28 Aralık 2014 Pazar

BİR DEVRİMİN RUHU  BEGÜM


      Kitabı alırken Begüm’ün roman kahramanının adı olduğunu zannetmiştim ,Ama Hindistan’da  prenseslere ve kral eşlerine verilen unvan olduğunu öğrendim.
     Roman Hindistan’daki İngilizler karşı verilen bir bağımsızlık mücadelesini ve mücadeleye liderlik eden Begüm Hazret Mahal’i anlatıyor.
      1856 yılında Hindistan’da bağımsız bir krallık olan Awadh İngilizler tarafında sudan bahanelerle ilhak edilmeye kalkılır  ve Kralı Muhammed Vacid Ali Şah sürgüne gönderilir.Amaç en zengin krallıklardan biri olan Awadh’ın zenginliklerine el koymaktır. 
      Farklı din ve ırka mensup insanların barış içinde yaşadığı Altın ve Gümüş Şehir olarak anılan ihtişamlı Lucknow krallığın başkentidir.Burda başlayan Sipahi isyanı kısa zamanda tüm ülkeye sonrada diğer krallıklara sıçrar.Bu isyanı başlatan ve komuta eden ise sürgündeki kralın eşi olan Begüm Hazret Mahal’dir.
     Romanda İngilizlerin Hindistan’ın zenginliklerini  yağmalamasını , yapılan zulümleri , doğu insanını ve kültürünü nasılda  küçümsediklerini içiniz ezilerek okuyorsunuz.Buna karşılık yek vücut olup vatanlarını savunan teknolojik üstünlüğe karşı vücutlarını siper eden Hindistan halkının umutsuz bağımsızlık mücadelesi içinizi çoşturuyor. Tarihi olaylar aslına sadık kalarak anlatılmış.O dönemdeki sosyal ve kültürel yapıyı, isyana giden yoldaki olayları ,savaşın bütün aşamalarını ,şahısları  yazar büyük bir yetkinlikle anlatıyor.. Biraz okuması  zor bir kitap.Tarihe sadık kalma kaygısı ile birbirine benzer savaş sahneleri tekrarlanmış.Zaman zaman da bir tarih kitabı uslubu ile anlatım yapılmış.Bunda da yazarın gazeteci kimliğinin etkisi var sanırım.
     Sıradan bir ailede başlayan ,bir kral eşi olmaya uzanan ve bir halkın kaderine hükmeden muhteşem bir kadının etkileyici hikayesini, yüzlerce yıl sonra yine bir kadının yazması tarihin bir cilvesi olsa gerek.
     Küçük prenses Sara’nın hikayesini sanırım birçoğunuz okumuş ya da  filmini izlemişsinizdir.Shirley Temple’nin canlandırdığı unutulmaz Sara karakteri beni de az ağlatmamıştı.Ama çocukluğumun kahramanı Sara’nı o ihtişamlı hayatının  kaynağının, Hindistan  halkının adeta yağmalanan zenginliklerinin olduğunu fark edince büyü bozuldu.Roman boyunca bu sık sık aklıma geldi.

     Romanın Yazarı Kenize Mourad  en az roman kahramanı Begüm Hazret Mahal kadar ilgi çekici ve sıra dışı bir kişilik.Bakar mısınız şu kombinasyona. Anne Osmanlı Sultanı baba bir Hint racası .Bir prenses ile Prensin kızı yani .Ve o hayatını yazarak kazanan en tehlikeli coğrafyalara gözünü kırpmadan giden bir gazeteci.Umarım bir gün onun da hikayesini yazacak bir romancı çıkar. 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder