydır bakıyoruz o delikten daha bir şey göremedik…

            ***
Bir yıl daha eksiliyor dünyanın, binlerce ,belki de milyonlarca  yıllık  ömründen. Koskoca bir yılın takviminden yapraklar teker teker düştü mazi  denen  kara deliğe.Son yapraklar sıralarını bekliyor artık.
Tüm dünyaca coşkuyla beklediğimiz milenyum çook gerilerde kaldı.Gelmesi için saniyeleri saydığımız milenyumda doğan bebeler rüştünü ispat etti.
Bir nehir hızıyla geçiyor zaman.Zaman çizgisinde var olmak için binlerce yıl bekledik.Sıra bizde şimdi,dünya penceresinden bakmak için.Bir insan için ne uzun ,Dünya için ne kısa bir an.Ancak bir ışık çakması kadar belki, bir insan ömrü  dünyanın ömrü içinde.Bir kum tanesi cirminde, dünya kumsalı üstünde.
Daha dün başkalarındaydı sıra.Onlar da yoruldu,didindi,koştu ,terledi,dinlendi.Onlarında hırsları vardı dünyayı dolduran,umutları vardı sonsuzluğa uzanan.Ne kaldı geriye şimdi onlardan…
Oların içinde de yükselmek için başkasının sırtına basan da vardı, yardım etmek için elinden tutan da.Bir lokma kuru ekmeğini bölüşen de vardı,tacına bir inci daha eklemek için canlara kıyanda.
Cam boncuklar verilip ,altınları yağmalananlar da  gitti, hazine sandıklarını dolduranlarda.Titanik’de sandallara tutunanların suya atanda öldü,buzlu sularda can verenlerde.
Kim bilir kaç kişi çiğnedi üzerinde yürüdüğümüz toprakları,kaç kişi üzerinden geçti …Ciğerlerimize dolan hava daha önce kaç kişiye hayat verdi,bedenimize aldığımız vitaminler kaç canlının vücudunda dolandı.
Dünya bir tiyatro sahnesi sırası gelen çıkıyor rolünü icra ediyor.Sonra sahneyi devrediyor ardından gelene.Devam ediyor bu döngü , binlerce yıldır.

Ne kaldı gidenlerden geriye …
Belki bir süre, sevenlerinin kalbinde bir sızı,gözünde bir yaş,zihninde bolca anı.Belki bir fincan,saklanmış bir saat ya da kanaviçe işlenmiş bir yastık.Sonra o anılar da silindi , kalan eşyalar eskidi,kırıldı,unutuldu.
En son hatırlayanlar da gitti dünyadan,ismini bilen, cismini gören kimse kalmadı ardında…
Eski bir Arap şairinin dediği gibi “gelen kalmadı,giden gelmedi…”
O zaman ne gerek var can yakmaya ,kalp kırmaya.Biriktirip harcayamayacağı, eskitip giyemeyeceği,karnı doyduktan sonra yiyemeyeceği şeyler için hırs yapmaya ,gücünün yettiğine  çelme takıp, yetmediğine temenna çakmaya …
İşte binlerce yıl bekledikten sonra dünya geldik penceresinden bakmaya.Ama ardımızda daha uzuun bir kuyruk var sabırsızlıkla sırasını bekleyen.Bakalım ne göreceğiz ne kadar göreceğiz.
Adettendir ya herkesin ardından denir.”Dünyasına doyamadan gitti”
Kalsaydı doyacak mıydı ki ?



22 Ekim 2018 Pazartesi

BEN BU PAZARA RAZI DEĞİLEM ...



Tüm yeryüzüydü dervişin yurdu.Nerde dermanı tükenir orda dinlenirdi.Nerde açlıktan dizleri titrer bir kuru ekmek veren bulunurdu.Çöllerde yıldızlı gökyüzünü yorgan yapardı,şehirlerde kaldırım taşlarını yastık .
Yol mu uğrattı, dert mi çekti bilinmez, günlerden bir gün bir şehre düştü yolu.Susuzluktan yanan ciğerinin  yangınını söndürecek bir çeşmeye rast gelmedi bir türlü.

Kızgın güneşin hışmından, gölgesine sığındığı konağın kapı tokmağına ilişti titreyen elleri.
-Su diye inledi.Allah rızası için bir yudum su…

Kapı aralandı.Derviş bir çift el  gördü önce, billur damlaların buğuladığı bardağı uzatan,sonra da içinde çöl  gecelerindeki yıldızların oynaştığı bir çift gece karası göz.
-Buyur derviş, diyen sesin cilvesi sıcaktan fazla yaktı kavurdu yüreğini dervişin.Boş bardağı verirken, uzanan  ellerinde yüreği de vardı …
Kararı kalmadı dervişin.Uykusu tüneği kalmadı.Dertsiz gönlüne dertlerin en yakıp kavuranı düştü.
Günler sonra cılız ellerin tuttuğu tokmak yeniden vurunca kapıya,aralanan kapıdan o bir çift yıldızlı çöl karası göz uzandı dışarıya .”Buyur derviş” dedi dilber, “ne istersin bu sefer”.
-Ben bu pazara razı değilem, diye inledi derviş.”Bir bardak su verdin,gönlümü kökünden söküp     aldın.Kararım,kalmadı.Huzurum uçtu gitti. Al bu  bir bardak suyunu da bana gönlümü geri ver” …

Modern hayat rahatlık ,lüks ,şatafat verdi bize ,karşılığında dirliğimizi,düzenimizi, huzurumuzu bereketimizi aldı. Kararımız kalmadı her gün her gün ulaşılamayan, ulaşınca uzaklaşan hedefler peşinde koşmaktan .Tatil yapmak için çalışır,içinde oturamadığımız, yatmaktan yatmaya gidebildiğimiz koca koca evlerimiz için borç yükü altında inler olduk.Yüzlerce binlerce insanın arasında yalnızlık çöllerinde kavrulduk.Yıldızlı gökyüzümüzü ihtişamlı avizelerle değiş tokuş ettik.Papatya kaplı çimenden  halılarda koşma  özgürlüğünü ,plazalarda haps olmak için terk ettik.Çoşkulu kalabalık ailelerle kurulan bayram sofralarını ,tanımadığımız kalabalıklarla ,beş yıldızlı otellerde tatil yapmak için feda ettik.İtibarımız layklarla (!) sosyal medya takipçileriyle,ölçülür oldu....

Ben bu pazardan razı değilem, al bu verdiklerini bana huzurumu geri ver desek olur mu ki ?





        Hamiş : Nerde okudum, ne zaman dinledim hatırlamıyorum ama dervişin derdi aklıma düştü.Kendi kelimelerimle bir de ben anlatayım dedim ,arayışın temsilcisi bir derviş hikayesini ...

1.  Minyatür :Reza Mahdavi 
2. Minyatür:Funda Yeşilyurt
3.Minyatür:Serap Derinkök (emin değilim !)

15 Ekim 2018 Pazartesi

EVDE SIKI YÖNETİM İLANI


Bacılar Meclisi Müzakerede

Evet efendim bizde korkulan oldu.Entel Bacı,  Bacılar Meclisi yönetimine el koydu.Sıkıyönetim ilan edildi…
Malum ,daha önce Dantel&Domestik Bacılar, Dantel Devrimi gerçekleştirmişlerdi.Karşı cevap gecikmedi…
Dantel&Domestik bacılar şaşkın, lakin yapabilecekleri bir şey yok gibi görünüyor.Mecburen ortama ayak uyduracaklar.
Entel Bacı ilk iş Dantelin el işlerine el koydu.”Bu sıcaklarda örgü mü yapılırmış, kaldır şu yayıntıları “diye şarlayınca Dantel” ama bunlar koton , örerken elleri terletmez” diyecek oldu ama Entel ellerini beline koyup gözlerini öyle bir  devirdi ki ,zavallı Dantel cümlenin sonunu yutmak zorunda kaldı.Mecburen şişleri, yünleri, tığları sepetine doldurup vitrinin üzerine kaldırdı.Ona da Domestik cırladı “onlar oraya konur mu hiç, sende estetik kaygısı denen şey yok mu ? “ deyince mecburen toplayıp çekmeceye doldurdu.
Domestiğin cırlamasını duyan Entel elleri belinde ona dönüp “dur bakalım sıra sende ,sen bi konuşma şimdilik “diye azarlayınca susmak zorunda kaldı.

Aylık bütçeyi eline alan Entel, kalemleri tek tek gözden geçirip ültimatom verdi”masraflar azaltılacak.En başta waffle artık yok çileğin kilosu kaç para ? sokaktan mı topluyoz bunları ? “ diye üstünü çizdi.Sarma zaman israfı,çiğdem çerez hem pahalı hem yağ oranı yüksek,cips gazoz artık yok,içli köfte mi ayy sen köylü müsün içli köfte yapıyorsun?  hem ne bu böyle, yiyin yiyin oturun. Olacak iş mi ,artık düzen ve disiplin olacak bu evde…”
Dantel & Domestik  korkularında pusup kaldılar.Entel bir de Dantel & Domestik ‘in yaptıkları işleri alıp performans değerlendirmesi yapmaya kalkmasın mı?
-Bak bu kazak için bir ay harcadın.Günde iki saatten ayda 60 saat eder.Saatini asgari ücretten hesaplasak  6x50  :60  = 390 yapar. Bir de buna yün parasını ekle.Sen bu fiyata 4 kazak alırsın.Bundan sonra örgü yok efendim.”Ama hediye,el örgüsünün değeri” falan diye gevelemeye çalışan Dantele yüz vermedi tabi.

Sıra Domestik’e geldi.
-Bak sarma ve içli köfte için harcadığın vakte yazık.Tüm gün uğraşıyorsun yarım saatte yenip bitiyor.Ne bu içli köfte bulgur ve et değil mi ? Yap bir bulgur pilavı , yanına da kıyma kavur  bitti gitti.Sarma yaprakları pirince tat versin diyorsan da, pilav tenceresinin altına üstüne bağ yapraklarını diz.Pişerken tadı geçer zaten.
Entelin bu değerlendirmelerine şaşkınlıktan gözleri büyüyerek bakan Dantel & Domestik lal kesildiler.Ağızlarından tek kelime çıkamadı.
Tabi iş bunlarla kalmadı.İzlenen film ve diziler ile okunan kitapların listesini eline alan Entel tek tek hesap sordu.Efendim vakit geçirmek için film dizi izlemek olur muymuş hiç ? Değerli zamanı böyle harcamak ne büyük israfmış falan filan. Duyan da zannedecek ki tasarruf edilen zamanda, Entel Uzay bilimlerinde çığır açacak, kuramcılar arasında otorite olacak.

                                     Bu yaza yetişmedi ama olsun.Gelecek yaza çanta hazır


Asıl sorun Kezban’la patladı.En az 7-8 saat uyumadan afyonu patlamayan Kezban’ın başına gece demeden gündüz demeden 3 saatte bir “of of ne olacak bu insanlığın hali” diye dürtüp uyandırmasa fazla sorun olmayacaktı.Uykudan vakitli vakitsiz uyandırılan Kezban bir de “uykun kaçtıysa al kitap oku” diye burnuna tableti dayayan  Entelin yüzsüzlüğüne dayanamayıp patladı.(Laf aramızda aslında Kezban’ı uykudan uyandıran Entel değil sıcaklardı ama herkes Entele bilendiği için, onun uyandırdığını zannetti.)


En sonunda Kezban eteğini toplayıp ellerini beline koyup ,Şahika Koçarslanlı gibi bir “ ayyhh ne bu be”çekti ki ortalık inledi.
Salon hamfendisi çizgisinden çıkan Kezban devam etti.
-Yetti bea .Hepiniz burda berabersiniz.Bir o devrim, bir bu sıkı yönetim noluyoz böyle. Adam gibi beraber yaşamanın çaresini bulun.Bulmazsanız benden günah gider diye yeri göğü inletti. (Sanki bir şey yapabilecek.Ancak Nasreddin Hoca gibi eski kilimden heybe yapar) Ama tehdit ekili oldu.
Bacılar meclisi koalisyon görüşmelerine başladı.
Dantel;
-Bak el işinin değerini, saatlik performans düzeyine indirmek abes bi kere.Artık endüstriyel üretimlerden insanlar sıkıldı.Kendilerini ifade edecek tasarım ürünlerine rağbet var.Dünyada yükselen trend katma değeri yüksen ürünler üretmekte..Aynı zamanda sevdiklerin için üretim yapmak sevgiyi göstermenin en etkili yollarından biri. Modern bireyin en büyük açmazlarından biri de yabancılaşma.Sanal üretimler yapan ya da üretim zincirinin sadece bir parçasına dahil olduğu için üretmenin hazzını yaşayamayan modern bireyde   değersizlik hissi oluşuyor.Boşuna mı sanal sosyal medyada insanlar ben değerliyim diye kendini göstermeye çalışıyor. Bla bla .Dantele hayret ettik. Demekki Enteli dinlemez görünürken ,okuduklarından o da bir şeyler kapmış.Bir de konuyu alıpda sosyal medya paylaşımlarına bağlaması yok mu, Entel’in bile ağzı açık kaldı.

Domestik;
Önce sağlıklı beslenmeden girdi konuya. Bak gıdaların raf ömrünü uzatmak için konulan katkı maddelerinin ne gibi sağlık sorunlarına yol açtığını biliyor musun sen ? Evde mis gibi katkısız yemek yapıyoruz da ,gene de yaranamıyoruz.Hem artık evde yapılan sağlıklı yemeklerin değerini dünya anladı da, sadece değişik kültürlerin yemeklerini yemek için insanlar kıtalar arası seyahat ediyor. Haspamın dediğine bak.Yaprakları tencerenin dibine serecek mişim. Kültürel aktarım bu.Kaç yüz yıllardır  kaç medeniyetten kadının katkısı var bu kültüre,ne diyosun sen ? Bütçeye de katkıda bulunuyorum üstelik.Bir de bana tasarruf diye geliyor hamfendi…
Bunlar bıd bıd laf yetiştimeye çaılışırken Kezban yine parladı.”Susun ya, ona mazeret bulmak zorunda mıyız ? Canımız istiyo yapıyoz. Kim ne karışır.Ben onun keyfine göre mi davrancam ille de “…

                                                                                                                                                           Bu zaman gençlerine ne hediye istersin dersen olacağı bu

Efendim müzakereler devam ediyor ama yine de bazı gelişmeler oldu.Dantel mesela, bayağı amigurimi    yaptı.Ördüğü çanta yaza yetişmedi ama sağlık olsun bir daha yaz başına hazır oldu hiç olmazsa.Bol bol hediye biriktirdi.Bebekler arabalar uçaklar hayvanlar falan .Hatta kuru kafa bile yaptı.

Domestik kışlık üretimi için kolları sıvadı.Çeşit çeşit reçeller yaptı.Karadut,kayısı,çilek,mürdüm eriği,vişne reçelleri ile kalpleri fethetti. Acı soslar ,tarhanalar yaptı.Domates ve menemen için kullanılan kavanozlarla, cam sanayimize can verdi.Yani o derece. Salça da bu sene ondan.Gerçi Waffle ,pasta,kurabiye için fazla zamanı olmadı ama bi içli köfte ile aşureye zaman buldu.


Entel bu zaman boyunca fazla sesini çıkarmadan Domestik’e yardım etti.Sonuçta bütçeye katkı oluyor.Domates doğrarken, Black Mirror yanında Last Man on Earth seyretmelerine sesini çıkarmadı.Çağdaş Sosyoloji Kuramları ile Virginia Woolf arasına  Cumbadan Rumbaya sıkıştırmalarını görmezden geldi.Hatta onlarla beraber İstanbul’lu Gelin bile izledi.
Hasılı kelam, mutabakat tam sağlandı sayılmaz ama görüşmeler sürüyor efendim…


Not :İlk önce okuttuğum zat-ı muhterem "Bir şizofrenin not defteri" dedi yazıma. 💀 Lakin ben Modern kadının varoluş sancıları  (!) demeyi tercih ediyorum  😉